Skip to content
  • https://www.youtube.com/c/SanatsalHareketler
  • https://www.instagram.com/sanatsaalhareketler/?hl=en

Sanatsal Hareketler

  • anasayfa
  • zemin
    • zemin
    • ekip
  • film & dizi
  • edebiyat
  • felsefe
  • sanat
  • müzik
  • dijital kültür
  • tiyatro
  • destek ol
  • deneysel
YouTube
  • Anasayfa
  • Film & Dizi
  • Kuru Otlar Üstüne Detaylı Film İncelemesi: İnsanın Doğası

Kuru Otlar Üstüne Detaylı Film İncelemesi: İnsanın Doğası

Yazar: Özge Acu

Nuri Bilge Ceylan’ın Kuru Otlar Üstüne filmini nihayet izledim. Film, Netflix platformunun arşivine eklenmiş durumda. Buradan izleyebilirsiniz. Üzerine söylenecek çok fazla şey olan bu filmi az sonra yerli yersiz eleştirmeden önce ilk olarak filmi beğendiğimi söylemekle işe başlayayım. Ardından filmin yapımında emeği geçen bütün herkesi gönülden tebrik ederim. Parçası olmaktan gurur duyabileceğiniz bir eser ortaya koymanın mutluluğu içinde olduğunuzu düşünüyorum. Özellikle sinemada kendini var etmek isteyen insanlar için, Nuri Bilge Ceylan filmlerinin, harekete geçirici bir güç; sanatsal bir ifade bağlamında ilham verici olduğu kanaatindeyim.

Burada yapılacak olan film eleştirisi de subjektif bir bakış açısının ürünü olacağı için lütfen bir belge mahiyetinde olmadığını, zaman içerisinde de dönüşebilecek fikirler olduğunun bilincinde olarak okumanızı öneririm. Öte yandan filmi hiç izlemeyip buralara uğradıysanız okumanızı tavsiye etmiyorum ama ”benim umurumda olmaz” diyorsanız da keyfiniz bilir… Uzun bir yazı olacak, mümkün olduğunca önemli sahneler üzerinden gideceğim. Evet başlayalım o halde.

Kış

Filmimiz tam olarak üç saat on yedi dakika uzunluğunda. Filmin uzunluğu ile anlatılan hikaye arasındaki çizgi, zamanın göreliliğindeki vurgu gibi. Zamanın hızlı geçmesini istemediğiniz anlardaki hızı ve zamanın hızlanmasını istediğiniz anlardaki yavaşlama hali gibi ilginç bir dinamiğe sahip. Kuru Otlar Üstüne filminin saati uzun ancak hikayede o kadar çok malzeme var ki o üç saatteki yoğunluk yeterli değil. Ama bu da yönetmenin filmografisinden alışık olduğumuz bir durum. Diğer filmlerine göre farkı ise ”Kuru Otlar Üstüne” daha sürükleyici bir dinamikte.

kuru-otlar-üzerine-samet-karlar-altında-yürüyor

Film, sinematografik olarak muazzam bir sekans ile açılıyor. Kış ayındayız. Karlar altında kalmış köy manzarası eşliğinde otobüsünden inen Samet öğretmenin, evine dönüşünü görüyoruz. Bu açılış karesi filmin anlatısını anlamak adına önemli. Samet öğretmen karda yürüyor ama bu yürüme hali, koşulların zorluğu ile olan bir yürüme halinin ötesinde bir derinliğe sahip olduğunu düşünüyorum. Nitekim sonrasında bu karakterin kendini burada, bu köyde çok da var etmek istemediğini görmemiz ile bütünleşen bir ifade açığa çıkıyor.

Seyirciyi akan olayın içerisine dahil ediyor Nuri Bilge, karakteri akışta tanımamıza yönelik bir anlatı söz konusu. Meslektaşı Kenan ile aynı evi paylaşıyorlar. Eski sobalı bir köy evini paylaşan iki öğretmenin gündelik bir sohbetine ortak oluyoruz.

kuru-otlar-üstüne-kış-samet-yetişmeye-çalışıyor

İncesu Ortaokulu’nu, öğrencilerin kardaki neşesini ve Samet öğretmenin yavaş yavaş okula girişini takip ediyoruz. Öğretmen odasındayız her şey doğal akışında ilerliyor. Öğretmenler odasında standart ama samimi bir sohbete ortak oluyoruz. Bu ana kadar çok fazla yakın plan çekim olmaması dikkatimi çekmişti filmi izlerken.

Biraz dikkat dağıtıcı buluyorum bunu. Özellikle odaklanmakta zorluk çeken bir seyircinin perspektifinden. Belki açılış sekansının ardından karda yürüyen Samet öğretmenin sonlara doğru yakın plan bir çekimi bu dağınıklığı giderebilirdi diye düşünüyorum. Çünkü karakterin psikolojik durumu da aslında dönüşünün nasıl bir dönüş olduğuna dair ilerleyen sahnelerde oldukça fazla malzeme barındırıyorken… Ana karakterimiz Samet, Deniz Celiloğlu tarafından canlandırılıyor. Bu filmde sanki karakter onu düşünülüp yazılmış gibi güçlü bir bütünleşme ile var oluyor. Çok keyifliydi onu izlemek.

Sınır

Öğrencisi Sevim’in, Samet Hoca ile yakınlığı ince bir çizgide ilerliyor. Ne çok samimi ne de çok uzak olarak tarif edilebilir. Film boyunca da zaten muğlak bir yaklaşım söz konusu. Samet Hocanın Sevim’e tatil dönüşü bir hediye ”ayna” getirdiğini ve ona koridorda verdiğini görüyoruz. Bir öğretmenin öğrencisi ile geliştirdiği iletişim biçimi, kurduğu bağ ile doğru orantılı olarak ilerliyor genel olarak. Bu hayatın akışı içerisinde doğal olan. Çok ince bir sınır var; bu ikiliyi ilk gördüğümüz sahnede de o sınır ortalarda bir yerde geziniyor. O yüzden bir yargıda bulunmakta; ön yargılı değilseniz elbette, güçleşiyor.

kuru-otlar-üstüne-film-sahnesi-samet-ve-kenan-ilkokulun-bahçesinde

Samet öğretmenin hayatında biri olmadığını görüyoruz, çevresindekiler de onu birileri ile tanıştırmak istiyor ancak buna çok sıcak bakmıyor. Evliliği de pek düşünmediğini ifade ediyor. Sonrasında hafif aksayan ayağı ile Nuray öğretmen hikayemize dahil oluyor. Okulun kantininde buluştuğu bu kadın ile sohbetine ortak oluyoruz. Merve Dizdar’ın Nuray rolü ile Cannes Film festivalinde en iyi kadın oyuncu ödülünü aldığını da yeri gelmişken ekleyelim. Filmi bitirdikten sonra, bu ödül kısmını baya ilginç buldum. Ama oyuncu genel olarak oldukça iyi sanırım bu kısma odaklanabiliriz.

Perspektiften Görme

İncesu köyünde öğretmen olarak görev yapan Samet, dört yıldır bu görev yerinde. Tayin zamanı da gelmiş durumda. Samet’in en çok istediği şey ise İstanbul’a gitmek. Bulunduğu konumda, bu sadece bölgesel bir sıkışma halinden çok, hayatının genelinde yaşadığı sıkışmışlık hissi, bu yaşadığı süreçte de daha çok onu etkisi altına almış gibi. Kırsaldan kopup uzaklaşıp kendini gerçekleştirmek, var etmek isteyen bireyler zaten yönetmenin filmografisinden alışık olduğumuz bir özellikte.

Samet, arkadaşı Sercan’ın yönlendirmesi ile Nuray ile tanışıyor. İngilizce öğretmeni Nuray, ailesi ile birlikte yaşayan ve hobi olarak da resim sanatı ile ilgilenen bir birey. Yaptığı resimler ise hobinin ötesinde bir sanatsallık içeriyor. İlerleyen sahnelerde bu kısma gireceğim.

kuru-otlar-üstüne-filminde-samet-çektiği-fotoğraflar-üç-çocuk-köpek

Samet, resim öğretmeni. Aslında bir öğretmenin olması gereken kreatif bakış açısına oldukça yakın. Fotoğraf sanatı ile yakından ilgileniyor; onun çektiği karelerin filme yansıyan görüntüleri gibi, film boyunca hissedilen, Samet Hocanın perspektifinden görme halini de deneyimleme fırsatını sunuyor yönetmen seyirciye. Bu anların içindeki hissiyatın yoğunluğu çok net seyirciye geçiyor. Sıradan, oldukça gündelik durumlar silsilesindeki derin insan figürleri, insanın hayattaki yeri, duruşu; anlamına dair çok fazla emare barındırıyor. Film boyunca mesele de zaten insanın özü, insan ilişkilerindeki katmanlı yapı üzerinden akıyor.

Sıkışma

Filmde bir ortaokulu, sınıf ortamını görüyoruz. Tabi bu andan itibaren seyirci, kendi anılarına doğru da yola çıkıyor. Toplumun genelinde ortak bir deneyimleme haline gelen bu yıllar, herkesin hayatında bir şekilde bir anlama neden olacak anlarla kaplı. Hem çok güzel hem de çok sancılı süreçlerden geçtiğiniz bir döneme karşılık gelebilir. Özellikle 90’lı yıllarda ve öncesinde çocukluğunuz geçtiyse de sokak kültürün henüz ortadan kalkmamış olmasının etkisi ile dolu dolu anlar yaşamanıza olanak tanıyan zamanlar haline geliyor.

Samet öğretmeni biraz daha yakından tanıyabileceğimiz bir sahne geliyor. Derste öğrencilerine genel olarak çektiği fotoğraflardan portreler çizdirdiğini, bu çizilen şeylerinde genelde dağ, taş yani Anadolu’ya özgü şeyler olduğunu görüyoruz. Öğrencilerin şikayeti ise hep aynı şeyleri çizmek, mesela denizi, kumsalı çizmiyor olmaları. Buna ”İyi bildiğiniz şeyleri çizdiriyorum” diyor Samet öğretmen.

Evet bu çocukların çoğunluğu henüz gerçek hayatlarında denizi görmedi. Deniz suyuna ellerini değdirdiklerinde ya da kumsala uzandıklarında üzerine yansıyan güneşi deneyimlemeden büyüyorlar. Ama bu onları zaten var olan kalıplara sınırlandırmak değil mi? Özgürleşmelerini, ulaşamadıkları mefhumları zihinlerinde döndürüp şekillendirip kağıda dökmelerini sağlamakta onlar için gerekli değil midir? Bence Samet Hoca kendi sıkışmışlığını, kendi sınırlılığını öğrencileri üzerinden yansıtıyor.

kuru-otlar-üzerine-karlarla-kaplı-sahnede-samet-fotoğraf -çekiyor-atı-ile-duran adam

Bir erkek öğrenci Samet Hocaya, her zaman soru sorduğunda aynı kişilere cevap verdirdiğini yani kızlara özellikle de Sevim’e, cevap verdirdiğini ifade ediyor. Bu andan itibaren Samet Hocanın üslubu bu erkek öğrenciye karşı oldukça rahatsız edici. ” Ya oğlum bana bak zırvalama karşımda”, ”Sersem” gibi laflarla gittikçe yükselen bir ifade biçimi söz konusu. Ayrımcılık yapıldığını düşünen bir öğrenciye karşı üstelik tek amacı soruya cevap vermek olan bir öğrenciye karşı oldukça üslupsuz ve karşısındakini küçümser, ezici bir tutum ile karşımızda.

Bu üslup Samet Hocayı yakından tanımamız adına önemli. Buradaki tahammülsüzlüğü, öğrencinin söylemlerinin gerçekliğinden veya değil fark etmeksizin rahatsız edici bir karakter olma eğilimini açığa çıkarıyor. Gerçek hayatta da bunun karşılıklarını görebildiğimizden, öğretmenlerin bu tarz tutumlarını pek normale indirgeyenlerden değilim. Kusura bakmayın, çok fazla şey veriyor bu cümleler… Kuru Otlar Üstüne filminde insanın özündeki zıtlığı da Samet Hocanın tavrı ile deneyimliyoruz tekrar tekrar.

Değerler

Aylin ve Sevim, Samet öğretmen ile sohbet edip başka öğretmenlerinden yakınacak kadar yakınlar. Bir öğretmenin resmi tavrından uzak bir manzara sunmuyor yine de Samet öğretmen. Daha sonrasında Samet öğretmenin Kenan öğretmene Nuray’dan bahsetmesini ve istiyorsa onunla tanıştırabileceğini görüyoruz. Çok düz bir şekilde dile getiriyor bu düşüncelerini. Bu sahne ana karakterin yolculuğunu anlamak için önemli. Ev arkadaşı ile Nuray’ın iyi anlaşabileceğini dile getiriyor. Burada bir ironi de duyamadım o açıdan sonradan gelen sahnelerde karakter kendi ile büyük bir çelişkiye düşüyor.

Okulda rutin bir arama oluyor. Ve bu arama sonucunda öğretmen, Sevim’in mektubunu buluyor. Öğrenciye ait oldukça kişisel bir şeyin alınıp sonrasında diğer öğretmen ile bunun bir komedi malzemesi haline getirilmesini, bir öğretmenin gözünden deneyimliyoruz. Eminim bu tarz öğretmenler vardır. Öğretmenlik mesleğinin zaten sanırım en doğru tabir; cılkı çıkmış durumda. Çok gerçekçi bir anlatım söz konusu olduğu için ister istemez bu konulara da girmek zorunda hissediyorum.

kuru-otlar-üstüne-dağdan-kar-görüntüsüne-bakan-üç-kişi

Ailemizden sonra bizimle en çok bağ kuran ve hayatımızın sonraki süreçlerine de oldukça etkisi olan bir kurum, okul ve öğretmenler. Bu mesleğin maalesef günümüzde içi boşaltılmış durumda. Hatta belki de bu meslek hiçbir zaman yeterli bir donanım gerektirdiğinin bilinci ile bir elemeye tabi tutulmamış dahi olabilir.

Çok zor şartlar altında çalıştıkları, bazı kurumlar tarafından yıpratıldıkları da elbette büyük bir gerçek ancak şartlar her ne olursa olsun, bir insanın gelişimine büyük bir katkı sağlıyorsanız bunun büyük bir parçası olumlu olmak zorunda. Nasıl ki ufak bir kesikten dahi korkan bir birey doktor olmayı tercih etmeyecekse, insana tahammülünüz yoksa derdiniz insanı anlayıp onda merak duygusu uyandırıp ona gerçekten bir şeyler öğretmek ve onunla birlikte bu süreçte kendinize de öğretmek değilse çok da bu mesleğe uygun değilsiniz demektir. Her şeyin başı empati diyerek devam edelim. Elbette burada öğretmen sınıfta bulduğu bu mektubu evet alıyor ancak buna dair sınıfta bir şey konuşulmuyor.

Samet öğretmen, öğretmenler odasında bu mektubun iki kadın öğretmen tarafından komedi malzemesi haline getirilmesinden rahatsız durumda. Mektubu da alıyor öğretmenden. Küçük anlar var, kendi ile yalnız başına kaldığında enteresan bir ruh hali ile mektubu okumaya çalışmasına yönelik. Heyecanlı, merak içinde olan bir öğretmen görüyoruz. Bu merak duygusunu dahi gizleme eyleminde olması, bunu saklanacak bir eylem olarak görmesi kendini açığa çıkardığı noktalardan.

İkili Doğa

Öğrencinin öğretmenine yönelik yazdığı bir aşk mektubu söz konusu, belli belirsiz ifadeler ile. Sevim mektubu almak istediğinde Samet Hoca ”yırttım attım” diyerek, kendisinin diğer öğretmenler gibi olmadığını, sevilmek; aşık olmanın muhteşem şeyler olduğundan ve onun yaşındayken edebiyat öğretmenine aşık olduğundan bahsediyor Sevim’e. O kadar güçlü duyguları da bir daha hiçbir zaman hissetmediğini söylüyor. O duygular kadar saf ve masum, etkili şeyleri bir daha hiçbir zaman yaşamadığını söylüyor.

Bunu ağlayan öğrencisini rahatlatmak adına söylüyor veya gerçek hissiyatı bu pek bir önemi yok. Burada asıl dikkat çeken şey ona karşı dürüst olmaması. Öğrencinin istediği tek şey; özelinin onda kalması, ona ait bir şeyin geri verilmesi. Belki okulda bu tarz bir şey bulundurmamasına yönelik bir anlatı olabilir ama kişisel bir şeyin alınması ve geri verilmemesi sonuç olarak yanlış bir tutum. Bu tutumdan dahi Samet öğretmenin ikircikli doğasına adım adım yaklaşıyoruz.

kuru-otlar-üstüne-öğretmenler-evde

Nuray ve Kenan’ın Samet öğretmen vasıtası ile tanıştığı sahne aralıyor bizi. Üçlü bir cafede oturup birbirlerini daha yakından tanıyorlar ama Samet öğretmen çok fazla çelişkili. Durumdan rahatsız bir hali söz konusu. Aynı zamanda bu konuşmada, Nuray’ın engel durumundan hemen tayin isteyebileceği; İstanbul’a gidebileceğini de öğreniyoruz. Bu Samet öğretmen için önemli bir durum olarak değerlendirilebilir zira sürekli İstanbul’a gitmek isteyen bir tutum içerisinde. Bu onun için ulaşmak istediği şeye bir adım mı ifade etti? İlginç bir karakter.

Bu karakterin beni çok yorduğunu da araya sıkıştırıyım. Özünde öylesine bir kötülük var ki çok küçük anlar belki ama o kötü doğası çok net geçiyor. İyiyi ve kötüyü aynı anda barındırma halinin ötesinde bir kötülük sanki. İnsana, ”gerçekten böyle insanlar var mı ya?” dedirten türden…

Suç

Senaryonun ana dinamiği, filmin kırılma noktalarından biri ile hikayemiz şekilleniyor. İki öğrenci, Samet ve Kenan öğretmenin onlara ”temasta” bulunduklarına, yakın davrandıklarına dair bu durumdan şikayetçi olmuş durumdalar. Yani hikayemiz, istismar suçlaması ile karşılaşan iki öğretmenin sorgulanması üzerinden akıyor.

Kenan bu duruma oldukça öfkeli Samet ise daha soğukkanlı bir tutum sergiliyor ama o da çok rahatsız. Önemli bir olay bu. Filmin ana dinamiklerinden biri. Böylesine bir malzeme varken filmde aslında bu olay üzerinden ilerlemiyor akış. Bu suçlamayı kabul etmiyorlar ve gerçek olmadığını ifade ettiklerini görüyoruz.

sevim-kuru-otlar-üstüne-ağlıyor

Gerçekten çocukları taciz ettiler mi? Öğrenci ve öğretmen arasındaki sınır doğru çizildi mi? Sevim ona ait mektubun alınmasındaki öfkesi ile yalan mı söyledi? Hassas bir konu. Filmin akışı da bu hassaslıkta ilerliyor. Ama bu iki öğretmen, onları şikayet eden öğrencilere kafayı takmış durumdalar ve diğer öğretmenden de öğrenmeye çalışıyorlar. Bu üçlü arasındaki geçen diyaloglarda samimiyetsiz, çocuklara sadece yaşından dolayı yüksekten bakan tavırlar söz konusu.

Olamamışlık

Samet ve Kenan arasında da bir tartışma çıkıyor. Kenan, Samet’in kız öğrencilere hediye vermesinin bu toplumun içerisinde bulunan geleneklere aykırı olduğunun bilinci ile hareket edilmesi gerektiğinden bahsediyor, Samet ise daha modern bir bakış açısından bir şeylerin değişmesi, bunların normalleştirilmesi, buralarında medeniyetleşmesi gerektiğini söylüyor. ”Başarılı öğrenciye hediye de mi alamayacağız?”

kuru-otlar-üstüne-samet-karakteri

Samet öğretmen ilk başta söylediğim gibi kreatif, farkındalığı yüksek gerçekten öğrencisine öğretme amacı güden bir öğretmen olma potansiyelini çok fazla barındırıyor içinde. Ancak karakterin çizilen detayları tam olarak bunu yansıtmıyor. Olamamışlık var. Üzerinde eğreti duran aydınlanmışlıklar var Samet Hoca da. Ne gelenekçi ne modern, bir sıkışmışlık hali içinde. Bilgiyi almış ama onu özümsemeden ifade etmiş gibi, öylece duruyor. Bu olamamışlık hali karakterin hayatı boyunca bu anlam etrafında bir döngü halinde karşısına çıkmışta olabilir, bu köyün içerisindeki yaşanmışlıklar da onu evirmiş olabilir. Kısacası söylemleri ile eylemleri arasında derin bir yapaylık var. Bu kusurlar, kusurlar doğru kelime mi emin değilim ama sanırım anlaşılıyordur demek istediğim, bu halleri ile Samet öğretmenin karakter dizaynı, çizgileri; bir yazar perspektifinden baktığımda oldukça derinlikli. Genel olarak Nuri Bilge Ceylan’ın sinema dilinde çok net ortaya çıkan, gerçekliğin küçük ayrıntılarla örülü hali, onun filmlerini özel kılan şeylerden. Sevim ve Aylin’in şikayette bulunduğunu da bu konuşmanın sonunda öğrenmiş oluyor öğretmenler.

Kompleks

Bu durum yaşandığı andan itibaren artık Samet Hoca, büyük bir öfke ile karşımızda. Sınıftaki dersinde yükselmeler, Sevim’i sınıftan çıkarmalar, üslupsuz konuşmalar, hakaretler ile devam ediyor. Gerçeklikten kaçınma hali, onun üstünü örtüp yok sayma hali gibi bir öfke içinde. Artık erkek öğrencilere karşı olan farklı davranışı ile yeni bir gerçeklik inşa ediyor gibi. Sevim’i dışarı atmasının ardından, ”sınıfta bu fitne fesatçıların, dedikoducuların egemenliğine boyun eğmeyin, en ufak dalaverelerini gördüğünüzde gelin çekinmeyin bana söyleyin” diyor. Ne kadar manidar cümleler.

”Öğrencinin perspektifinden durumu idrak edip, anlama çabaları”, ”gerçekten başkaları gibi olmadığını belirten öğretmen olduğu” imajı da bu sahne ile yıkılıyor. Samet öğretmen maalesef samimiyetsiz bir ana karakter.

Yaşadığı zor bir durum, olay karşısında insanların verdikleri tepkilerden aslında onları daha iyi tanıyabilirsiniz. Tam olarak bunu yansıtan bir gerçeklikte. Yazarken karakterinize kıymak zorundasınız, Nuri Bilge genel olarak karakterleri kıymayı bırakın doğruyor… Onun sanatında, yazarlığında en sevdiğim kısımlardan biri bu bakış açısını yansıtabilmesi.

kuru-tolar-üstüne-samet-kuru-otlar

Olaya dönelim. Büyük bir suçlama şuradan bakalım. Diyelim ki bu gerçek değil ve böyle bir suçla itham edilen onurlu bir öğretmen ve tek derdi de gerçekten öğrencisine iyi bir öğretmen olma arzusu. Sevim de mektubunun alınmasından dolayı büyük bir öfke ile bu yalanı uydurdu diyelim. Böyle mi davranırdı bu yaşadığı durum karşısında? Bu davranış biçimi bana çok mantıksız geliyor. Gördüğümüz kadarı ile kız öğrencilere karşı ince bir çizgide duruyor. O çizgiyi çok fazla aştığını görmüyoruz. Ama o çizgiyi karakter kafasında o kadar aşmış durumdaki gerçeklikle arasındaki mesafe gibi ruh hali de bir karmaşa içinde. Hep gri, belli belirsiz muğlak bir anlatım söz konusu olduğu için filmde, ”bu budur” gibi şeyler söylenebilecek bir hikaye tarzı yok. Samet’in Sevim’e olan sınırları gibi filmin netlik ile olan sınırları da.

Yaşamın Acımasızlığı

Bu ücra köyde yaşayan öğrencilerin hayatlarındaki zorluklar, giyecek gibi temel ihtiyaçlara ulaşmadaki zorlukları, bazı okullarda ısınma problemi yaşanması, kurumlar arasındaki sistemsizlikleri tekrar tekrar sanırım konuşmaya gerek yok. Bilinen ama yıllardır değişmeyen, değiştirilmeye çalışılsa dahi yetersiz kalmış olduğu bilinen gerçekler. Bu gerçekleri olduğu gibi seyirci ile buluşturuyor yönetmen.

Bir patlama sonucunda bacağını kaybeden Nuray’ın hikayesi filmin dokunaklı kısımlarından. Ama çok minimal bir yerden ele alınıyor. Duyguların net geçtiğini düşünmüyorum. Belki ifade ediliş biçimi belki de olayın ciddiyeti buna engel. Özellikle Kenan ve Samet ile kar manzarası eşliğinde oturdukları cafede başından geçenleri anlatırken bunu net görebiliyoruz. Yalın bir ifade söz konusu, normalleştiren bir anlatım ama o anlatımın içindeki derinlik henüz ortaya çıkmış değil.

kuru-otlar-üstüne-kar-manzarasında-cafede-oturan-nuray-samet-kenan

Yine bu sahnede Samet’in, Kenan ve Nuray’ın diyaloglarından rahatsız oluşunu gözlemliyoruz. Bu rahatsızlık, Kenan’ın Nuray ile konuşurken olduğundan başka biri gibi davranma eğiliminden, büyük büyük tepkilerini sahtecilik olarak görmesinden yani Kenan’ın maskeli halinden rahatsız olması olarak görülüyor. Aynı zamanda Samet’in hisleri ile de ilgili olabilir.

Samet Hoca ”değer verdiğim, ben okula girince üstüme saldıran, bacağıma yapışan kızlar nasıl oluyor da benim hakkımda böyle şeyler konuşuyorlar” diyor mutfakta loş ışık altında sohbet ederlerken, Tolga Hocaya. Samet’in dünyasında hiçbir şey net değil. Bulanık bir gri olarak tanımlıyorum ben onu. İçerisine sıkıştığı durumun onu yorduğu, dönüştürdüğü ona iyi gelmediği ise çok net bir şekilde gözüküyor. Bu belirsizlik hali karakterin derinliğinde zaten film boyunca ortaya konulmuş durumda.

Kenan ve Nuray’ı birlikte gören Samet, Kenan’ın bu durumu saklayıp yalan atma halinden rahatsız. Buna pek anlam veremiyor gibi. Bu davranış içerisinde olması yani ona yalan atıp gerçeğin üstünü örtmesi onda bir çeşit güç mücadelesine de dönmüş durumda. Karakteri tekrar oldukça çelişkili buldum bu açıdan.

Çelişki

Olayın ertesi günü Ziraat Bankası önünde karşılaşan Samet ve Nuray, ki kamera açılarından bunun pek de tesadüfi bir karşılaşma olmadığı izlenimi yansıyarak, ayak üstü sohbet ediyorlar. Bu sohbet etme halindeki Samet’in abartılı tavırlarını görmemek elde değil. Hiç bu kadar yapmacık bir flörtleşme hali görmemiştim. Bir oyuncu için bu sahnede çok fazla malzeme var… Deniz Celiloğlu da hakkını fazlasıyla veriyor. Nuray’ın da Kenan ile görüştüğünü inkar etmesi Samet için önemli. Israrla bu mevzunun üzerine gitme eğiliminde.

Hafta sonu için Nuray, Samet ve Kenan’ı yemeğe davet ediyor. Evet beklenildiği üzere Samet, Kenan’a haber vermeden bu yemeğe geliyor. Tabi Nuray’a bunu söylemiyor. Babasının hastalığı nedeni ile gelemediğini belirtiyor ama Nuray bu durumdan çok rahatsız. Belli ki Nuray ve Kenan zaten bir arkadaşlık birbirlerini tanıma evresindeler. Bu ister bi flörtleşme evresi olsun ister normal standart bir arkadaşlık olsun, birbirlerini yakından tanımaya çalıştıkları bir süreçteler.

Yazar Sesi

Bu ev yemeği sayesinde Nuray’ın yaratıcı çizimlerini daha yakından görmemiz, onun evine yaşanmışlığına ortak olmaya başlıyoruz. Yemek sohbetleri filmlerde hep hoşuma gitmiştir. Uzun diyalogları, varoluşsal tartışmaları, gündeliğin içerisindeki derinliği alıp dallandırıp budaklandırmaya bayılırım. Ancak bu masada beni rahatsız eden şeyler var. Çok doğal başlayan oyunculuklar maalesef bir noktadan sonra senaristin sesi olmaya başladı. Bence filmin bir sorunsalı varsa tam olarak bu. Senaristin sesini bastıramıyor karakterler; avaz avaz duyuyorum yazarı.

Ara ara filmde diğer sahnelerde de oluyor bu durum. Aynı zamanda Nuri Bilge Ceylan’ın diğer filmlerinde de ara ara oluyor bu, artık bir imza haline de gelmiş sayılır ama bence olmasını istemediği bir şey için uğraşırken yani ”en mükemmeli” hedeflerken atılan adımlardan kaynaklanan bir sorun gibi. Bu sanırım filme getirebileceğim en önemli eleştiri. Ben, Nuray’ın kendini ifade ediş biçimini, Samet’in kendini ifade ediş biçimini, bir Nuri Bilge Ceylan ifadesi ile ya da filmin diğer senaristlerinin sesi ile deneyimlemek istemiyorum. O karakterin kendine ait bir dokusu, tonlaması, kendine ait duraklamaları var. Kendine ait söylemleri var ve bu söylemler onun bakış açısından başka bir şeye dönüşmek zorunda. Bu sahnede maalesef çok bariz bir şekilde söylenenin ötesine geçilmesini engelleyen yazar sesi duyuluyor. Her diyalogda değil elbette ara ara olan bir şey.

kuru-otlar-üstüneymek-sahnesi

Özellikle yazım sürecinde diyalogların kontrollü bir mekanizma ile oluşmasını, yani karakterin vücut bulmasını engelleyen bir tarz yazma eylemi olabilir. Bilmiyorum. Bazı söz öbekleri var dikkat çeken o söz öbeklerindeki tekrar özellikle bir süre sonra doğal olandan uzaklaşılmasını sağlıyor.

Bir diğer yandan iki oyuncu da bu mesleği hakkıyla veren, karakterin içerisinde yeni bir var ediş ortaya koyan iki oyuncu. Ama burada işte az önce getirdiğim eleştirinin boyutlarını daha iyi anlamak adına, ”doğallığın içerisindeki mükemmel olanı” arıyor bence yönetmen, o mükemmelliği ararken getirdiği sınırlardan belki de bu ifade sorunu ortaya çıkıyor.

Sorunun nedeninden ziyade sorunu anlamaya çalışmak en doğrusu. Katmanlı bir ifade diyelim buna, o katmanlı ifadenin doğal olması için atılan dokunuşlar bir süre sonra en mükemmel olan hedeflenince, ifade doğallaşıyor ama bir iz kalıyor, bir ses, bir tortu. Bu tortu da karakterin dışında bir ses duymamızı sağlıyor. Onun büyüyüp katmanlaşabileceği alanı sınırlandırmış gibi bir şeye yol açıyor; sanki bıraksa uçacak her şey. Kısacası bu yazar sesini duyma mevzusu getirebileceğim en önemli olumsuz eleştiri.

Bireysel ve Toplumsal hafıza

Nuray sohbetin içerisinde haklı olarak bir çıkarım yapıyor, rahatsız isen bu sistemden neden bir şeyleri değiştirmeye çalışmıyorsun? Neden kaçmayı tercih ediyorsun? gibisinden bir serzenişte bulunuyor Samet’e. Bu çıkış noktası ile konu hem varoluşsal hem sistemsel eleştirel bir perspektiften ilerliyor. Çok net iki bireyin hayata, insana dair sohbetinden politik olana örtüntülü bir geçişi söz konusu.

”Kendini nasıl konumlandırıyorsun hayatta?” Çok iyi bir sorudur bu. İnsanın buna getirdiği cevaptan o kadar çok şey öğrenebilirsiniz ki onunla ilgili, kendini görme biçimi ile ilgili. Ve soruyu soranın üslubundaki üstüncül tavırdandan da muazzam ayrıntılar yakalayabilirsiniz insan adına.

Genel olarak Nuray, yaşadığı toplumdaki sorunlara karşı büyük bir empati ile yaklaşarak bağlantı kurmaya, bir şeylerin değişebilmesi için dayanışma olması gerektiğine inanan, dünya ve insan sorunlarının çözümüne ortak bir anlayış ile ulaşılmasına yönelik çıkarımları olan ve bunlar içinde mücadele edilmesinden yana bir karakter. Ama bu bir süre sonra her bireyin kendine özgü düşünme ve ihtiyaç anlayışını çok basite indirgendiği bir yerden ele alınıyor Nuray’ın ifadelerinde.

Samet ise bireysel olarak kendini var etmeyi tercih eden, sistemin içerisindeki sorunların bilincinde olan ama büyük bir eylemin de parçası olmayı tercih etmek istemeyecek bir karakter olarak karşımızda. Bunu da zihninde mantıklı bir zemine oturtuyor. Nitekim karakter, eşitliğin topluma uyarlanabilmesi için uygun bir zemin olmadığını, aslında insanın var oluşuna hem evrimsel hem tarihsel süreç içerisindeki varoluşuna aykırı bir noktadan ele alıyor.

Sistem nedir?

Birşeyler değişebilmesi için bir kategorileştirme durumuna ihtiyaç duyulması mantıklı mı? Olması gereken bu mudur değişim için? Herkes ister istemez bir görüş dile getirdiği andan itibaren zaten bir şeyin parçası haline geliyor ve bu da bir kategorizasyona sokuyor düşünceleri. Ancak sistemin zaten kendisinin özündeki kategorizyonu, güç mücadeleleri, uydurma tasarımları, iki yüzlü politikaları, gerçeğin üstünü örterken yani aslında bir taraf olma eyleminin kendisi dahi sistemi beslerken, bu eylemlerin insanlığa pragmatik bir yerden ele alınacağını sanma eylemi midir işin döngüsel kısmı?

İnsanın özü kavranmadan oluşturulan zaten bu sistemlerin kökeni değil midir aslolanı kategori eden? İnsanın kendisine biçtiği bu anlamlar, bir kum tanesi kadar küçük olmasına rağmen kendini evrende yerleştirdiği konum, her şey onun için mi olmak zorundadır ki?

Çok fazla öğrenilmişliklerle inşa edilen bir gerçeklik bu bence. Bir şeylerin değişmesi için ihtiyaç olan değişimin kendisi. Değişimin özündeki ikili doğa kaldırılmadan yani var olan sistem komple yıkılmadan (bir metafor olarak, olduğu gibi olmayan yüzeysel olarak değil) bir gerçeklik inşa etmek var olan sistemi sadece besleyebilecek bir yeni gerçeklik sunabilir. Belki kısa süreli çözümler sunabilir bu insana ama yaşanan sorunsalların devam edeceği gerçeğini değiştirmez, çünkü ortada bir tane temel sorun varsa o zaten hayatın her alanını kaplar hale gelmiş durumda.

Kısacası insanın belirsiz doğasına uygun değil şu an var olan belirli sistemler. Ama bu sorunların kökenine inilip, bunun düşünülmesi çok önemli çünkü bunu var etmeyen bir birey yani bunu kendisine dert etmeyen bir birey zaten düşünülemez herhalde. Gözle görülen somut gerçeklikler var, kayıtsız kalınamayacak toplumsal yaşanmışlıklar. Ama değişim için bireyin eylemleri, sadece ”değişmesi gereken sistemin” kendisine yönelik gerçekleştireceği eylemler ile sınırlı değil. Bu çok sığ bir bakış açısı olur.

Birey, dünyada kendisini tanımladığı andan itibaren bir başkası ile varoluşu dışında kendine özgü bir yol alma eğilimindedir. Yaptığı, ürettiği, ifade ettiği, tasarladığı her şey de bir sistemi değiştirmeye yönelik bir anlam ifade edilebilir. Kimi bunu yazdığı roman ile kimi çektiği film ile kimi sadece arkadaşı ile sohbet ederek gerçekleştirebilir. Bunlarda eylemin kendisidir zaten. Nuray ve Samet’in sohbetinde aslında odak noktası oldukları ”eylem” meselesi ”eylem” tanımlamaları üzerinden de çok fazla bakış açılarını görmemizi sağlıyor.

Bu sistemler, sadece bir öznesi olunan dünyanın kendisi gözüyle değil aynı zamanda dünyanın kendisindeki insanın gözüyle de ele alınmalı. Sorun temelde bir noktada gözükse de sadece bir noktada değil ki. Sorun insanın özündeki kutuplaşmadan başlıyor. Çok basite indirgersek iyilik ve kötülüğün doğasından daha başlıyor ve adım adım tüm hayatımızı sarıyor. Şimdi buradan Nuh’un Gemisine kadar gidecek gibi konu.

Olay bütünün parçası olduğumuzun bilincinde olmakta ve bu bilincin açığa çıkabilmesi için bireyin kendini deneyimleme, kendi döngüsünde bir gerçekliğe ulaşma ritüelinde saklı bana göre. Her şeyden öncede yaşadığı dünya ile empati kurup onu anlamaya çalışmasında. Bu ne eylem ne sözün kendisinde. Aydınlanma sandığımız şeyler dahi aydınlanmanın kendisine insan bilincinde yaklaşmış değil. Hem bilimsel perspektiften yani varoluşun gizeminden hem felsefi perspektiften milyonlarca cevapsız soru varken, cevaplara ulaşmak ve bir tasarım sunmak öyle bir anda olabilecek şeyler değil. Kısacası bu iki ”entelektüel” karakterimizin ikisine de yer yer katılıyorum yer yer hiç katılmıyorum bir seyirci olarak.

Nuri Bilge’nin filmlerinde yani genel olarak arthouse filmlerin arasında ya da film bitiminde uzun uzun konuşmak için bize malzeme vermeleri çok hoş değil mi? Yani filmi durdurarak elbette. Komple bana göre bir filmi izleme eylemi dahi her bireyde farklı bir deneyimleme hali ile açığa çıkıyor. İzleme ritüelinin kendisi dahi bir filmin parçası haline dönüştüğünde, o film artık bambaşka bir boyut kazanıyor. O açıdan ”Kuru Otlar Üstüne” benim için çok başarılı bulduğum filmlerden biri olarak listeme eklendi.

Dönüşüm

Kameranın yavaş yavaş uzaklaşarak back shot diyebileceğimiz, Nuray’ın başından sahneyi görme halini çok sevdim. Bulanık, ürpertici, ve bir o kadar da sakinliğin içindeki derin bir dinamik sunuyor bu sahne. Koltuğa geçtikleri ve Nuray’ın Samet’i tanımaya anlamaya yönelik sorular sorma eyleminin olduğu sahnede Merve Dizdar’ın oyunculuğu çok iyi. Sadece gözleri ile çok fazla şey anlatıyor. İşte meselenin derinliğini de bu andan itibaren yavaş yavaş hissetmeye başlıyorsunuz.

kuru-otlar-üstüne-nurayın-saçından-yemek-masası

Samet’in yatak odasına gideceği andan itibaren yönetmen bizi bir gerçekliğin içerisine davet ediyor. Ve film tepetaklak oluyor. Enteresan bir hissiyat uyandırıyor bu düzlemde anlatım. Kapı açılır ve sete dönüşür her şey. Yeni Dalga’nın enstantaneleri gibi, dördüncü duvarın yıkılışı; Samet yürürken sette onunla birlikte bunun bir illüzyonun parçası olma halini deneyimliyoruz.

Maskeler

Film akışında Samet ve Nuray’ın birlikte olmasının ardından, Nuray’ın isteği bunun aralarında kalması ve Kenan ile bu yaşananları paylaşmaması. Ancak Samet yine oldukça rahatsız edici bir sahne ile bunu açığa çıkarıyor. Eve döndüğünde sanki Nuray’a büyük bir hissiyat ile bağlıymışcasına gerçeği örtülü hali ile Kenan ile paylaşıyor. Karakter çok ikili oynuyor. Tek derdi dürüstlük de değil üstelik. Ona yalan söylenmesi, bencilce karşısındakini ve duygularını düşünmeden hareket etme eylemini kabul ettirmiyor. Yine çelişkili yaklaşımlar sunuyor seyirciye.

kuru-otlar-üstüne-samet-ve-nuray-karşılaştı

Elbette Kenan, durumun şokunu yaşıyor. Belki Nuray’a karşı hisleri olduğu için nitekim öyle gözüküyor, belki de sadece onu kafasında konumlandırdığı etik anlayış ile bir rahatsız olma hali içinde. Gerçekten Nuray’a yoğun duygular besliyor olabilir, onu tanımak istediği kesin. İncinmiş durumda. Sadece Nuray ile görüştüğünü saklaması, bu konuda yalan söylemesi de onun tercihi hatta onun ve Nuray’ın diyebiliriz. Samet olayların üstüne gitme eğilimini elbette devam ettiriyor. Ve bu olay sonucunda Kenan artık Nuray ile iletişim kurmamaya başlıyor.

İnsan Duvarlar

Nuray’ın, Samet ve Kenan öğretmenin evlerine geldiği ve yaşadıkları duruma dair düşüncelerini paylaştığı kısım ile devam ediyor film. Musab Ekici’nin genel olarak filmdeki oyunculuğu iyi ama bu sahnedeki oyunculuğunu çok da sevemedim. Karakter için çizdiği imaj ile ilgili sorunsallar ortaya çıkıyor. Bir maskeli olma hali ise bu o da çok geçmedi açıkçası. Kısacası bu sahnede oturmayan şeyler var. Filme dönecek olursak eğer Nuray hali ile ”ne oluyor?” sorusunu soruyor. Kenan’ın ondan uzak durma eğilimine karşı. Samet’in yaşadıkları deneyimi açığa çıkardığının da farkında olarak elbette. Hem ikili ilişkiler hem etik üzerinden bir sorgulama hali var sahnede.

kuru-otlar-üstüne-samet-nuray-kenan-arabada

”Ama bana öyle geliyor ki dünyada güzel olan her şey daha insana ulaşamadan insanın kendi ördüğü ağlara takılıp kalıyor” Nuray’ın bu ifade biçimi çok derin bir gerçeklik sunuyor. Çok anlamlı bir cümle. Üzerine konuşacak çok fazla malzeme veriyor. Bütün öğrenilmişliklerimiz ile inşa ettiğimiz, geliştirdiğimiz ikili ilişkilerimizde, insanın hayattaki yeri ve boşluğu doldurma, kendini bulma ve anlama telaşı içinde, yaşadığı veya yaşayabileceği her şey de bir çeşit görünmez duvarlar var. Aşması gereken, gördüğü şeye ulaşabilmesi için aşması gereken düşünceler var.

Yüzleşme

Samet iki yüzlü bir eğilim içinde yine bu sahnenin devamında, ne olduğunu bildiği bir şeyi soruyor. O kadar kendisine ulaşamamış bir karakter görüyoruz ki kendisi komple personadan oluşuyor gibi bir izlenim sunuyor. Ama bu üçlünün yaşadıkları bu sorunsal bir iletişim kopukluğuna değil sorunu aşıp sonda da bir arada oldukları ile bir sahne ile sonlanıyor.

Samet’in iç sesi ile finale doğru giderken son bir yüzleşme sahnesi karşımıza çıkıyor. Samet’in bu köyden kurtulmak olarak tarif ettiği an nihayet gelmişti. Sevim ve Samet’i son bir sorgulamada gördüğümüz bir sahne. Sevim’i canlandıran Ece Bağcı film genelinde çok samimi bir oyunculuk ile karşımıza çıkıyor. Bu sahnede bir çocuğun masumiyetini, olaylara bakış açısını çok doğal bir yerden ele alıyor Nuri Bilge. Çok doğal bir düzlemde ilerliyor her şey. Sevim’in tüm bu durumlara diyecek bir şeyi yok varsa da ya anlamlandıramıyor ya da söylememeyi tercih ediyor. Onun düzleminde her şey toz pembe. Daha yolculuğunun çok başında. Tabii seyirci olarak bir refleks bekliyorsunuz tüm bu duruma getirilecek bir cevap, bir söz ama elbette bunu vermiyor Nuri Bilge.

Kuru Otlar

Nuray, Samet ve Kenan’ın tarihi dokular eşliğinde fotoğraf çektiği anları izlerken bir yandan Samet’in kuru otların üstüne basa basa kendi ile baş başa kaldığı sohbetine ortak oluyoruz.

Küçük anları, küçük anlardaki ayrıntıları ilk defa farkediyor belki de Samet hayatı boyunca. ”Sevim’de aradığım şeyi düşündüm” diyor ana karakter, kendi içindeki boşlukta bir anlam ararken ve şu şekilde ifade ediyor; ”kendimde bulamadığım bir şeydi belki, bir enerji, aşkınlığın küçük bir belirtisi, onu değil onun ötesini düşlemiştim ben. Onun ötesinde kurduğum bir hayal dünyasının sadece aracı kılmak istemiştim aslında onu. Ama biliyordum, aramızda yine çığlıklarımızın birbirine ulaşamayacağı kadar derin ve geniş bir uçurum. Bilinçlerimizin yakınlaşamayacağı kadar acımasız bir uzaklık vardı.” Ve devam ediyor hayata dair varoluşun özüne insana dair düşüncelerini dile getirmeye.

kuru-otlar-üstüne-samet-kendisi-ile

Filmi, başta da söylediğim gibi genel olarak çok sevdim ve çok başarılı buldum. Hem yönetmenin hem oyuncuların hem de bütün set arkasının bunda emeği büyüktür. Fotoğraf sanatı ile bütünleşen bakış açısında filmi deneyimleyebilme imkanı da görsel olarak muazzam ayrıntılar ile örülü.

Filme getirebileceğim ikinci olumsuz eleştiri hikayenin akışı içerisindeki malzemeleri kullanmıyor olması ile ilgili. Merak uyandıran, sorgulamaya iten bir sorunsal ile yüzleşiyoruz. İki öğretmene getirilen bu suçlamalar ciddi olduğu kadar gerçekliği de sorgulatan ayrıntılar ile örülü. Bunun bir ”spotlight” filmi ışığında bir anlatımdan söz etmiyorum ondan ziyade çocuk karakterin yani Sevim’in bakış açısından olayları görebilmek belki, çok muğlak bir anlatım tercih edilmesi aslında filmin dinamiğini etkileyen bir unsur. Ama bir bakıma bu muğlaklıkta filmi güzel kılan şeylerden. Çocuğun dünyasını görebilmemiz belki Nuray’ı daha yakından tanımamız filmin geneli için daha iyi bir akış sağlayabilirdi. Filmin diğer senaristleri Ebru Ceylan ve Akın Aksu’yu da unutmamak lazım. Bazı sahnelerde özellikle Ebru Ceylan’ın sanatsal ifade tarzı da filme bence çok net geçiyor ama sanırım daha başka filmlerinde belki de ileride kendi filmleri ile bu daha çok açığa çıkacaktır diye düşünüyorum.

Kısacası iyi ki böyle filmler var. Okuduğunuz için teşekkür ederim. YouTube sayfamız üzerinden bizi takip etmek için arama çubuğuna Sanatsal Hareketler yazmanız yeterli. Bir sonraki inceleme yazımızda görüşmek üzere.

özge-acu

Yazar

Özge Acu

Tags: Film Film incelemesi makale

Post navigation

Önceki Dijital Bağımlılık: Sanal Dünya
Sonraki Dizi Keşif Rehberi: Young Sheldon

Son Yazılar

Bazı Çocuklar Terbiye Değil, Tedavi İster Silhouette of a person sitting alone at a long table in a dark room, with an open window behind them letting light in. 1

Bazı Çocuklar Terbiye Değil, Tedavi İster

Irmak Zileli’den Yaşamın İnsanına: Son Bakış Smartphone-style mockup showing a book cover titled 'IRMAK ZİLELİ' with a woman in a teal dress and a white dove, on a black background with a Turkish quote to the right. 2

Irmak Zileli’den Yaşamın İnsanına: Son Bakış

Brain Rot: Dikkat Süremiz Nereye Gitti?  3

Brain Rot: Dikkat Süremiz Nereye Gitti? 

Pentimento: Değişimin Öteki Yüzü 4

Pentimento: Değişimin Öteki Yüzü

Tanrı Olmak ya da Daha İyisi 5

Tanrı Olmak ya da Daha İyisi

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek 6

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek

İlgili İçerikler

Hamnet: Zamanın İçinde Annelik ve Yas

Hamnet: Zamanın İçinde Annelik ve Yas

Seyirci Gözünden Dizi Eleştirileri: İzleme Kültürünün Dönüşümü

Seyirci Gözünden Dizi Eleştirileri: İzleme Kültürünün Dönüşümü

Estetik Şiddet: “Çirkin Üvey Kardeş”

Estetik Şiddet: “Çirkin Üvey Kardeş”

“İşe Yarar Bir Şey”Mi?

“İşe Yarar Bir Şey”Mi?

Yönsüzlüğün Sineması: Béla Tarr

Yönsüzlüğün Sineması: Béla Tarr

Die My Love (Geber Aşkım) Detaylı Film İncelemesi

Die My Love (Geber Aşkım) Detaylı Film İncelemesi

Sanatsal Hareketler Dijital Tasarımlar
Bazı Çocuklar Terbiye Değil, Tedavi İster Silhouette of a person sitting alone at a long table in a dark room, with an open window behind them letting light in. 1

Bazı Çocuklar Terbiye Değil, Tedavi İster

Irmak Zileli’den Yaşamın İnsanına: Son Bakış Smartphone-style mockup showing a book cover titled 'IRMAK ZİLELİ' with a woman in a teal dress and a white dove, on a black background with a Turkish quote to the right. 2

Irmak Zileli’den Yaşamın İnsanına: Son Bakış

Brain Rot: Dikkat Süremiz Nereye Gitti?  3

Brain Rot: Dikkat Süremiz Nereye Gitti? 

Pentimento: Değişimin Öteki Yüzü 4

Pentimento: Değişimin Öteki Yüzü

Tanrı Olmak ya da Daha İyisi 5

Tanrı Olmak ya da Daha İyisi

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek 6

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar? 7

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar?

Haber bülteni

Son Yazılar

  • Bazı Çocuklar Terbiye Değil, Tedavi İster
  • Irmak Zileli’den Yaşamın İnsanına: Son Bakış
  • Brain Rot: Dikkat Süremiz Nereye Gitti? 
  • Pentimento: Değişimin Öteki Yüzü
  • Tanrı Olmak ya da Daha İyisi

Öneriler

Bazı Çocuklar Terbiye Değil, Tedavi İster Silhouette of a person sitting alone at a long table in a dark room, with an open window behind them letting light in.

Bazı Çocuklar Terbiye Değil, Tedavi İster

Irmak Zileli’den Yaşamın İnsanına: Son Bakış Smartphone-style mockup showing a book cover titled 'IRMAK ZİLELİ' with a woman in a teal dress and a white dove, on a black background with a Turkish quote to the right.

Irmak Zileli’den Yaşamın İnsanına: Son Bakış

Brain Rot: Dikkat Süremiz Nereye Gitti? 

Brain Rot: Dikkat Süremiz Nereye Gitti? 

Pentimento: Değişimin Öteki Yüzü

Pentimento: Değişimin Öteki Yüzü

  • Kullanıcı Sözleşmesi
  • Bize Ulaşın

©SanatsalHareketler2026