Son Bakış, insan yaşamının binlerce yıldır yoldaşları olan hususları bir kez daha görmüş ve göstermiştir Türk edebiyatına. Dili, aidiyeti, aşkı, ölümü, inancı; belki de en mühim eşlikçilerden birini, korkuyu, amansızca yabancı bir kadınla anlatmıştır. Bizler bir yaşama sahip olduğumuz kadar yaşam da bir insana sahiptir. Irmak Zileli yaşamın insanına Son Bakış’la yeniden bakmasını sağlar varoluşla beraber süregelen bu hususlara.
Son Bakış, 2020 Duygu Asena Roman Ödülü’nü kazanmıştır. Roman Tina’nın yaşamıyla değil ölmek üzere oluşuyla başlar. İnsan doğasındaki gibi bir zaman çizelgesine sahip değildir artık okuyucu. Sondan başlayarak Tina’nın zihninde yaşadığı vakitlerdeki anıları ziyaret ederek, varoluştan itibaren süregelmiş hususlara bir bir dokunur ve okuyucunun aklına kendini getirir. Kendi yaşamını…
Gürcistan’da doğan Tina, yabancılığı, aidiyetsizliği belki de en çok dilden hissetmiştir. İnsanın kimliği de, kökü de dildir; oysa Tina, Türkçeyi öğrenerek bir kök yaratma arzusu hissetse de, esasında ölmesinin en büyük sebebi arzusunun temeli yüzündendir. İnsanın kök salması için dilden daha fazlasına ihtiyacı vardır kim bilir?
İnsan kendi yaşamındaki acıları taşımakla kalmaz ailesinin de ıstırabını alır üstüne. Geleneksel acılar dökülür bir altındakine. Tina da annesinin, ninesinin onun da annesinin hüzünlerini, yalnızlıklarını almıştır. İnsanın yüreği Tanrısını sığdıracak kadar büyükse geleneksel acılara yalnızca yer yoktur ihtiyacı da vardır. İnsanlık büyük kederlerini kendi anne babasından giderecek kadar yüce gönüllüdür belki de.
Tina’nın ninesi, politikadan korkmakla kalmaz, kederinin de parçası yapmıştır onu. Bazı meselelerin insanı öldüreceğini bizzat kendi ailesinden görmüş ve bir altındakini korumak adına politikadan uzak tutmanın yolunu sanatta bulmuştur. Halbuki sanatın yaratıcıları, politikalar, inançlar; insanın ta kendisi değil midir? Tina, balerin olduğu zamanlar vücudunun senelerce kaskatı oluşunu anlatırken birden aşkın bedenindeki katılığı kendinden söküp alışını söylediğine göre, aşkta sanata dahil değil midir? İnsan bedenini değiştirip, bükecek denli güce ancak sanat sahip olabilir.
“Politika yalanı sever, sanat ise hakikati.” (Sayfa 49)
1. Korkuya Bakış
Varoluşumuzdan itibaren insanları yaşamda tutan şeyin korku olması bir rastlantı olamayacağına göre Tina’yı neden korku öldürdü?
Evin anahtarını unuttuğunu ev sahibine söylemekten o denli korktu ki çatıya çıkma kararı almasına sebep oldu o korku. Tina yalnızca o an korkmaya başlamadı. O korku ona öğretildi, babası kör olduğunda. Hiçbir şey aynı anda aynı şekilde kalmaz, insanlar ve yaşamları dönüşür. Tina bunu öğrenmişti.
Bir yere sahip olduğunu bilmek bir yer açmak korkusu kimi zaman insanları gün içinde sayısız kez ziyaret etmesine rağmen, yine de buna hiç son vermeyecek yegâne şeylerden biridir. Korku binlerce yıldır insanoğlunun en sadık yoldaşlarından biri olmuştur ve belki de onu dönüşerek terk etmeyecek tek şeydir.
Yardım etmekten, selam vermekten gülümsemekten dahi korkan Tina’nın köksüzlüğünün en büyük sebebi dilden ziyade beklemeseydi. Bir “buyurun” kelimesini fırıncıdan beklemekten vazgeçip gülümseyebilseydi şimdi onu öldüren bu korkudan o kök kurtaracaktı. Hepimiz bir şeylerden korkarız, her gün, her yerde, herkesten.
Yaşam Tina’ya sahipti Tina ise korkuya.
2. Ölüme Bakış
Nasıl bir ölümse düşün ki bu, öyle bir hayattır yaşadığın. (Sayfa 147)
Ölümün anlamı bir nevi bitiştir, derler. İnançlarımızın sahipleri kimi dinler son değil başlangıç düsturunu kullansalar da bazıları için son anlamına gelir, oysaki. Tina’nın aşkı Kaveh için, ninesi için ölüm son değildi lakin Tina için sondu. Farklı dinlere inanan bu iki insan, ölüme inanıyorlardı Tina’nın aksine. Nasıl yaşarsan öyle ölürsün sözü doğru mudur, bilinmez ama Tina için doğruydu kısmen. Korkuyla yaşadı, korkuyla öldü.
İnsanlık ölümden korksa da ondan daha fazla korktuğu şeydir hiçlik. Hiç olmak, artık olmamak. Zıtlığın ihtişamı söz konusu olduğunda ölüm ve yaşam, olmak ve olmamak ikilileri başka bir anlam taşır artık. Ölüm yaşamda vardır yaşam ise ölümde yaşar. Tina ve bizler zıtlığın en büyük ihtişamını daima yaşayacağız sonu olmaksızın. Roman boyunca Tina ölürken, okuyucular onun zihninde, anılarında yaşadı sayfalarca.
Tina ölürken, her kelimesinde hayatta kaldık, elimizde tuttuğumuz elimizi yaran o anahtarla beraber. Irmak Zileli önce korkuyu ardından ölümü işaret etti Son Bakış’ın okuyucularına ve biz de ölüme baktık en nihayetinde.
3. Son Bakış
Dedasıyla (Gürcü dilinde anne demek) roman boyunca konuşur Tina. Zihninde yaşadığı anıların ötesinde yakarır dedasına. Söyleme arzusu içinde olup da söyleyemediklerini, artık kendi içinden yakarmış; sonunda kendi sesini işitmiştir. İnsan ölürken belki de kendi sözlerini duymaya ihtiyacı vardır.
Yaşam demek, bakış demek olabilir mi? Baktığın yer kadar yaşarsın, baktığın yer gibi yaşarsın. Nezahet Hanım’a bakarken, Tina ölüm hakkındaki düşüncelerine böyle mi vardı acaba? Nezahet Hanım’ın o daracık baktığı yerdeydi yaşamı, o kadardı. Gördüklerimizin, baktıklarımızın elde ettiği kadar varız. Bir toplamın sonucunda bir çıkarmanın kârlı tarafındayız. O halde bakabildiğimizin ötesine bakmaya çabalarken daima en son yüzümüzü sevdiklerimize çevirmeli yaşamımızı bu son bakışla onurlandırmalıyız, sevgiyle.
“Sevdiklerine bakarken hiçbir zaman unutma küçüğüm, bu son bakışın olabilir.”
(Sayfa 98)
Kaynakça:
Zileli, Irmak. Son Bakış. Everest Yayınları 2026