Skip to content
  • https://www.youtube.com/c/SanatsalHareketler
  • https://www.instagram.com/sanatsaalhareketler/?hl=en

Sanatsal Hareketler

  • anasayfa
  • zemin
  • film & dizi
  • edebiyat
  • felsefe
  • sanat
  • müzik
  • dijital kültür
  • tiyatro
  • deneysel
YouTube
  • Home
  • Edebiyat
  • Ahlak Nerede Başlar? John Steinbeck – Cennetin Doğusu

Ahlak Nerede Başlar? John Steinbeck – Cennetin Doğusu

Yazar: Gizem Seçkin
Copy of John Steinbeck's East of Eden standing on a rustic wooden table with a bouquet, mug, and vintage books in a sunlit countryside setting.

Amerikalı meşhur yazar John Steinbeck’i, çoğumuz Fareler ve İnsanlar ile Gazap Üzümleri kitaplarıyla tanıyoruzdur. Bu yazımda yazarın yine göreceli bilinen ama popüler olmayan romanı Cennetin Doğusu kitabına dair incelememi bulacaksınız. Kitaba geçmeden önce yazarı ve yetiştiği coğrafyayı kısaca anlatmak isterim.

John Steinbeck kimdir?

John Steinbeck 1902 yılında Salinas, California’da doğmuş Amerikalı bir yazardır. Aslında atalarından gelen kökeni Alman, İngiliz ve İrlanda karışımıdır. Yazarın okumaya ve yazmaya olan tutkusu öğretmen olan annesinden aşılanmıştır. Yaşadığı küçük bir kırsal kasabasında yazları çiftliklerde çalıştı ve bu da meşhur Fareler ve İnsanlar kitabının aslında bir nevi taslağını oluşturdu. Küçük kırsal kasabasında çeşitli çiftliklerde çalışıp işçi hayatının dertlerini gözlemlerken aslında hayattan ne istediğini de erken yaşta keşfetmiş biriydi. Bu yüzden de Stanford Üniversitesi’nde İngiliz Edebiyatı okumaya karar verdi fakat lisans hayatını tamamlamadı. Üniversiteden sonra New York’ta çeşitli ağır işçilikler yapan Steinbeck, daha sonra memleketine dönüp babasının da desteğiyle yazmaya devam etti. İlk romanı Altın Kupa 1929 yılında (27 yaşında) yayımlandı ama yeterince ilgi görmedi.

Asıl çıkışı yaptığı kitap Yukarı Mahalle romanını 1935’te yazmıştır. Bu kitap Steinbeck’in içinde bir uyanış doğurdu ve yazmaya ve üretmeye şevkle devam etti. Edebiyatın yapıtaşlarından olan Fareler ve İnsanlar 1937, Gazap Üzümleri ise 1939 yılında yayımlandı. Neredeyse tüm eserleri sıradan insanların, küçük işçi sınıfların yaşamlarını anlattığı eserlerdir. Benim incelememi yapacağım Cennetin Doğusu ise göreceli daha sonra -yazarın vefatından 16 yıl önce- 1952 yılında yayımlanmıştır. Yazar, bu kitap için “diğer yazdığım tüm kitaplar sanırım bu kitap için bir pratikti” demiştir. Fakat yine hayatının aynı dönemlerinde kariyerinde bir başyapıt yaratan Steinbeck özel hayatında yokuş aşağı ilerliyordu, alkol problemiyle boğuşan yazar ruh halindeki dalgalanmalar sebebiyle hastaneye yatırılmıştı. Bunda sanırım yazarlığını en derinden etkileyen, fikir arkadaşı Ed Ricketts’in tren çarpması sonucu elim bir kazada ölmesinin ve yaptığı üç evliliğindeki çalkalanmaların da pek tabii ki etkisi vardır. Fakat daha sonra duygusal bunalımı yenen yazar, hayatının ileriki dönemlerinde 1962 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüştür.

Bu ödülü kazanması edebiyat dünyasını ikiye bölüp, bazı kesimler tarafından hak etmediğine dair söylentileri de beraberinde getirmiştir. Belki de o yıl adayların arasında çok güçlü kalemlerin (Robert Graves ve Lawrence Durrell) yer alması da bu tepkileri alevlendirmiştir, kim bilir. Zaten yazara da daha sonra bir röportajında Nobel ödülünü hak ettiğinizi düşünüyor musunuz diye sorulduğunda; “açıkçası hayır” yanıtını vermiştir.Yazımın bundan sonrası spoiler ve romanın akışını içerebildiğinden okuyucuyu simdiden uyarmak isterim.

Cennetin Doğusu Kitabı Ne Anlatıyor?

Bu soruyu belki de şöyle değiştirmek daha doğru olabilir: ne anlatmıyor? Family saga denilen Türkçeye uzun aile hikâyesi olarak çevirebileceğimiz türde yazılmış roman, tıpkı Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlığı gibi bizi birkaç kuşak aile hikâyesini anlatıyor. Hikâyeyi de hiç uzakta değil doğup büyüdüğünü Salinas kasabasında şekillendiriyor. Aslında hikâyemizin ana karakteri Adam Trask ekseninde geçen bir hayat hikâyesi olsa da kitabın başlarında onun babasının ve sonradan aile dostu olacağı Hamilton ailesinin hayat hikâyesi ile başlıyoruz.

Samuel Hamilton İrlanda’dan Amerika’nın Salinas vadisine göç etmiş, iyi kalpli, şakacı, yardımsever, mucid ama yaptığı icatların patentini hep başkalarına kaptıran temiz yürekli bir adamdır. Maddi durumu sınırlı ve üzerinde sebze meyve yetişmeyen bereketsiz topraklara sahip bir arazisi olmasına rağmen Samuel Hamilton her zaman iyi bir yaşam sürdürmüştür. Onun içinde var olan bu bilgelik ve muzipligine karşın, eşi aşırı dindar ve realistik bir kadındır. İçki içmek, gülmek eğlenmek onun için dünyevi zevk olup, uygun karşılamamaktadır. Aslında hikâyenin en başında yazar bize iyiyi (!) ve kötüyü gösterir. Kime göre iyi, kime göre kötü olduğu soru işaretlerini de beraberinde getirerek. Adam Trask ise despot bir babaya ve erken yaşta kaybedeceği bir anneye sahip bir çocuktur. Babasının tekrar evlenmesi ile üvey kardeşi Charles ile beraber büyürler. Yine iyi ve kötüyü ya da erdemi ve ahlaksızlığı üstlerine giydirdiği iki farklı kardeş figürü görürüz.

Adam (tıpkı ilk insan Adem gibi) kendi halinde bir çocukken, kardeşi Charles babasının abisini kendisinden daha çok sevdiğini düşünür ve hatta bir gün kardeşini kavga çıkarıp döver. Amacı gerçekten onu öldürmek olup, eve balta almaya gittiğinde Adam, saklanarak kardeşinin elinden kurtulur. Bunun üzerine hiç istememesine rağmen, Adam babasının zoruyla İç Savaş ordusuna katılır ve evden uzaklaşır. Savaş sonrası çeşitli işlerde çalışan, hatta yanlışlıkla yapmadığı bir suçtan yakalanıp tren yolu işçiliğine mahkûm edilen Adam, cezasının bitmesine 3 gün kala kaçar ve tekrar Charles’ın tek başına yaşadığı çiftliğe döner. Çiftliğe yıllar sonra döndüğünde öğrenir ki babaları ölmüştür ve ölümünün arkasında kaynağı açıklanamayan çok ciddi bir miras bırakmıştır. Fakat Adam bu para ile dünyayı gezmek isterken, Charles çiftlikte kalıp işletmek ve büyütmek ister. Bu sebeple iki kardeş sıklıkla kavga eder ve Adam birkaç kez de çiftliği terk edip geri döner. Adam’ın yine çiftliğe geri döndüğü bir zaman, hikâyesini ayrıca okuduğumuz Cathy hayatlarına girer.

Cathy… Kitapta kötünün karşılığı kimdir derseniz bir numarada gelebilir. Çocuk yaşta kendinden büyük bir oğlanı kendisini taciz etti iddiasıyla suçlayan, anne babası okulu bırakmasına izin vermediği için evi yakan ve kendini de onlarla beraber ölmüş izlenimi bırakan küçük şeytan… Evini ateşe verip kaçan bu kadın adeta durdurulaz; kadın pazarlayan bir adamın aşığı olup hayatını sürdürürken o adamı da elinde oynatmaya başlar. Fakat adam kadındaki farklılığı anlar, geçmişini araştırdığında da kendi öz anne babasına neler yapmış olan bu kadını öldüresiye döver. Onun elinden zor kurtulan Cathy, bir şekilde Adam ve Charles’ın çiftliğine sığınır.

Hikâyenin buraya kadar olan kısmı belki de kitabın yarısı bile olmamıştır. Ancak zaten kitabımız yaklaşık 650 sayfa olduğundan pek de kolay okunacak ve sindirilecek bir kitap da değildir zaten. Cathy’nin Trask çiftliğine gelmesiyle de hayatlarındaki ikinci dönem başlar. Adam Trask Cathy’e aşık olurken, kardeşi Charles tıpkı kendi gibi Cathy`nin içindeki kötüyü bilir, tanır. Cathy de Charles’ın kendine benzediğini bilir. Birine kendimizi yakın hissettiğimizde aslında kendimizden bir şey buluruz ya. Ya da biriyle ilk tanıştığımızda bir özelliği hoşumuza gitmemiştir ama bu aslında bizim gölge tarafımızdır. Charles da Cathy’i aynalar aslında. Ve bu iki karakter hem birbirlerini bu kadar sevmezken hem de sevişerek aslında tüm “ahlaksız” insanlardan beklenileni yaparlar. Ve bu ilişkiye rağmen Charles yine de kadının evden gönderilmesini ister.Tek taraflı yaşadığı aşkına sahip çıkan Adam; Cathy’i de alır ve başta bahsettiğim Samuel Hamilton’ın kasabası Salinas’a göçerler. Salinas’a vardıktan sonra Adam çok büyük bir çiftlik alır, ve tıpkı Tanrı’nın oğlu Adam (Adem) gibi kendi cennetini yapması için Samuel’i tutar. Amacı ona kuyu açtırıp, çiftliği ekmek ve verimli topraklarla ışıl ışıl bir vadiye hükmetmektir. Ve bu sırada öğrenirler ki Cathy hamiledir. Kadınla hiç birlikte olmayan Adam, bu habere yine de çok sevinir. Halbuki Cathy tepkisizdir. Ve ikiz erkek çocukları doğar doğmaz; onlara bakım vermeyen, emzirmeyen anneleri Cathy bir gün kocası Adam’ı omzundan silahla yaralayıp, her şeyi arkasında bırakıp tek başına çiftlikten ayrılır. Karısının evi terk etmesiyle adeta yıkılan Adam çok büyük bir bunalıma girer, çocuklara bakma işi de evin kahyası Çin asıllı Lee’ye kalır. Lee de tıpkı Samuel gibi kadim biridir ve çocuklara adeta anne babalık yapar.

Çocukların birinin babası, ilk aşığı kadın pazarlayan ve Cathy’i öldüresiye döven adamken, diğeri de Adam’ın kardeşi Charles’tır. Ve bu ikiz çocuklar yıllar boyunca annelerinin öldüğünü düşünerek büyürler. Cathy de hayatına bir genelevde devam eder. Genelevin sahibine önce tatlı tatlı yaklaşır, kendini kızı gibi sevdirir ve onu zehirleyerek her şeyin sahibi kendi olur. Bu yıllar süresince oğullarını bir kez bile düşünmez, sormaz. Ta ki ikisi de büyüyüp kendini görmeye gelene kadar umrunda bile olmamıştır. Dediğim gibi bu hikâyenin bir kötüsünü seçmiş olsaydık bu şüphesiz Cathy olabilirdi ama aynı zamanda Charles da olabilirdi. Ya da tüm yaptıklarına rağmen Cathy’i sevmekten asla vazgeçmeyen Adam bile olabilirdi. John Steinbeck bize ustaca kalemiyle gösteriyor ki ahlak dediğimiz toplumun bize dayattığı, öğrettiği şeyler aslında birlikte yaşayabilmenin de bir dayanağı. İnanan için günah, realistik bireyler için ceza ve yaptırım… Adına ne dersek diyelim; biriyle kavga ettiğimizde çekip vurmamamıza sebep olan o korku, bizim kolektif içerisinde yaşamamıza olanak sağlıyor. Steinbeck bunu aslında Fareler ve İnsanlar romanında da bize göstermiştir. İyi niyetli insanların da hata yapabileceğini, iyi olduğunu bilmenize rağmen kötülük yapan bir arkadaşınızı öldürmek zorunda kalmanız ve dahası bunun kararını bireysel olarak sizin veriyor olmanız…

Kitapta ikizlerin isimlerinin seçimi de zaten; insanlık tarihinde ilk işlendiğine inanılan cinayetin başkarakterlerinden alınmıştır. Cathy’nin ikiz çocuklarına isim verilirken (Caleb and Aron) aslında Habil ile Kabil’i sembolize ederler. Kendi öz kardeşini (Habil) sırf babası (ilk insan Adem)’den kıskandığı için öldüren Kabil’i okurken çok uzağa gitmeye gerek yok, bir kuşak öncesinde babasını onu daha çok seviyor diye kıskandığı abisini öldüresiye döven Charles’da bile bu kötülüğü görmüştük.

“Bazı insanlar sadece eksik doğarlar. Tıpkı bir bacağı, bir kolu ya da bir gözü olmayan bebekler gibi, bazıları da vicdanı veya şefkat hissi olmadan doğarlar. Cathy bir canavardı. Bir canavarın zihni ve yüzü her zaman çarpık olmak zorunda değildir; bazen en kusursuz güzelliğin arkasına saklanır. Cathy’nin içinde bir boşluk vardı; normal insanların sahip olduğu o sıcaklık, o sevgi bağı onda hiç var olmamıştı. O, iyiliği sadece insanların birbirini kandırmak için kullandığı bir zayıflık, bir yalan olarak görürdü.”

İşte Steinbeack’in yukarıda bize anlattığı gibi, bazı insanlar vicdanı olmadan mı doğarlar peki? Son zamanlarda maalesef sıkça duyduğumuz “suça sürüklenmiş çocuk” kavramını aklıma getirdi bu kitap bana. Çocuklar suça sürüklenir mi, doğuştan vicdan ve şefkat yetisinden noksan mı doğar? Ahlak nedir, nerede başlar? Ne zaman bir çocuk sırf pazar yerinde bir çocuk yanlışlıkla yanından geçtiği için bıçak darbeleriyle hiç tanımadığı bir başka çocuğun canını alacak kadar kötü olabilir? Tam olarak hangi erada bir çocuk okula giderken arkadaşlarını ve öğretmenlerini öldürebilecek kadar zalimleşir? Sonradan mı bu kadar kötü olunur, yoksa zaten bu insanlar doğuştan mı bir canavar olarak dünyaya gelmişlerdir? Kabil, kardeşi Habil hiç olmasaydı bile yine de bu kadar kötü biri olur muydu? Belki de bu kez annesini mi babasından kıskanırdı?John Steinbeack, Cennetin Doğusu ile kucağımıza bir bombayı hem de pimi çekilmiş bir halde bırakıyor. Yine bununla ne yapacağımız, üzerine nasıl düşüneceğimiz, nasıl dersler çıkarıp bu kitaptan neleri alacağımız sevgili okura kalıyor.

Kaynakça:

https://en.wikipedia.org/wiki/John_Steinbeck

Tags: Edebiyat İnceleme

Post navigation

Previous Yapay Zeka Çağında Yaratıcı Endüstriler Neden Görünmez Oluyor? WeDirectory’nin Yaklaşımı
Next Elena Papadimitriou’nun MUTE Sergisi Istanbul Concept Gallery’de

Trending

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme Book cover for Şehit! by Kaveh Akbar on a bright yellow background with a mounted warrior and a large red sun, plus a seal in the corner. 1

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme

Is “Kinda Chic” Kinda Chic? Person in an orange shirt climbs a ladder attached to a giant smartphone on a pink background. 2

Is “Kinda Chic” Kinda Chic?

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir? Gold-plated pendant necklace featuring a framed Pikachu Illustrator card on a dark background with a diamond-studded chain. 3

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir?

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi? Rusty sculpture made from stacked chairs on a circular platform in a park, with a white abstract form on top. 4

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi?

Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de Exhibition poster for Nilgün Tüzüntürk's 'Maria Magdalena-2' (Sept 18–Oct 7, 2026) featuring a colorful abstract painting; G&G Galagallery. 5

Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de

Sentimental Value: Seni Görüyorum Two people standing in a leafy garden, facing each other as they talk. The man wears a dark blue shirt and the woman a dark denim jacket. 6

Sentimental Value: Seni Görüyorum

İlgili İçerikler

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme Book cover for Şehit! by Kaveh Akbar on a bright yellow background with a mounted warrior and a large red sun, plus a seal in the corner.

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme

Is “Kinda Chic” Kinda Chic? Person in an orange shirt climbs a ladder attached to a giant smartphone on a pink background.

Is “Kinda Chic” Kinda Chic?

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir? Gold-plated pendant necklace featuring a framed Pikachu Illustrator card on a dark background with a diamond-studded chain.

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir?

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi? Rusty sculpture made from stacked chairs on a circular platform in a park, with a white abstract form on top.

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi?

Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de Exhibition poster for Nilgün Tüzüntürk's 'Maria Magdalena-2' (Sept 18–Oct 7, 2026) featuring a colorful abstract painting; G&G Galagallery.

Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de

Sentimental Value: Seni Görüyorum Two people standing in a leafy garden, facing each other as they talk. The man wears a dark blue shirt and the woman a dark denim jacket.

Sentimental Value: Seni Görüyorum

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme Book cover for Şehit! by Kaveh Akbar on a bright yellow background with a mounted warrior and a large red sun, plus a seal in the corner. 1

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme

Is “Kinda Chic” Kinda Chic? Person in an orange shirt climbs a ladder attached to a giant smartphone on a pink background. 2

Is “Kinda Chic” Kinda Chic?

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir? Gold-plated pendant necklace featuring a framed Pikachu Illustrator card on a dark background with a diamond-studded chain. 3

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir?

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi? Rusty sculpture made from stacked chairs on a circular platform in a park, with a white abstract form on top. 4

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi?

Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de Exhibition poster for Nilgün Tüzüntürk's 'Maria Magdalena-2' (Sept 18–Oct 7, 2026) featuring a colorful abstract painting; G&G Galagallery. 5

Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de

Sentimental Value: Seni Görüyorum Two people standing in a leafy garden, facing each other as they talk. The man wears a dark blue shirt and the woman a dark denim jacket. 6

Sentimental Value: Seni Görüyorum

Geçici Bir Ev: Otel Odalarının Tekinsizliği Dimly lit hotel bedroom with an unmade bed in the foreground and a window showing a city street outside. 7

Geçici Bir Ev: Otel Odalarının Tekinsizliği

Haber bülteni

Son Yazılar

  • Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme
  • Is “Kinda Chic” Kinda Chic?
  • Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir?
  • Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi?
  • Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de

Öneriler

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme Book cover for Şehit! by Kaveh Akbar on a bright yellow background with a mounted warrior and a large red sun, plus a seal in the corner.

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme

Is “Kinda Chic” Kinda Chic? Person in an orange shirt climbs a ladder attached to a giant smartphone on a pink background.

Is “Kinda Chic” Kinda Chic?

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir? Gold-plated pendant necklace featuring a framed Pikachu Illustrator card on a dark background with a diamond-studded chain.

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir?

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi? Rusty sculpture made from stacked chairs on a circular platform in a park, with a white abstract form on top.

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi?

  • Kullanıcı Sözleşmesi
  • Bize Ulaşın

©SanatsalHareketler2026