Skip to content
  • https://www.youtube.com/c/SanatsalHareketler
  • https://www.instagram.com/sanatsaalhareketler/?hl=en

Sanatsal Hareketler

  • anasayfa
  • zemin
  • film & dizi
  • edebiyat
  • felsefe
  • sanat
  • müzik
  • dijital kültür
  • tiyatro
  • deneysel
YouTube
  • Home
  • Edebiyat
  • Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme

Yazar: Hatice Nur Demirezen
Book cover for Şehit! by Kaveh Akbar on a bright yellow background with a mounted warrior and a large red sun, plus a seal in the corner.

İran asıllı Amerikalı şair ve romancı Kaveh Akbar’ın ilk romanı olan Şehit, 2024 yılı ve devamında oldukça ilgiyle karşılanan bir metin oldu. 2024 yılı National Book Award finalistlerinden de biri olan bu roman kolay okunabilir, oldukça akıcı ve ilgiyi diri tutan bir anlatıma sahip. Bu inceleme yazımda, kitabın işleniş biçimi ile üslup özelliklerini gözeterek öznel bir eleştiri ortaya koyacağım.

Romanın Konusu

Cyrus Şems. Otuzlarına gelmek üzere olan, uzun boylu, halk arasındaki amiyane tabirle henüz bir baltaya sap olamamış genç bir insan. Kendisi İran asıllı bir Amerikalı. Ne var ki İran’da yalnızca bebekken bulunduğundan onun yalnızca köklerinde kalmış bir İranlılıktan bahsedebiliriz. Tüm hayatını batı medeniyetinin ona sundukları içerisinde geçirmiş. Amerikalı yanı bariz biçimde Orta Doğulu tarafına ağır basıyor.

Romanın üzerine kurulduğu düzlem de Cyrus’un kimliğinde gördüğümüz silik ikiliklere benziyor bir nevi. Aile bağları, özgürlükler, kararlar ve büyük oranda coğrafyanın insana ne sunduğu…

Cyrus annesini hiç tanımadan henüz bebekken kaybetmiş bir yetim. Babası da hayatı boyunca çalışmaktan başka bir şey yapamamış bir göçmen. İşte romanın ana konusu bu. Annesini bir uçak faciasında kaybetmiş bir çocuk… Ne tanışmış onunla ne de gerçek anlamda yas tutabilmiş. Diğer yolcularla beraber birer istatistik, birer sayı olarak silinip gitmişler dünyadan. Hepsi bu. Geride kalan babasıyla bağlarını kuvvetlendirebilmiş de değil. Ne içinde bulunduğu hayat yeterli onun için ne de anlamsızca sürüp giden hayatını nihayete erdirecek ölümü.

Şehitlik ise tam bu noktada yetişiyor imdadına. Ölümünün bir anlamı olursa yaşamının da bir anlamı olur. Şehit olursa işte o zaman yaşamış olur. Cyrus hayatının, ailesinin hayatının ve içerisinde debelendiği tüm bu insani karmaşanın tek bir anlamlı çıkışta buluşup şehitlik mertebesinde erimesini ve böylece idrak etmek meselesinde zorlandığı her günün, her hayatın en doğru biçimde tamamlanmasını arzuluyor. En azından düşünerek bulduğu çıkış yolu bu oluyor. Bir kitap yazmak istiyor: Şehitler Kitabı. Ölümlerine anlam katan herkesin hikâyelerini anlatacak kitabında.

Kitabı üzerinde çalışırken Brooklyn’de ölmek üzere olan bir sanatçının bir müzede ölüm üstüne insanlarla kısa sohbetler ederek son günlerini çok özel bir gösteri ile geçirdiğine dair bir haber görüyor. Cyrus için kırılma anı oluyor bu. Yola çıkıyor. Sanatçıyı görmek ve kitabına dahil etmek için. Kendi sanatına bir başka sanatçıyı dahil etmek için çıktığı bu yolda, karakterimizi bambaşka bir gerçek karşılıyor.

Üslup Özellikleri ve Okuyucuda Oluşturduğu Hisler

Romanın çok akıcı, hızlıca okunan, anlatımı çok hoş bir roman olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Bir oturuşta yüz sayfa okumak işten bile değil. Bir kitabı en katlanılır kılan şeyin üslup olduğunu düşünüyorum.  Öyle ki konusu ilgimi çekmemiş olsa bile yazarı dinlemek için o metni okuyup bitirebilirim. Anlatılmak istenen kadar anlatımın da ne denli önemli olduğu her bilinçli okurca kabul görmekte zaten. Şehit romanının konu ve hikâye bütünlüğünün beni kendimden geçirdiğini söyleyemem ancak okumaktan fazlasıyla keyif aldığım bir kitap oldu. Yazarın dilini gerçekten sevdim. Ancak roman karakterlerinin ne kadar kendilerine özgü olduklarına dair şüphelerim var.

Her karakterin öyküsünü, duygularını kendi ağzından dinliyoruz. Olayların oluş biçimleri farklı farklı olmasaydı bu ifade edişlerin birden fazla karaktere ait olup olmadıklarını ayırt edebilir miydik bilemiyorum. Çünkü sanki tüm karakterler yazarın dilinden konuşuyor. En cahilinden en arsızına ve en kibarına dek kimlikler ifade edişlerde biraz göz ardı edilmiş gibi. Herkes beklendiği gibi, oldukça basite indirgenmiş şekilde konuşuyor. Edebiyat elbette sanatçının bir aktarım aracı olabilir. Ancak bu, sanat işi gerçekleştikten sonra yapılmalıdır.

Metnin geneline yayılan düşünce, ölümün güzel ve bir amaç uğruna olması gerektiği. Ana karakterimizin üzerine titrediği ve gerçekten umursadığı şey de bu. Sebepsiz yere ölmek ziyan geliyor. Ölüm bir anlam ifade etmeli, hele de kişinin kendi ölümü. Cyrus buna cesaret edebilen sanatçıyı görmek için şehir değiştirebiliyor, şehitlik üzerine kitap yazabiliyor.

Kitabın ifade gücünü besleyen bir diğer öge de, karakterimizin hislerini ve kimliğini tarif ederken onu oluşturan ögelere de yerli yerince değinilmiş olması. Cyrus bir İranlı. Savaş coğrafyalarının ve üçüncü dünya ülkelerinin insanlarını anlatırken onları evlerinden, ailelerinden bağışık düşünemezsiniz. Çünkü onların ailelerine de ayrıca üzülmeniz gerekir. Batının aksine doğuda aile bağları haddinden fazla kuvvetlidir. Aileniz sizin içinize işler, bakışlarınıza, duruşunuza kadar yamanır. İnsan içine doğduğu ailenin yansımasına sahiptir. Adaletsizce ve haksızca mecburdur buna. Kişinin acısı, yası, trajedisi onu yetiştirenlerin acısından ayrı düşünülemez. Cyrus İran’da neredeyse hiç bulunmamasına rağmen, tüm hayatı ve içinde bir yerde ambalajı henüz açılmamış yası da dahil birçok ögeyi İranlı oluşuna dayandırır. Annesinin Amerikalılar yüzünden ölen bir İranlı olması, Cyrus’u da haksızlığa uğramış bir İranlı yapar. Dayısının savaşta sayısız ölüme şahit olan ve akli dengesini yitiren biri olması, Cyrus’u da savaşa maruz kalan bir İranlı yapar. Babasının Amerika’ya göçmek zorunda kalan bir işçi olması, Cyrus’u da etinde kemiğinde yazılı bir göçmen yapar. Tüm hayatını bir Amerikalı olarak geçirmiş olsa da. Bu yönüyle roman takdire şayan doğrusu. Aile üyelerinin harmanlanmış hikâyelerini apaçık görmek oldukça tatmin ediciydi.

Kitabın kolay okunabilir ve her kesime hitap edebilecek bir dile sahip olduğunu düşünmekle beraber yer yer anlatımda klişelere fazlaca yer verdiğini de hissettim. Örneğin kitabın 84. sayfasında, bir aile sofrası anlatılmış, sofradaki erkek bireyler futboldan konuşurken annenin ise yemeklerdeki ekşilik oranıyla ilgilendiği vurgulanmış. Aynı şekilde romanın birçok yerinde günümüz sosyal medya dünyası ve modern ögeler üzerinden anlatım güçlendirilmeye çalışılmış. Ne yazık ki bu da bana biraz zorlama hissettirdi. 97. sayfadaki Twitter göndermesi anlatımı geliştirmekten ziyade okuyucuyu yoran bir detay olmuş. Kimse ölüm ve hayat temaları arasında gidip gelen bir roman okurken gereksiz retweet ve like sayılarını bilmek istemez herhalde. Ya da kitabın ilerleyen bölümlerinde geçen karakterlerin ayakkabı markalarını kaçımız merak etmiş olabilir?

Ana Karakterin Özellikleri

Cyrus Şems çok düşünen, az uyuyan ve belli bir tek yolda yürümeyen farklı bir karakter. Yazarın ana karakterinin bazı özelliklerini gri biçimde resmetmesi hoşuma gitti. Zaman zaman mesafeli zaman zaman da oldukça yakın hissediyoruz kendimizi Cyrus’a.

Cyrus küçüklüğünden beri uykusuzluk yaşayan ve dönem dönem kâbuslar gören biri. Uykuya dair en elle tutulur arzusu, rüyalarında geçen konuşmaları yapamıyor olmak. Rüyalarını anlamlı buluyor çünkü, uyuyamayınca da kendini cezalandırılmış hissediyor bir nevi. Çünkü bir ceza yetmiyor ona, her yönden vurulmalı, her yönden kanamalı…

Annesini bir uçak kazasında diğer 289 kişiyle beraber kaybettikten sonra aklında beliren düşünce, “bir insanın ölümü belki sadece bir istatistik kadardır” oluyor. Diğer herkesle beraber ölüyor annesi, böylece ölümünün değeri düşüyor. Böylece Cyrus için ölüm, tekil ve değerli olmak zorunda kalıyor. Cyrus şehit olmak istiyor, şehit olanları yazmak istiyor. Değerli olan budur çünkü, ölümü gözde olan, biricik olanları tanımak istiyor.

Annesinin ölümünü önemsizce anlatıyor okuyucuya. Onu hiç tanımamış olması bu soyutlukta etkili olmuş olabilir tabii ki. Tanımadığınız birini ne kadar özleyebilirseniz o kadar özlüyor ve yas tutuyor Şems. Annesinin kim olduğundan bağımsız, ölümü ve kendi hayatına etkileri üzerinden ele alıyor, yaşıyor bu trajediyi. Karakter kendi yolunu, kendi trajedisinden söküp çıkaran, bir derin düşünce objesine dönüşüyor. Ölüm gerçekten onu bulmamış olsa da… Ne savaş gördü bu çocuk ne de gerçek bir annesizlik yaşadı. Gene de yazıyor şiirlerini. Kendisi şiir yazacak kadar duygulu ama ölümü sindiremeyecek kadar yüzeysel kalıyor.

“Önemsediğin bir yaşamı geride bırakmak”. Cyrus kitabında bunu anlatmak istediğine karar veriyor. Bu tabiri kitabın genel fikri için çok doğru ve çok uygun buldum. Şehit olmak ve ölmek üzerinden bir değer biçiliyorsa hayatlara, o halde hayatın değer verdiğimiz, önemsediğimiz bir hayat olması gerekir kesinlikle. Yazarın da dediği gibi, çay hâlâ sıcak, bal hâlâ tatlıyken ölmek çok daha anlamlı. Gerçek fedakârlık buydu ve Cyrus, bu kanaldan ilerlerken ölümü, kafasında bir zemine oturtmaya çalışıyordu.

Romanın en takdire şayan taraflarından biri de queer bir roman olması ve karakterlerin bu yönlerinin göze sokulmadan akışta çok sade biçimde görünüyor olması. Tam olarak ihtiyaç duyduğumuz anlatım ve kabul biçimi bu aslında. Hayatın içinden ve olduğu gibi, doğal…

Bir eleştirim de kitabın hemen her yerinde İranlı olmak üzerine hitaplar, anlatımlar bulunması. Evet, romanın tüm önemli karakterleri İranlı ve ülkeleri üzerinden hayatları değişip başlarına birçok şey geliyor. Ama gene de her okuyucu İranlı değil. Belki daha uzak bir perspektiften, göçmen olmak, yabancı olmak, Orta Doğulu olmak gibi bir yerden anlatılsaydı birçok duygu, bana da daha çok geçerdi diye düşünüyorum. İran vurgusu çokça yapıldığından zaman zaman empati kurmakta da zorlandığımı söyleyebilirim.

Edebî Yoğunluk ve Duygusal Etki

Kitapta anlatıcının betimlemeleri oldukça kuvvetli ve anı her yönüyle hissediyoruz. Mesela 100. sayfadaki çirkinlik vurgusu okurken gerçekten çok hoşuma gitti. Cyrus’un babası Ali İranlılara has bir çirkinlikten bahsediyor. Cyrus ise bununla ne kastettiğini zamanla anlıyor. “Gülümsediğinde çıkan çizgilerin derinleşmesi, gözlerinin altındaki torbaların yumuşaması…”, bu tanım çirkinlik denen şeyin yaşanmışlık, görmüş geçirmişlik olduğunu, hayatın insanın yüzüne işlediği anların onu gitgide daha da çirkinleştirdiğini ifade ediyor. Oldukça ustaca betimlemelerle hoş bir mesaj veriyor yazar burada.

Dil ve anlatımdan aldığım zevki, romanın her bölümünün başında verilen şiirlerden aldığımı söylemem mümkün değil ne yazık ki. Cyrus’un şiirlerinden bazıları bölümleri okumadan önce okuyucuya sunuluyor. Cyrus çok iyi bir şair olmayabilir veya bilerek bu şekilde yer verilmiş olabilir bu şiirlere ancak gene de ne anlaşılır ne de derin buldum şiirleri. Konuyu bütünleyen bir his de vermedi doğrusu.

Kitabın çeşitli bölümlerinde kavramlar ve duygu yoğunluğunu somutlaştırmak adına tarihten bilinen isimleri, sanatçıları kıssalar halinde okumak keyifliydi. Anlatımı ve okuma deneyimini renklendiren bir taraf olmuş. Küçük anekdotlarla kitabın gidişatına dair hoş mesajlar içeriyordu hikâyeler. Bu yönü de ilgi çekiciydi romanın.

Ve maalesef beni en hoşnutsuz eden kısım ise, sonunun nereye varacağını —ters köşe olup olmadığından tam emin olamasam da kitabın sonunda yer alan sır- romanın bitmesine henüz 150 sayfa varken anlamış olmamdı. Zaten çoktan anladığım ve karakterin ne tepki vereceğini kafamda çoktan yaşayıp bitirmişken, ilerleyen sayfalarda tahmin ettiklerimi bir bir okumak beni pek de memnun etmedi. Belki özellikle bir ters köşe yapma telaşı içinde değildi yazar ama okurken böyle bir tahminde bulunamamış olmayı da kesinlikle tercih ederdim. Çünkü kitabın en vurucu olması gereken kısım da tam olarak burasıydı.

Daha fazla inceleme yazısı için edebiyat kategorisini ziyaret edebilirsiniz.

Tags: Edebiyat İnceleme

Post navigation

Previous Is “Kinda Chic” Kinda Chic?

Trending

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme Book cover for Şehit! by Kaveh Akbar on a bright yellow background with a mounted warrior and a large red sun, plus a seal in the corner. 1

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme

Is “Kinda Chic” Kinda Chic? Person in an orange shirt climbs a ladder attached to a giant smartphone on a pink background. 2

Is “Kinda Chic” Kinda Chic?

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir? Gold-plated pendant necklace featuring a framed Pikachu Illustrator card on a dark background with a diamond-studded chain. 3

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir?

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi? Rusty sculpture made from stacked chairs on a circular platform in a park, with a white abstract form on top. 4

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi?

Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de Exhibition poster for Nilgün Tüzüntürk's 'Maria Magdalena-2' (Sept 18–Oct 7, 2026) featuring a colorful abstract painting; G&G Galagallery. 5

Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de

Sentimental Value: Seni Görüyorum Two people standing in a leafy garden, facing each other as they talk. The man wears a dark blue shirt and the woman a dark denim jacket. 6

Sentimental Value: Seni Görüyorum

İlgili İçerikler

Is “Kinda Chic” Kinda Chic? Person in an orange shirt climbs a ladder attached to a giant smartphone on a pink background.

Is “Kinda Chic” Kinda Chic?

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir? Gold-plated pendant necklace featuring a framed Pikachu Illustrator card on a dark background with a diamond-studded chain.

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir?

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi? Rusty sculpture made from stacked chairs on a circular platform in a park, with a white abstract form on top.

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi?

Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de Exhibition poster for Nilgün Tüzüntürk's 'Maria Magdalena-2' (Sept 18–Oct 7, 2026) featuring a colorful abstract painting; G&G Galagallery.

Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de

Sentimental Value: Seni Görüyorum Two people standing in a leafy garden, facing each other as they talk. The man wears a dark blue shirt and the woman a dark denim jacket.

Sentimental Value: Seni Görüyorum

Geçici Bir Ev: Otel Odalarının Tekinsizliği Dimly lit hotel bedroom with an unmade bed in the foreground and a window showing a city street outside.

Geçici Bir Ev: Otel Odalarının Tekinsizliği

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme Book cover for Şehit! by Kaveh Akbar on a bright yellow background with a mounted warrior and a large red sun, plus a seal in the corner. 1

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme

Is “Kinda Chic” Kinda Chic? Person in an orange shirt climbs a ladder attached to a giant smartphone on a pink background. 2

Is “Kinda Chic” Kinda Chic?

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir? Gold-plated pendant necklace featuring a framed Pikachu Illustrator card on a dark background with a diamond-studded chain. 3

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir?

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi? Rusty sculpture made from stacked chairs on a circular platform in a park, with a white abstract form on top. 4

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi?

Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de Exhibition poster for Nilgün Tüzüntürk's 'Maria Magdalena-2' (Sept 18–Oct 7, 2026) featuring a colorful abstract painting; G&G Galagallery. 5

Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de

Sentimental Value: Seni Görüyorum Two people standing in a leafy garden, facing each other as they talk. The man wears a dark blue shirt and the woman a dark denim jacket. 6

Sentimental Value: Seni Görüyorum

Geçici Bir Ev: Otel Odalarının Tekinsizliği Dimly lit hotel bedroom with an unmade bed in the foreground and a window showing a city street outside. 7

Geçici Bir Ev: Otel Odalarının Tekinsizliği

Haber bülteni

Son Yazılar

  • Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme
  • Is “Kinda Chic” Kinda Chic?
  • Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir?
  • Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi?
  • Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de

Öneriler

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme Book cover for Şehit! by Kaveh Akbar on a bright yellow background with a mounted warrior and a large red sun, plus a seal in the corner.

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme

Is “Kinda Chic” Kinda Chic? Person in an orange shirt climbs a ladder attached to a giant smartphone on a pink background.

Is “Kinda Chic” Kinda Chic?

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir? Gold-plated pendant necklace featuring a framed Pikachu Illustrator card on a dark background with a diamond-studded chain.

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir?

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi? Rusty sculpture made from stacked chairs on a circular platform in a park, with a white abstract form on top.

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi?

  • Kullanıcı Sözleşmesi
  • Bize Ulaşın

©SanatsalHareketler2026