İnsan bazı yerlerde oturur, bazı yerlerde ise kalır. Aradaki fark çoğu zaman sandalyede, kahvede ya da rafta değildir. Zamandadır. Bazı mekânlar, insanın acele etmemesine izin verir. Kitap kafeler de bu yüzden ilgimizi çeker, çünkü iyi olanları, okumanın yanında durmayı öğretir.
Bir kitap kafeyi ilginç yapan şey, kitap sayısı ya da kahvenin kalitesi değildir. İlginç olan, insanın orada kendisiyle kurduğu ilişkidir. Dünyanın farklı şehirlerinde, bu ilişkiyi beklenmedik biçimlerde kuran bazı mekânlar var. İşte bu yazıda o mekanlardan bazılarını bulacaksınız.
El Ateneo Grand Splendid, Buenos Aires
El Ateneo’ya girdiğinizde, ilk hissettiğiniz şey mimari ağırlık olacaktır. Çünkü burası 1919 yılında inşa edilmiş bir opera ve tiyatro salonudur. Bir zamanlar sahnesinde aryalar söylenen, localarında Buenos Aires sosyetesinin oturduğu bir mekân. Bugün sahne, kitap rafına dönüşmüş durumdadır. Kırmızı kadife perdeler hâlâ yerindedir. Tavan freskleri korunmuştur.

Bu bilgi, mekânın içinde dolaşırken sürekli sizinle birlikte gelir. Bir locaya oturduğunuzda, kitabı açmadan önce sahneye bakarsınız.
Livraria Lello, Porto
Livraria Lello’ya girildiğinde, kitap rafları ikinci planda kalır. Gözünüzü istemsizce ortadaki kırmızı, kıvrımlı merdiven alır. Bu merdiven, mekânın kalbidir. Yukarı çıkan herkesin yolu buradan geçer. Tavanı kaplayan vitraydan süzülen ışık, mekânı bir kütüphaneden çok bir sahneye dönüştürmüştür.

Burası kitap okumayı kolaylaştıran bir yer değildir. Kalabalıktır, hareketlidir, dikkatiniz dağılır. Ama Livraria Lello’nun gücü tam da buradadır. Kitabı sıradan bir nesne olmaktan çıkarır. Okumadan önce bakmanızı, durmanızı, mekânı fark etmenizi ister.
The Last Bookstore, Los Angeles
Los Angeles’ta, eski bir banka binasında yer alan The Last Bookstore’a girdiğinizde, yön duygunuz kısa sürede anlamını yitirir. Raflar düz bir düzen izlemez. Kitaplar kemerlere, geçitlere, tünellere dönüşür. Bir kitabı aramak için girersiniz ama birkaç dakika sonra ne aradığınızı unutursunuz.

Bu unutma hâli mekânın esas vaadidir. The Last Bookstore, okura hedef sunmaz. Kitaplar alfabetik bir disiplinle değil, birikim mantığıyla yerleştirilmiştir. İnsan, bir köşeye oturur ve karşısına çıkan kitabı kabul eder.
Daikanyama T-Site, Tokyo
Daikanyama T-Site’de ilk dikkat çeken şey, sessizliktir. Kimse “sessiz olun” demez. Masalar arasındaki mesafe, ışığın yönü, rafların yüksekliği, mekânın akışı, hepsi insanın burada uzun süre kalabilmesi için düşünülmüştür.

Burası bir kitap kafe değil, bir yaşam arşividir. Daikanyama, modern dünyada nadir bulunan bir şeyi sunar: kalma izni.
Shakespeare and Company Café, Paris
Shakespeare and Company’de oturduğunuzda, mekânın size ait olmadığını hissedersiniz. Masalar küçüktür, sandalyeler rahatsızdır ama kimse erken kalkmaz. Çünkü burası bir kafe olmaktan çok, bir edebi hafıza mekânıdır.

Ernest Hemingway’den James Baldwin’e, Allen Ginsberg’den sayısız isimsiz yazara kadar birçok insan bu rafların arasında vakit geçirmiştir.