Kuzgun Acar, İsimsiz, 1961
Kuzgun Acar, 1928 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi ( şimdi Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) Heykel Bölümü’ne girdi. Burada önce Rudolf Belling’in öğrencisi oldu, sonra Ali Hadi Bara ve Zühtü Müridoğlu atölyelerinde çalıştı. Bu hocaların etkisiyle geleneksel heykelden soyut heykel arayışına yöneldi.

1953’te akademiden mezun oldu. Öğrencilik yıllarında hâlihazırda soyut heykel ve malzeme deneyleri üzerine denemeler yapmaya başlamıştı. Tel, çivi, metal çubuk ve hurdadan oluşan eserler üretmeye koyuldu, bu dönemde metal malzemeyle hacim, hareket ve boşluk arasındaki ilişkilerle ilgilendi.
Yaptığım her yontuda mutlaka bir çığlık vardır. Kuzgun Acar
1961 Paris Genç Sanatçılar Bienali’ne katıldığı çalışmalarından biri, çivilerden yaptığı soyut heykel ile birincilik ödülü aldı. Bu ödül aynı zamanda Paris’te bir yıl çalışma bursu kazandırdı. Paris’te bulunduğu süre boyunca eserleri Musée d’Art Moderne de la Ville de Paris’te sergilendi ve bazı eserleri müze koleksiyonuna girdi.
Paris’ten döndükten sonra da üretime devam etti. 1962’de 23. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde “Demir Heykel” ile birincilik ödülü aldı. Acar’ın en bilinen eserlerinden biri “Kuşlar” adlı çalışmasıdır. 1967’de İstanbul Manifaturacılar Çarşısı’nın cephesine yerleştirildi.

1968 yılında Mehmet Ulusoy’un başlattığı sokak tiyatroları kapsamında Kuzgun Acar da bu çalışmalara dahil oldu ve bu oyunlar için masklar üretti. Heykel pratiğini tiyatronun doğrudan kamusal ve hareketli alanına taşıdığı bu dönemde, mask üretimi onun için ayrı bir çalışma alanına dönüştü. 1975’te ise Mehmet Ulusoy’un davetiyle Paris’e gitti. Ulusoy’un sahneye koyduğu Kafkas Tebeşir Dairesi oyunu için masklar hazırladı. Bu çalışma, Acar’ın tiyatroyla kurduğu ilişkinin en somut ve bilinen örneklerinden biri olarak kabul edilir.

Kafkas Tebeşir Dairesi için 140 mask yaptım; 14 oyuncu, değiştire değiştire 86’sını kullandı. Zor iştir maskı oyuncuya sevdirmek… Kolay mi, adama “yok ol, silin” diyorsun. Malzemeyi ön plâna çıkarıyorsun. Ancak, o önce maskı ( istemeyen oyuncu, giderek, kollektif çalışma sonucu, bilinçlendikçe maskla korkunç bir şekilde bütünleş- ti. Öyle ki, açılış günü tiyatronun kapısına iki mask koy- mak istediğimizde, hiç bir oyuncunun elinden maskını alamadık… Kuzgun Acar

Kuzgun Acar, yaşamı boyunca sürekli yeni malzemeler, teknikler ve soyut biçimler peşinde oldu. Metalin kendisi onun için sadece bir malzeme değil, eserlerine doğrudan bir varoluşsal karakter veren bir aracıydı. 4 Şubat 1976’da İstanbul’da bir iş sırasında merdivenden düşmesi sonucu geçirdiği beyin kanaması nedeniyle 47 yaşında hayatını kaybetti.
Özdemir Nutku ve Haldun Taner gibi bir çok isim onun ölümünün ardından Milliyet Sanat’a verdikleri röportajda şunları demişlerdi:
Kuzgunu da uğurladık… o sıcak, sevecen, dost ve güzel Kuzgun’u… Büyük bir yaratıcı. Sanatı kadar yüreği de yüce, vermesini bildiği kadar almasını bilemeyen bir insanı yitirdik. Sanatçı değilmiş gibi sanat yapan, alçakgönüllü, kendi yarattıkları dışında her şeyden konuşmasını seven, renkli dinamik bir zekaydı Kuzgun Acar. Özdemir Nutku

Eskilerin “Nev’i, şahsına münhasır” diye bir deyimi vardır. Kişiliği kendine özgü, herkese benzemez, anlamına gelir ki, Kuzgun’a tıpatıp uyar bu. Haldun Taner
Kuzgun Acar, Türkiye’de modern soyut heykelin en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilir. Tel, çivi, demir ve hurdayı estetik bir dile dönüştürmesi, dönemin geleneksel heykel anlayışına karşı radikal bir tavır geliştirmesiyle hatırlanır.
Kaynakça
Alıntılar, Milliyet Sanat Dergisi’nin 13 Şubat 1976 tarihli, 171. sayısında yer alan Zeynep Oral derlemelerinden alınmıştır.
Kuzgun Acar’ın Kafkas Tebeşir Dairesi oyunu için ürettiği maske görselleri SALT Araştırma arşivinden temin edilmiştir.