Fotoğraf: jeffwuphotograph
Size biraz her değişimin ‘’dönüşüm’’ ya da her dönüşümün ‘’kontrollü değişim’’ olmadığından bahsetmek isterim. Sürekli kendimizi geliştirmek ve değişmek zorunda olduğumuza inandığımız/inandırıldığımız bu dönemde, kaç kez öze uğramışlığımız var düşünmek gerek. Her zaman, her şeyin daha iyi ve güzel (ki bu göreceli aslında) bir alternatifi varken, kendimizi revize etmenin hangi yolu daha doğrudur insan bazen hiç emin olamıyor.
Her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği…
Turgut Uyar
Kendimi taslakta kalmış gibi hissettiğim çok zamanlar oldu mesela. Eminim zaman zaman çoğu insanda oluyordur bu durum. Sanki bir işe kalkışmadan önce daha çok revize istiyor duygu ve düşüncelerim. Hemen olduğu haliyle harekete geçersem, eksikliklerim her şeyi mahvedecekmiş gibi. Daha hassas davranmalıyım, daha iyi görünmeliyim, daha çok bilgi sahibi olmalıyım, fotoğraflarda bile kusursuz görünmeliyim, kariyer yaparken sosyal hayatı da ihmal etmemeliyim, özgür ve modern görünürken geleneklerin de gönlünü yapmalıyım…. Ve daha çoğaltabileceğimiz çok cümle var… Şimdi içinizden bir ses ‘’biz buraları geçtik’’ diyor olabilir. Evet, tam da ondan bahsediyorum. Buralarda öyle çok dolandık, öyle çok maruz kaldık ki ‘’kendinin en iyi versiyonu’’ mottosuna, şimdi pentimento aşamasına geçtik.
Pentimento bir resimde, ressamın kendisi tarafından yapılan değişikliklere verilen isim aslında, bilmeyenler için. İtalyanca “pentirsi” sözcüğünden türetilmiş. Bilmeyenler diyorum, çünkü mümkündür olabilir. Bir sanat galerisinde bir resim üzerine konuşulurken bu kelimeyi duyana kadar ben de bilmiyordum mesela. Duyduğum anda da hissettiğim ressamın teknik değişiklikleri değil, sonrasında yaşadığı pişmanlık durumu. Daha iyi daha güzel olsun derken zamanla bu revizyonun görünür hale gelip resmi, büyük tabloyu bozması hatta.
‘’Her şeyi Düzeltmeye Kalkışmanın Yok ettiği’’
İşte tam da düşündüğüm bu noktada Turgut Uyar’ın meşhur cümlesi olmuştu. “Her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği.” Kusurlarımızın üzerindeki o kadar çok oynadık ki, bazen yaptığımız değişikliklerin kusurlarımızı küçültmediğini, aksine altını çizdiğini biraz geç fark ettik. Kimse aynı kalamazdı, kalmamalıydı da elbette fakat biz, fırça darbelerini başkalarının inisiyatifine bıraktık sanki biraz.
İnsanın kendini hiç keşfetmemesi kadar korkunç bir şey varsa, o da kusurlarını tamamen görülmez hale getirme çabasıydı bence. Ya da yok etmeye çalışması. Kusurlar düzeltilebilir, eksikler tamamlanabilir fakat biz bunları başkalarının fırça darbesiyle yapmaya başlayınca durum eskisinden de karmaşık bir hâl aldı. Herkes benzer bir vizyon, altı dolu olmayan bir silüet, özenilmiş bir farkındalığın içine hapsoldu. Oysa ki kusurlar da değişebilirdi, farkındalık kendiliğinden ve sana aitse güzeldi, vizyon senin şahsi bakış açınla ilgiliydi. Taktikler, stratejiler, içimizden gelmeyen ezbere enerjiler, sosyal medyayı çoktan aşan ve tüm hayatımıza sirayet eden akımlar…
Bu noktada sanat akımlarından bahsediyor olmak isterdim ama hepimiz çok iyi, bazılarımız daha da iyi biliyor ki, biz gündelik hayat rutinlerimizi sosyal medya akımları halinde yaşamaya başladık. İşin en kötü tarafı herkes bunu eleştirirken herkes buna dahil oldu. Ama isteyerek ama zorunda hissederek.
Bizi geleneksel yollarla eleştirenlere savaş açıp, modern kalıpların da aynı şeyi yaptığını çok geç anladık. Bir kişinin tamamen kendine ait olması fikrini kaçırdık, bir sabah manzarasız bir pencerenin önünde, sıradan bir koltukta dümdüz bir fincanla bir kahve/çay içmenin, gülüş estetiği yaptırmadan gülmenin, köy hayatında doğal yaşam vlogu çekmeden bir parkta bir ağacı sevmenin, karton bardaktaki havalı markalara ait kahvemiz olmadan şehrin caddelerdeki yoğunluğa karışmanın, istenilen kriterlerde bir işe, istediğiniz de ölçülerde bir vücuda sahip değilseniz bile mutlu olmanın, bir gün uyanıp dümdüz kendinize iyi gelen, eski usul, abartılı olmayan sade bir diyete başlamanın, fon perdesi olmayan bir pencerenin ardında doğan güneşin özgürlüğünü, tadını ve daha nicesini çoktan kaybettik. Kaybettiklerimizi de çokça yazdık çizdik. Eskiyi haddinden fazla özleyip nostalji kolik de olduk. Şimdi çoğumuz buraları da geçtik.
Artık geri dönüşün yollarındayız. Yaptığımız revizelerin altından görünen öz, olduğu gibi kalsaydı çok daha ehvendi. Fakat pentimento hepimize göz kırmaya başladı. Ve işin ironik kısmı sade bir geriye dönüşün bile bir akım haline gelmesi tehlikesi. Değişim güzeldir, dönüşüm muhteşemdir. Fakat en nihayetinde hepsi bize aitken kıymetlidir. Yeterince takdir görmüyorsa sizin kişisel gelişim cetvelinizdeki değer, hayatın kıyısında kalmışlıkla cezalandırıldığımız görünmez perdeler, sponsorsuz bir yaşamın sade ve makul günleri, kimseyi cezbetmiyor hâlâ. Yazdığınız film eleştirisi yeterince tıklanmıyorsa, yurt dışına çıkmadan da kendi şehriniz içinde sosyalleşmeye çalışıyorsanız, isminiz bir projenin en üst sırasında kalın puntolarla yazmıyorsa, evli, mutlu, çocuklu ya da bekâr ama yeterince havalı ve umutlu değilseniz , 30 yaş krizinde bana neler oluyor diye doyasıya ağlamadıysanız, reddedildiğiniz tüm işler için kendinizi bir miktar da olsa haksızca suçlamadıysanız, gemisini yürüten kaptan demeden önce bazı hassasiyetlere ve değerlere önem verdiyseniz, görünmez hissettirildiğinizde bile öyle olmadığını fark edip aynada kendinizi sevdiyseniz, siz değişimin en olağan, en güzel ama en gerçek eşiğindesiniz. Hoş geldiniz.
Kaynakça
Uyar, T. (1962). Tütünler Islak. Dost Yayınları.