Üzerime bulabildiğim en yumuşak ceketi aldıktan sonra, içimdeki anlamsız heyecan duygusuyla beraber kendimi karla kaplı sokaklara attım. Oldum olası hızlı yürüyen biriyimdir ve yine aynı hızlı adımlarla, sanki bir yere varmam gerekiyormuşçasına yürümeye başladım. Mevzubahis heyecan duygusundan kaynaklı olacak ki nefeslerim de adımlarla beraber hızlanmaya başladı. Ellerimi cebime sokarak yürüyorum. Ellerim daima çok üşür ve elimi tutan herkes neden bu kadar soğuk olduğunu sorar. Onlara böyle olduğumu söylemekten hoşlanırım. Ancak ellerimin üşümesi işime gelmez. Yazmak için kıvrak bir zeka kadar kıvrak ellere de ihtiyacınız vardır. Aklıma yetişmek için ellerimin de hızlı olması gerekir. Yeterince hızlı olamadıkça bir şeyler kaçırırım ve bu beni çok rahatsız eder. Bir daha buluşamayacağım düşünceler, replikler akıp gidince yanımdan, insan kendini bir kaybeden gibi hissediyor. Zaten benim olana yaraşamayınca ondan yoksun kalmak gerçek bir başarısızlık hissi veriyor. Bu yüzden ben de ya yavaş düşünmeye ya da hızlı yazmaya odaklanıyorum. Yoksa kaybedilenlerin arkasından bakmak zorunda kalıyorum, onları özlüyorum, henüz tanışmamış olsak da.
Bilerek daha kalın bir şey giymedim. Hızlı yürüyeceğimi bildiğimden kendime ısınmak için pay bırakıyorum. Etrafımda bir pus var, adeta gözlerim bulanıkmış gibi bakıyorum etrafa. Gözlerimi kısmam bir işe yaramıyor, sadece yeterince parlak olanları görüyorum. Silüetler etrafımda bir o yana bir bu yana giderken ben de başkaları için bir silüet olduğumu biliyorum. Böyle durumlarda siz de yanınızdan geçip giden hayatları merak ediyor musunuz? Belki sağımda dünyanın en büyük müzisyeni yürüyor, belki karşıdan gelen insan oldukça yardımsever biri, belki de onu durdurup bir kahve ısmarlayabilirim. Belki arkamda bir hırsız var ve beni takip ediyor, belki birileri bir mutluluğa yetişmek için benden de hızlı yürüyor ve ben pusun içinde onların silüetini bile göremiyorum. Siz de böyle romantik misinizdir, yoksa ben mi hayatın daha anlamlı olması için fanteziler kuruyorum. Yoksa siz yanımdan geçip giden o fark edilmemiş silüetlerden biri misiniz? Yoksa siz de benim kim olduğumu merak ediyor musunuz?
Sıcak bir mekana girmek isteği uyanıyor içimde ara ara. Ama dışarı çıkmamın nedeni başka bir çatının altında olmak değildi, yürümek istiyorum bugün. Uzun zamandır görmediğim kar ve soğukla biraz yürümek… Yürüyorum. Bu şehrin en sevdiğim yanı şüphesiz nizami sokakları. Adeta benim gibiler için bir çeşit hobi bahçesi. Sizi bir yerlere götürmenin dışında başka birçok şeye de zemin oluyor bu sokaklar. Müzik dinlerken bir yürüyüş yolu, yazacak bir şey ararken bir araştırma sahası, yeni insanlar tanıyacak bir mekan… Benim gibi estetik kaygıları olanlar için o kadar albenili ki sokaklar. Parkelerin düzgünlüğünden, genişliğine, etraftaki evlerin samimiliğinden, kafelerine kadar her şeyiyle gerçek dışı bir şehir burası. Sanki birileri hususi tasarlamış gibi, pek maharetli bir mimarın elinden çıkan tatmin edici bir eser. Sonunda oluştuğunda pek çoklarımız için bir rüya kent… Hep beraber burada yaşıyormuşuz da birbirimizden aldıklarımızla geçinip gidiyormuşuz gibi. Sabah kahvemi içtiğim dükkanın sahibi bana sebepsiz gülümsemiş de ben yan evdeki komşunun çocuğuna doğum gününde en çok istediği şeyi almışım gibi. Sanki içindeki insanlar bir diğerinin mutluluğuyla mutlu oluyormuş gibi bir şehir. Herkes özellikle buraya gelmiş , beni birileri buraya çağırmış gibi bir şehir. Sanki dostlarımı alıp gezintiye çıkaracağım sokakları varmış gibi bir yer. Üzerime ne giydiğimin önemli olmadığı, üşümenin bile memnun edeceği bir şehir. Kıştan korkmadığımız bir yer burası. Bu yüzden buradan birkaç hikaye almadan gidemem. Bu şehirden kendime bir hediye almadan gidemem. Birkaç insan tanımalı ve onlardan duyduklarımı kendime saklamalıyım, bir yerlerde sonsuza dek yaşatmalıyım ki bu şehir hatıralarımda da olsa hiç kaybolmasın.
Yalnızca yollar sokaklar değil, evler de harika burada. Balkonlarda pek güzel yaşanmışlıklar görüyorum. Kimse kendini evinden taşırmaktan korkmamış, kimse dünyasını içinde saklamamış olacak ki; balkonlarda ve evlerin önünde bir dünya eşya görüyorum. Bu şehre daha sıcakken geldiğimde de insanların sokaklarda oturduklarını, çocukların koşturduklarını görmüştüm. Herkes birbirini tanıyor gibi selamlaşıyordu. Sonradan anladığım kadarıyla bir merhaba için insanları tanımak gerekmiyormuş. Merhaba diyebilmek yetiyormuş. O günden beri yanından geçtiğim kimselere selam vermeden geçip gitmek gelmiyor içimden. Çünkü ben de merhaba diyebiliyorum, onların da anlayabileceğini düşünmek beni memnun ediyor. Bugün de bu soğuğa rağmen muhakkak birilerine selam vereceğim ve beni görecekler. “Size de merhaba” denildiğinde bu şehrin tatlılığını kaybetmediğini göreceğim. Benim için özel kalmaya devam edecek burası. Havası ne kadar soğursa soğusun buraya gelmeye devam edeceğim. Her geldiğimde farklı bir yüzünü gösterecek bana, ben her yüzünü ayrı seveceğim. İnsanları gene evlerinin önüne dökülecek, pazarlara beraber gidecekler ve ellerinde torbalarla evlerine dönecekler. Akşam yapacakları yemekler hakkında istişare ettikten sonra kapılar kapanacak. İçerde yemekler piştikçe sokaklarda yüzlerce koku birbirine karışacak. Bir evden diğerine tabaklar gidip gelecek. Sofra sesleri, gülme sesleri duyacağım yürüyüşe çıktığımda. İnsanlar birbirleriyle sohbet etmekten ziyadesiyle keyif aldıklarından sokaklar boş kalacak ve benim gibiler karşılıklı yürüyeceğiz o sokaklarda. Ben yine yanımdan geçen münzevinin kim olduğunu merak edeceğim. Merakım arttıkça artacak ve bir merhaba duyacağım. Karşılığını vereceğim şüphesiz. Burada adet olduğu üzere gülümsemem gerekecek, karşılığını alacağım. Burada kimse bir diğerine eli boş gitmez. Bu merhabaya bir kahve teklif edeceğim ve güzel bir ömürle tanışacağım. Merak duygusundan sıyrıldıkça heyecanın en tatlı versiyonuyla karşılaşacağım, bir kez daha evlerin arasında başka evlerin de olduğunu göreceğim. Duvarları olmayan insanlara misafirliğe gideceğim, her birine hayran olduktan sonra heybeme doldurduklarımla beraber kendi evime döneceğim. Memnuniyetimi anlatmak mümkün olmayacak, yazdıklarımı okuyanlardan beni anlamalarını beklemekten başka bir şey yapamayacağım.
Tepelerin pek yüksek olmadığı şehirlerde her şey ayaklarınızın dibindeymiş gibi gelir. Düzlükler ne denli büyük olursa, her yer ulaşılabilir ve yakın hissettirir. Şehir size hazırmış gibi, gezmesi de bulması da kolaydır her şeyi. Yürüdüğüm sokaklardan bir diğerine çıkarken yokuş olan bir yer bulamazsınız. Ya da keskin bir dönüş yoktur, dik bir merdiven, daralan bir başka sokak… Her adım bir öncekine benzer, hazırlıksız yakalanacağınız bir yolculuk değildir bu. Benim gibi ritme ayak uydurmak konusunda fazla kararlı biri için bulunmaz bir nimet. Dinlediğiniz müziğin temposuna göre gidebileceğiniz bir güzergah seçebilirsiniz. Her caddenin her sokağın kendi rengi vardır. Sarının en çiğ tonundan bembeyaz yanan lambalara, mavi ve kırmızının dolaştığı sokaklardan istediğinize gidebilirsiniz. Her birinde bir başka kafede başka başka lezzetleri deneyebilir, küçücük dükkanlardan sevimli şişelerde bir şeyler içebilirsiniz. El yapımı keklerden muhakkak sizin için yapılmış birini bulabilirsiniz ve sevdikleriniz için hediye alabileceğiniz işletmeler de her köşe başında sizi bekliyor olacak. Benim gibi küçük defterler alarak yakınlarınıza verebilirsiniz. El örmesi kazaklar ve atkılardan edinebilirsiniz. Kokulu mumları ve biblolarıyla bu şehirde bir romantiklik olduğunu fark edeceksiniz. Yanınıza aldığınız her şey sizi bir çeşit büyüyle buraya bağlayacak ki dönüp dolaşıp benim gibi kendinizi burada bulacaksınız. Her şey minimal bir sistemde kendi yolunu buldukça başka bir yere gitmeye ihtiyaç duymayacaksınız. Havanın daha güzel olduğu bir vakitte bisiklet kiralayıp sokaklarını bir hışımda dolaşabilir ve söylediklerime bir çırpıda bakış atabilirsiniz. Her haliyle ve her mevsiminde buranın size ait bir yanının olduğunu göreceksiniz. Dinlenmek için durduğunuzda birileri size bir bardak su ikram edecek ve siz de size sunulmuş insanlıktan etkilenmekten kendinizi alamayacaksınız. Her gelen gibi siz de bu şehirde bir parçanızı bırakıp gidecek, buraya dönmek için bir bahane bulacaksınız.
Sanki tüm enteresan hikayeler bu şehre özgüymüş gibi geliyor bana. Sanki her sanatçı ilk eserini burada yazmış gibi. Kendimi buraya yakıştırmama şaşmamalı, ben de ilgi çeken bir hikaye için gelmiyor muyum buraya? Size anlatacak bir anı bulmak amacıyla arşınlıyorum sokakları. Hayranlığımın ve heyecanımın yegane kaynağı, sanatıma yardımı olabilecek bir sekans, bir suret, bir an değil mi? Bu haliyle şehrin kendine özgü zarafetini kirletiyor olabilir miyim diye düşünmeden edemiyorum. Benim arayışımın yanında onun yalınlığı oldukça asil duruyor. Şehir bana sunduklarının karşılığında benden bir şey beklemezken, ben buraya ondan bir parça istemek için akın ediyorum. Sanırım benim sahip olamadığım büyüklüğü bana göstererek bir kez daha hayranlık uyandırıyor ruhuyla. Belki de şehrin kendi sıcaklığından, kışlarında üşümek o kadar da sorun olmuyor. Anlamadığım ve daha göremediğim bir bilmişlik içinde yürüyorum. Hedefimdeki pek kıymetli hikayenin emareleri için bakınıyorum etrafa, insanların yüzlerini seçemediğimden okuyamıyorum kimseyi. Kafamda bir şey canlanmıyor, bu halimle bir yazardan ziyade bir meczuba benziyorum. Adımlarımı hızlandırıp görülmemiş bir yer bırakmıyorum. Çok derinlerden bir tereddüt hissi peyda oluyor, hışımla onu çıktığı yere bastırıyorum. Hava belki biraz daha soğudu ya da ben öyle olduğuna inanıyorum. Umutlar karnınızı doyurabilir ve sizi mutlu edebilir. Onlardan vazgeçmek sizi sahip olmadığınız mutluluktan edebilir. Ben de umutsuzluk dalgasıyla karşılaşmaktan korkarak bir başka sokağa dalıyorum. Konacak bir dal arayan bir kuş gibiyim şu an, evden uzaklaştıkça daha çok ürperiyor bedenim. Direnmeye çalışıyorum ve kafamdan çıkmamaya gayret ediyorum. Sizin gibi müzik dinlemeden gezdiğimden, sesleri çokça duyuyorum. İçlerinden bana göre olan birini arıyorum. Derken kendime yenilip bir mekana giriyorum. Birçok masa boş lakin ben dolulardan birine oturmak istiyorum. Kendime yakıştıramadığımdan kimsenin yanına oturmuyorum tabi, gidip boş masalardan birine yerleşiyorum. Ceketimi çıkartıyorum ki daha çabuk ısınayım. Isınmaya bu kadar muhtaç olmam tadımı kaçırıyor, romantizmi oracıkta öldürüyorum. Evi ve evden çıkışımı düşünüyorum. Anlata anlata bitiremediğim heyecanın emareleri için kafamda geziniyorum. Tanıdık bir şey bulamayınca bir kahve söylüyorum ve fanteziler dünyasında bana göre bir yer olmamasına içerliyorum. Şehre hayranlığım geçmedi tabi ama hüzünlenmeyi çok sevdiğimden heveslerimden de hızlıca vazgeçiyorum. Kulaklığımı takmayı düşünüyorum ancak yanıma almadığım aklıma geliyor. Yapacak bir şey bulamıyorum ve cebimdeki küçük not defterine bir şeyler yazmak için çabalıyorum. Ben hiçbir zaman yazmak için yazamadım. Belki de yeteneksiz olduğumdan olacak, istediğim an üreten bir yazar değilim. Sanki biri bana yazmam için doğru anı gönderiyor ve ben o an hazır olabilirsem yazıyorum. Kalan tüm zamanlarda ne yazarsam yazayım bana benzemiyor. Okumaktan rahatsız oluyorum. Ancak doğru anda doğru biçimimdeysem üretebiliyorum. Yeterince hızlı olamadıkça yeterince yaklaşamıyorum okuyucuya. Bugün yazacağım diyemiyorum. Ve belli ki bugün de yazamayacağım. Defteri resim için kullanıyorum. Bildiğim bir hikayeyi çiziyorum, karakterleri tanıdığım halleriyle boyutlandırıyorum. Muhakkak bir güneş eklemeliyim buraya zira soğuktan uzak durmak istiyorum. Kendime dürüst olmalıyım, resmim berbat. Bu konuda hiç çalışmadığımı biliyorum ama doğalımda da bir beceriksizlik olduğu aşikar. Hiç olmamış şekilleri var ediyorum ve belli ki yapmacıklığından rahatsızlık duyuyorum. Sahte olan her şeye acımasızımdır. Kendimdeki olmamışlıklara da acıyorum. Yapamadığım şeyleri sevmiyorum. Bu yüzden yazdıklarımı beğenmeyince soğuyorum kendimden. Belki haksızlık ediyorum kendime ama en azından yalan söylemiyorum. Sevmediğimde sevmiyorum, yalandan gülmek benlik değil. Gerçek gülümseme için gerçek güzelliğe dokunmaya çalışıyorum.
Kahve oldukça güzel yapılmış. Zaten bundan şüphem yoktu, lezzete şaşırmıyorum. Fırtına çıkmaması için dua ediyorum içimden, eve dönüşümün çok zor olması, şehre dair anılarımın güzelliğini etkilesin istemiyorum. Burada hiçbir şey kötü olmamalı, bu sokaklara kızarmış yüzleri ve titreyen bedenleri yakıştıramıyorum. Kahve çok sıcak olduğundan ellerimin arasına alıyorum. Kokusunu içime çekmek beni dinlendiriyor ve bir an her şeyden zevk alıyorum. Yazamayışım bile normal geliyor o anda, beceriksizliği affediyorum, bir küçük sırıtıyorum bile, bir nefes daha alıyorum kahveden. Çok sıcak kahveyi içemem, dilimin sıcaktan uyuşması dikkatimi dağıtacağından bekliyorum. İncecik bir karın ağrısı gelip geçiyor, soğuktan sıcağa geçmenin tuhaf etkilerini bedenimde hissediyorum. Kemiklerimde tatlı bir sızı dolaşıyor. Bunun sorun olmadığını biliyorum. Yüzüm hafiften yanıyor, ince kırağıyı yüzümden atıyorum. Tatlı bir pembeliğin yanaklarımda peyda olduğunu biliyorum, bunun için aynaya bakmama gerek yok. Benden başka 2 çiftin daha kahve içtiğini fark ediyorum dükkanda. Tam karşımda uzun bir adam ve genç bir kadın oturuyor. Onların arkasındaki masada daha genç bir çift daha var. Ne konuştuklarını bilmiyorum ama hepsi huzurlu görünüyor. Genç kadınlardan biri ellerini ovuşturmaktan kendini alamıyor. Onun da elleri benimkiler gibi olabilir mi, yoksa benim bilmediğim bir heyecanı mı yaşıyor. Gözlerine bu kadar uzaktan odaklanamıyorum ama parlıyor olacak ki, karşısındaki adamın yüzünde güller açıyor. İnsanların bu şehirden nasibini aldığını, büyünün etkisinin kapılardan geçtiğini hatırlıyorum.
O esnada kapıdan geçen bir başkası daha var. Daha tanıdık bir yüz… Yanıma gelmekten sakınmayacak kadar tanıdık… Tebessümün yakıştığı biri… Bir kahve de ona alıp araya giren zamanı yad ediyoruz. Mesleklerimizden, hayatlarımızdan önemli olayları paylaştıkça hava ısınmaya başlıyor. Bu kişi bana unuttuklarımı hatırlatmaya başlıyor. Onun ne kadar mutlu bir insan olduğunu hatırlıyorum. Mutluluğunu dağıtmaktan çekinmeyen biri… Kim onu yadırgamaya cüret edebilir ki? Beni de anılarında huzura boğdukça etraftan bağımsız oluyorum. Şehrin havası ve büyüsü kısa bir aradan sonra tekrar buluşuyor benimle. Mümkün olduğu kadar susuyorum. Bana bir hediye almak istiyor, oysa günümü tamamlaması yeterince değerli bir hediye zaten. O bunu bilmiyor. Birkaç sene öncesinden unuttuğum bir şeyleri hatırlatıp beni eski mutluluklardan da mahrum bırakmıyor. Şehri hatırlamakta acemi olduğumu fark ediyorum. Onda aradığımı buluyorum. Çok eski bir hikaye değil, ilginizi de çekmez belki ancak anlatması güzel şeylerden konuşuyoruz. Bana ikimizin de bildiği insanları anlatıyor, güvenli limanımda demirlemiş gibi oluyorum. Enteresanlık aramıyorum sohbette, tekdüzelik ilk kez bu kadar heyecan veriyor. Havanın soğukluğundan yakınacak oluyor, engelliyorum onu. Bugünün havası sonunda anlamını buluyor. Kıyıda köşede, bir bardak kahvede, tatlı bir sohbetle aradığımı buluyorum. Sevilen bir dostun anlattıkları, yazacağım herhangi bir metinden daha çok işime yarıyor. Aramaktan da vazgeçiyorum. Her şeyi olduğu gibi görmenin ne kadar büyük bir nimet olduğu fikri, yollarda hızlı hızlı yürümekten pek daha ala geliyor. Sanatın aranmadan bulunduğunu, yazacağım zamanı seçememenin hikmetini, sıradan insanların güzelliğini tanıyorum bir kez daha. Not defterimi kaldırıyorum. Kahvemiz soğuyor, yenisini almak için kalkamıyorum. Dışarıda bir fırtına var sanırım, ilgilenmiyorum. Eve huzurla döneceğimden şüphem yok. Kulaklığımı unuttuğumu unutuyorum. Üzerimden bir yük kalkıyor, yazmak zorunda olmadığım gerçeğini kabulleniyorum. Bugünü kullanmaktan vazgeçip, günün içinde erimekten memnuniyet duyuyorum. Şehrin büyüsü yolları aşıp beni buldukça yavaşlamam gerektiğini anlıyorum. Düşüncelerimin akıp gitmesi artık sorun değil, herhangi birine yetişmeden de onlara sahip olabilirim. Günün birinde başka bir sokakta, geçmişte yazmadıklarımla karşılaşmak ümidiyle, adet olduğu üzere gülümsemekten kendimi alamıyorum.
Daha fazla kreatif üretim alanı içerikleri için deneysel kategorisini ziyaret edebilirsiniz.