Arzularımın en yalın halinde, kendimi ölümle düşlüyorum. Tanıdığım insanların yaşamlarına bakarken olamadığım o biçim için, bir adım daha gün geçtikçe uzaklaşıyorum benden.
Bilinilen gibi yaşamak istememe rağmen tüm bilinenlerin dışında yaşıyorum. Odamdaki dört duvarların sessiz dostluğunu, insanların katmanlı yüzlerine tercih ediyorum. Her gün bir başkasına bakıyorum o yüzlerin. Duvarlar öyle mi?
Yaşamanın ağırlığından ziyade benim ağırlığım dostlarıma, aileme, sevdiklerime, tanıdıklarıma ait. Bütün aşklarımda bıraktım yaşamın o zarif gücünü. Gün doğduğunda sokaklara bıraktığım kendimi artık tek bir odanın köşesine bırakır oldum. Bana kalanlarla idare etmeye çalışırken, parça parça avucumdakileri aileme ve dostlarıma verdim. Hiçlikle tanışıyorum derken kendimi o hiçte buldum.
Arzularımı kimselerden saklarken hiçliğin güvenine dayadım her şeyimi. Kırgınlıklarımı avucumda kalanlarla dağıtmak istesem de, parmaklarımdan düşmedi onlar. Her şeyimi bu denli kolay verebiliyorken, ne kırgınlıklarımı ne de kırıldıklarımı verebildim. Bir baktım bir ben bir onlar kalmış. Saatlerin durmadığı zamanın benliğimi şaşırttığı bu dönemde, yalnızca seyre daldım boş duvarların olmayan saatlerine.
Yerini belli edercesine dairenin gölgesinde babamı buldum. Annemi gördüğümü sandığım bir ara ilk aşkımın bana baktığını fark ettim. Sevdiğim dostları da sol tarafta yığın olarak gördüğümde kaldırdım elimi havaya. Boşluğa. İçimin sallandığı gibi salladım o parmakları. Ben güldükçe gölgenin içindekilerin güldüğünü duydum.
Ne müthiş bir şeymiş! Dedim içimden. Yalnızlık ne müthiş bir şeymiş.
Yüzüme üfüren rüzgârın ardından el salladığımı fark ettim boş duvarda senelerce beklemiş şimdi de olmayan saat izine. Lekeli bir hare de ailemi, sevdiklerimi görmüştüm. Deliriyordum.
Yerkürenin en güzel topraklarından birine gidiyordum. Adımlarım caddede yankılanırken insanlara bakmaktan alamadım kendimi. Onlarda benim gibi duyuyorlar mıydı? Varlığımın en sesli göstergesi ayaklarımdı, sahi bir insanı ilk hissettiğimiz ana şahitlik eden yine bu ayaklar değil miydi? Karşıdan gelen uzun saçlı kadının adım sessinden önce havaya karışan saçlarının sesini duyarken buldum benlerimden birini. E, bunu herkes bilirdi değil mi? Kimsenin içinde tek bir ben olmaz. Her gün her kişiye farklı benler yaratılır. Herkesin kendine yabancı olduğu yalnızlıklar kentinde insanlar dost yaratılar, tanıdık yaratılar kendi beni uğruna. O insanlar ki bir tek yüze dahi katlanamazlar sırf bu sebep yüzünden benlerinden birçok “kendi” yaratırlar. Dünyanın kanunu ve insanların oynadığı sessiz bir tiyatrodur.
Yaşam kokusu vardı bu sokaklarda. İnsanları yalnızca yaşarken görmeyiz onların yaşam kokularını da alırız. Az önce geçtiğim dükkânın önünde satış yapan kızın elinde ki çubuk koku, bildiğim bir kokuydu. Buralara aitti, bu insanlara. Belki de geçmişimde ki birini tanıyordu kim bilir? Denizin tuzlu kokusu da sarmıştı tüm yolu. Dalgaları duyamasam da göremesem maviliği kokusunu alabiliyordum. Zihnim tuzlu koku haricinde herhangi bir düşünceyi elinde tutamazken şimdi evin birinden anne yemeği kokusu geliyordu. Annem herkesin annesi değil miydi? Herkesin evi anne yemeği kokmaz mıydı? Yolun ortasında kaldım. Zihnimden ziyade bedenim kalakalmıştı.
Her güldüğüm anın yegâne seyircisi çocukluğumu akşamın geniş vaktinde gördüğümde hala kızartma kokusu alıyordum. Uzun sarı saçlarını görmeyeli epey olmuştu. Kendimi, çocukluğumu ve bana ait o saf varlığımı ne denli özlediysem koştum sıktım bütün gücümle o küçüğü.
-Niye kaçıyordun benden? Seni aramak kendimin bedeliydi. Bir an sadece bir an için bile olsa kaç defa geçmişe ait anıları saklı kaldıkları yerden söktüm, biliyor musun?
Ellerim turuncu eşofmanın kollarını sıvazladı, saçlarını kokladı gözlerim. Hasretim çevreledi her yanımızı. Gözyaşlarım ıslattı hepimizi. Sokaktan geçenler tanığımız oldu varlığımızın kanıtına. Hayal değildi, bu sefer boş duvarın olmayan saatine el sallamıyordum. Bu sefer kendime, benlerimin mutlak gerçeğinin sahibine, çocukluğuma sarılıyordum.
-Bakın insanlar! Buraya bakın. Buldum. En nihayetinde döndüm kendime. Kayboldum yaşamın kabalığında, kayboldum yaşamın özensizliğinde, kayboldum barbar yerkürenin insanlarında. Her birinize kendimden verdim her birinize nezaketimi, inceliğimi verdim. Sokağınızda hepinizin adım sesine şahit oldum. Varlığınız en büyük tanığı olan ben zihnimin köşelerine sakladım o sesleri olurda bir gün kaybolursanız olurda bir gün ben var mıyım derseniz diye özenle sakladım her şeyi. Ben ki hepinizde vardım, siz ki benim hiçbir benimde yoktunuz!
Sarı saçlı küçük kız bakıyordu bana. Kımıldaman izliyordu olanları. Sokaktaki insanlar durgundu söylediklerim karşısında. Dükkanların önünde, arkadaşlarının yanında, ailesinin berisinde sessizliklerini haykırıyorlardı adeta.
-Saçınızın her bir telini ezberledim de siz benim ayak seslerimi işitmediniz. Her gün aradığım çocukluğuma yardım etmediniz! Bu caddelerin içinde düştüm de görmediniz. Benim tanığım yine kendimken devam ettim size yardım etmeye. Bir insanın korkusu değil midir ben var mıyım? Bir insanın korkusu değil midir gün boyunca çıkmayan sesi? Bir insanın korkusu değil midir yaşamında izinin dahi olmaması? Her korkumun içinde ben her sorumun yanıtında kendim vardım.
Ellerim düşmüştü artık sarı saçlı küçük kızdan öteye. Ağlamanın bıraktığı iz sayesinde anlamıştım. Ben vardım. Bağıra çağıra konuştuğum tüm insanların kayıtsızlığından anlam çıkaramasam da yine kendi sesimden anlamıştım. Günün ilk kelimesi yine bendendi.
Bana bakan bu çocuğun sohbetini arzulasam da tuttum elini. Herkesin duyacağı kadar yüksek sesle attık adımımızı. Şahit olun. Zamanı sırtımda hissederken tuttuğum ele verdim yükü. Pembe binaya, büyük bahçenin içinde şen seslerin olduğu yerkürenin en güzel toprağına gelmiştik sonunda. Dizlerimi kırarak düştüm dünyanın hizasından. Sarıldım, kokladım.
-Hadi, git.
Boş duvarın kalan saat izine salladığım elim şimdi küçüğe, kendime sallanıyordu. Bu dünyanın en güzel toprağı okuldu. Ve ben en güzel toprağın mutlak gerçeğine veda ediyordum. Tüm bilinen yaşamların haricinde, çocukluğumun bir adım ötesinde kırıldıklarımla sokağın birinde ki okula sadece el sallıyordum.
Daha fazla kreatif üretim alanı içerikleri için deneysel kategorisini ziyaret edebilirsiniz.