Skip to content
  • https://www.youtube.com/c/SanatsalHareketler
  • https://www.instagram.com/sanatsaalhareketler/?hl=en

Sanatsal Hareketler

  • anasayfa
  • zemin
  • film & dizi
  • edebiyat
  • felsefe
  • sanat
  • müzik
  • dijital kültür
  • tiyatro
  • deneysel
YouTube
  • Home
  • Kreatif Üretim Alanı
  • Madalyon

Madalyon

Yazar: Hatice Nur Demirezen

Görsel: Özge Acu (Tüm hakları Sanatsal Hareketler'e aittir.)

Göğsündeki madalyonu çok hızlı çekti. Madalyonun zinciri diğerinin boğazını parçalayarak kaydı. Kopmadı. Öyle öfkeli gözlerle bakıyordu ki ona, madalyonun ışığı sönmeye başladı yavaşça. Elleri hala sımsıkı kavramıştı ucunu, bırakmadı.

-Sana lanet olsun.

-Neden böylesin, neden bana eziyet ediyorsun.

-Sana lanet olsun. Senin var olduğun gün kahrolsun.

-Bunu hak edecek ne yaptım ben.

-Sana lanet olsun

-Kaç ömür ödeyeceğim daha sana. Kaç kez öldüreceksin beni, öfken ne zaman dinecek. Kaç kez daha nefret edebilirsin benden!

Madalyonu avucunda sıkmaktan bembeyaz olmuştu elleri ve tırnak izleri avuçlarına geçmişti. Diğerinin göğsüne çarparak bıraktı madalyonu. Karşıdakinin boynundan usul usul kanlar süzülüyor, yalvaran gözlerle ayaktakine bakıyordu. Diğeri tüm nefreti gözlerinde toplamış, beli iki büklüm ve utana sıkıla çıktı odadan. Odanın duvarları yaş, kokuyor. Her yer küflenmiş, sanki beş bin yıl geçmiş bu duvarların üzerinden. Boynundan kanlar ılık ılık göğsüne damlıyor. Nefes almak bugün daha bir zor. Ne doğrulabiliyor ne de yığılabiliyor. Sırtı soğuk ve nemli duvara dayalı. Ağlayacak gözyaşı kalmadığından ağlayamıyor. Umutsuzluğunu bile tüketmiş, yarım kalmış insanlığıyla, son birkaç ömürdür yaptığı gibi öylece duruyor. Karşıda bakacak zerre kalmadı. Her milimini biliyor odanın. Neye yarar. Ezberlenecek bir güzellik olmadıkça, hatırlanan tüm tutsaklıklara lanet olsun. Boynu ağır ağır ağrımaya başlıyor. Yapacak bir şey yok. Ağzında hiç tat kalmamış, en son ne zaman yemek yedi hatırlayamıyor. Oturduğu taş soğuk. Karnında gezinen ince sızıyı hissediyor. Tuvalete nereye gidecek? Geçmişini bilmiyor ama yüreğinde sıkıntı yeni değil, anladı. Kabuk bağlamış bir acısı var içinde. Ne olduğunu hatırlamıyor. Soracak kimsesi yok. Bağıracak takati de yok. Bir tek şu boynuna geçmiş ala kanlı kolye. Ucunda sallanan disk pek ağır. Eğilip de üzerinde ne olduğuna bakamıyor. Yazı olacak ya da bir resim. Yoksa bu bir ödül mü, bilmiyor. Yırtık pırtık bir entari var üzerinde, şimdi şimdi fark ediyor bunu. Soğuk geçirecek bir kumaş o kesin. Karnındaki sızıyı şimdi her yerinde hissediyor. Ayaklarını hatırlıyor. Boynundan daha kanlı bir vaziyette. Ayaklarına dokunmaktan çekiniyor. Çok yollar yürümüş gibi, çok yollardan vazgeçmiş gibi. Küçük hareketlerle uzatıyor bacaklarını oturduğu boşlukta. Topukları sızım sızım sızlayınca hemen geri çekiyor. Oda büyük ama odaya sığamıyor. Yüreği şimdi, patlayacak gibi. Zihnindeki boşluk hafiflik veriyor fakat kalan her zerresi olduğu yere çakılmış gibi. Öyle ağır ki yüreği, nefesi kesiliyor. Hislerinde boğuluyor, yüzünü buruşturuyor. Vücudundaki tüm kan kafasında toplanmış, oradan boğazına, oradan da yüreğine sökün ediyor. Yeniden yeniden. Kalp başka organlardan kanını kıskanıyor olacak, her yeri dermansız her yeri bembeyaz. Sanki bir göğsü kalmış geriye, her yeri ölmüş. Kalbi şiştikçe şişiyor. Su içmek istiyor. İstiyor mu, bilmiyor. Karnı aç değil. Yalnızca şu anlamsız ve tatsız ağrı dolanıyor içinde. Soğuk bugün daha bir soğuk. Sanki bir şey hatırlayacak, hatırlayamıyor. Gözlerini düşünüyor. Simsiyah bir perde var önünde. Odanın siyahlığı mı bu, yoksa zihninden gözlerine akan bir karanlık mı? Görecek bir şey olmadığından vazgeçiyor merak etmekten. Karnına çekiyor bacaklarını. İki ayrı ölü beden oluyor bacakları. Ona yanaşmak istemiyorlar. Elleri zapzayıf, parmaklarında her boğumda bir kırmızı halka… Her biri zincirli birer bilek gibi onlarca ize bakıyor ellerindeki. Kendi ellerini tanıyamıyor. Belki bir başka dünyada gördü bunları ama burada değil, hayır olamaz. Bu eller benim mi? Yüzüne götürüyor ellerini yavaşça. Yüzünü mü elleriyle tanıyacak, yoksa yüzünde ellerinin eski hissini mi arayacak bilemiyor. Yüzü nerede? Yüzünü bulamıyor. Şimdi kolları kocaman açılmış, sağda solda sallanıyor. Çığlık atıyor galiba, emin değil. Yüzü yerinde değil. Ellerinden dolayı mı bulamıyor yüzünü, simsiyah gözleri mi gizliyor yoksa. Yüzü nerede? Sonunda küçücük canında hiç derman kalmıyor. İki ölü daha düşüyor iki yanına. Şimdi ellerini kaldıramayacak. Kafasını daha da geriye atıyor. Kafasını hiç dik tutamayacak. Nefes almak artık imkansız. Gözleri daha da karardı. Ya da o gözlerini kısıyor. Görecek ne var? Yapacak ne var? Geçmişinde, hala geçmeyen bugününde ona ait ne var?

Bir sessizlik geçiyor odanın içinden. Bir zaman akıyor. Bir küçük tıkırtı duyuluyor ötelerden. Hala baygın, hala bitkin. Tıkırtı yaklaşıyor, ama çok hafif. En yakın hali bile uzaktan geliyor gibi, öyle minik ki sesler var mı yok mu anlaşılmıyor. Kafasını kaldıracak hali hala yok ama sesleri duyuyor. Çok uzaklardan bir iki minik adım. Eteğinin ucundan çekiştiriyor bir şey. Onu sürükleyecek mi bir yere, hayır, kaldır kafanı diyor. Kafasını kaldırmak ne güç. Kendini dik tutmak istiyor. Olmayan bir enerji arıyor vücudunda. Şiş kalbinden yardım dileniyor, sonunda biraz olsun aralanıyor gözleri, kafası hala bir yanına düşmüş, gariban görünüyor. Aralandı aralanmasına da, kimse yok etrafında. Gözleri hepten görmez mi oldu? Seslerde kesildi şimdi. Bir hayal miydi yoksa, bir umut? Kimseyi görmüyor odanın içinde. Her köşedeki karanlığı tanıyor, tanımadığı bir yüz arıyor ama bulamıyor. Eteğinin ucu yeniden çekiştiriliyor. Gözlerini ağır ağır indiriyor aşağı. Diz hizasında yarısı yırtık eteğine bakıyor entarinin. O ne öyle? Minicik bir karaltı var. Canla başla debeleniyor orada. Ne yapıyor bu? Isırmış kumaşı, çekiyor. Dişleri seçilemeyecek kadar küçük, ne olduğunu anlamıyor. Bir hayvan mı, bir böcek, bir fare. Ondan bir parça mı istiyor? Tedirgin edici bir an. Ama tedirgin olacak ne kaldı? Korkmuyor. Korkacak ne kaldı? Tekrar gözlerini kapatmak üzere şimdi, hiç açmamayı diliyor. Ama açıyor. Kocaman açıyor. Önündeki sis perdesi dağılmış, şimdi siyah daha seçilebilir halde. Dizinin yanındakine bakıyor. O da ne? O da ona bakıyor. Bir çocuk eli kadar minik bir fare bu. Dönmüş suratına bakıyor. Bir tepki arıyor sanki yüzünde, tepki verecek ne kaldı? Ama şimdi bir şeyler oluyor. Fare meraklı. Gözlerini görebiliyor diğeri. Fare bir adım atıyor. Baktı tepki yok, bir adım daha… Dibine kadar gelip oturuyor. Aman Tanrım ne kadar güzel bir hayvan bu. Ama insan gibi bakıyor. Sanki gözlerini bir insandan çalmış. Suratı da minicik, çok güzel. İnsanın sarılası geliyor. Ama sarılacak kolları yok. Kolları artık onun değil. Birer ölü her yeri. Bir mezarlıkta bütünleşmiş bir canlı kendisi. Yaşıyor ama içi ölmüş vaziyette. Kalbi şişmeye devam ediyor.

-Merhaba Vani.

Konuştu. Nasıl konuştu? Yoo, konuşamaz. Mümkün değil.

-Merhaba Vani.

Vani tedirgin ve titreyen dudaklarla fareye bakıyor. Gözlerinin ışığı iyice sönmüş. Hayal mi görüyor yoksa gerçeklikte bilmediği bir şey mi keşfediyor acaba? Fareye daha dikkatle ve hafiften tiksinerek bakıyor. Fare de ona bakıyor. Fare bir küçücük adım yaklaşıyor ona. Sanki kaçabilecekmiş gibi geriliyor Vani. Ya da geriye çekildiğine inanıyor. Nefes almak artık tamamen imkansız.

-Sen de bana merhaba demeyecek misin?

Sesi pek de iç açıcı olmadan ‘merhaba’ diyor Vani.

-Kendine gelene dek seni rahatsız etmeyeceğim.

Diyor fare. Yavaşça arkasını Vani’ye dönüp oturuyor. Minik kafasını öne eğiyor hafiften. Gözlerinin önünde gerçekleşen anlaması güç teslimiyete hayran kalıyor Vani. Bir insan gibi davranıyor diye geçiriyor içinden. Konuşuyor ve anlayış gösteriyor. Nereden çıktı bu küçük şeytan. O kadar da sevimli. İnsan ürpermekten utanıyor. Ancak bu Vani’nin elinde değil. Hala tüm vücudu sarsılmakta. Kafasını ne yana attı bilmiyor. Kolları cansız ve ayaklarını hissetmeden oturuyor. Ne kadar vakit geçti bilinmez. Gözlerindeki perde kalkmamış. Fare ara ara küçük başını çevirip Vani’ye bakıyor. Hayatta olup olmadığını kontrol ediyor gibi. Tepkisizliğini görünce tekrar mahcup önüne bakıyor. Bir zaman daha akıyor odada. Vani nefes almakta o kadar zorlanıyor ki, fareye ‘sen nesin’ diye bile soramıyor. Merakı şimdi çoğu acısından daha baskın. Saçma bir yakınlık hissediyor içinde bu küçük şeye karşı. Sanki bir süredir beklenen biri gelmiş gibi. Kendini iyi kötü toparlıyor. Hareketsiz hala. Kafasını binbir güçlükle doğrultmayı başarıyor. En azından o öyle sanıyor.

-Sen nesin böyle? Ya da kimsin?

Fare kendinden beklenmeyen bir çeviklikle dönüyor Vani’ye.

-Beni tanımadın değil mi?

-Hayır, tanımam mı gerekirdi?

-Gözlerime bak Vani. Derine bak.

Vani olanca kudretini, enerjisini gözlerine yolladı şimdi. Yapacağı son şey de olsa görecek bu küçük gözleri. Dikkatle izliyor karşısındaki hayvanı. Bedeni küçük, gözleri daha da küçük. Öyle küçük ki, sağlıklı gözlerle bile görmek neredeyse imkansız. Oysa şimdi görmek Vani için koca bir boşluk demek. Ama gene de deniyor, didiniyor. Siyah perde bir anlığına aralanıyor ve karşısındaki gözlerde bir aşinalık hissediyor. Daha önce bildiği birine ait olan bu gözler, farenin birinde ne arıyor? Nasıl geldiler de yerleştiler senin yüzüne? Ben de bir yüz yokken, sen tanıdığım kimin gözleriyle bakıyorsun bana? Hem de bu kadar şefkatle.

-Tanımadın değil mi? Tanıma olsun. Ben sana söylerim kim olduğumu.

Farenin sesi çok tiz ve çok sevecen geliyor kulağa. Ya da Vani artık hiçbir şeyi hakkını vererek algılayamıyor ve bu sesin de şefkatli olmaktan başka çaresi yok. Soğuk duvarlar arasında şeytanla sohbet ediyor ve içinde şimdi tanımlayamadığı bir huşu var. Sızıları dinmedi ama onları duymak zorlaştı sanki. Farenin küçük bedenini loş karanlıkta yarı açık gözlerle izliyor.

-Ben senin uğruna evini yaktığın kişiyim.

-Ne demek şimdi bu. Kimin için hangi evi yakmışım.

-Sen güçlü birisin Vani. Yani öyleydin, ölmeden önce.

‘ölüm’ sözcüğü hiç bu andaki kadar yerine yakışmamıştı. Bir anlık kısa bir zamanda Vani ne olduğunu, kim olduğunu algılıyor. Nerede ne halt ettiğini anlıyor. Ölmüş ve burası cehennemin bir köşesi şüphesiz. Ona eziyet eden kişi de bir başka şeytan olmalı. Şimdi acıları yerini bulup yerleşiyor. Hafızasız ve kimliksiz olmak cehennemde mümkün olmalı. Vani o küçücük anda rahatlıyor. Bir adım atıyor gerçeğe.

-Bana gelip duran o şey de bir zebani mi öyleyse, bir şeytan?

-Hayır Vani, o bir şeytan değil.

-Öyleyse neden bana işkence ediyor. Benimle konuşmuyor ve beni burada tutuyor.

Fare mahzunlaşıyor. Cevap verecek ama kolay değil.

-O kişi senin evindeydi Vani. O kişi senin evindi.

Vani’nin kafası çok karıştı. Ne düşüneceğini bilemiyor. Tam ağzını açacakken bir tutam kan tükürüyor yere istemeden. Öksürüklere boğuluyor. Göğsü öyle şiş ki; patlayacak adeta. Fare yerdeki kana dikkatle bakıyor, içi eziliyor. Yumuşak başını kaldırıyor, Vani’ye gözleri yaşlı bakıyor. Vani şimdi kıpkırmızı kesilmiş. Fare’yi görecek hali yok. Gözleri artık kimseyi göremez. Ama bilmesi gerek. Gerçeği duymak zorunda.

-Sen toprağının en büyük efendisiydin. Ailesinden devraldığı zenginliği geliştiren akıllı bir yönetici… Herkes sana gıpta ederdi. Çoğu kişi de severdi. Tüm nüfuzlu aileler senin kapına gelir senden aman dilerdi. Hem güçlü hem de zengindin. Bu yüzden seninle evlenmek isteyenlerin sayısı da çoktu. Yıllar içinde çok kişiyle görüştün. Hiçbirini gerçekten sevmedin. Ta ki Teren gelene kadar. Teren muhteşem bir güzellikti. Herkesin iç geçirdiği tertemiz bir yüz, genç bir beden, nüfuzlu bir ailesi vardı. Tam sana layıktı. Onu aldın. Evlendiğiniz gün ona harika bir madalyon verdin. Ailene dahil olduğu gün ve ailenin adı yazılıydı üzerinde. Onu kendine kabul ettin, senden saydın. Beraber çok güzel bir hayat yaşadınız. Onun gençliği senin yolunda tükendi. Sana bir sürü çocuk verdi. Emrinden hiç çıkmadı. Nehrin ötesindeki koca çiftliğinizde yirmi yıldan fazla yaşadınız. Sana hiç karşı gelmeden ne istersen yaptı. Sen yaşlandıkça sana bağlılığı arttı. Ona kızdığında bile senden yüz çevirmedi. Ta ki sen ondan sıkılana kadar. Beraber sekiz çocuğunuz olduğu halde bu sana yetmedi. Teren’den daha çok çocuk istedin. Ancak o yorgun bedende bunun için daha fazla kudret yoktu. Denedi ancak yapamadı. Birkaç düşükten sonra sen ondan uzaklaşmaya başladın. Senin doğduğun yerde ne kadar çok çocuk o kadar çok nam demek. Sende şan ve para çoktu ama yetinmedin. Birgün uzaklardan beni gördün. Teren’den daha genç, daha güzel. Ben sana çocuk verebilirdim ama Teren veremezdi. Beni de bir yirmi yıl kullanabilirdin ama Teren o kadar dayanamazdı. Beni de aldın. Seni sevdim. Teren’e beni anlattığın ilk gece, sana ilk kez nefretle baktı. Çalınmış bir hayat, yaşanılan ihanet gözlerinden evinize aktı. Cevap vermedi, karşı gelmedi. Ancak senin aksine Teren’i seven bir ailesi vardı. Bu durumu kabullenmediler. Ve sen evini yaktın Vani. İçinde yıllarını ve köleni yaktın. Sen Teren’i yaktın. Benimle evlenmek için, ondan kurtulmak için yaptın bunu. Ben bunu öğrendiğimde çok korktum. Öyle çok korktum ki hasta oldum. Evlendikten birkaç gün sonra öldüm Vani. Beni kullanamadın. Benim için evini yaktın ve o evde sen de yandın. Bir daha belin doğrulmadı. Herkes seni ayıpladı. Vicdanın eni rahatsız etmeye başladığında artık eskisi gibi güçlü bir adam değildin. Güçten kuvvetten düşünce düşünmeye başladın. Pişmanlık duydun yaptıklarından. İki can aldın. Ancak en büyük ihaneti kendine yaptın. Günün birinde yapayalnız öldün. Kalbin dayanmadı, kaldıramadı bunu. Öldün Vani. Gözlerini bu odada açana kadar başıboş dolandın. Melekler ve şeytanlar senden uzak durdu. Sonra Tanrı sana tahammül edemedi ve seni bu odaya yolladı. O günden beri kaç ömür burada tükettin bilmiyorum. Lakin ben her seferinde sana hatırlatmak için yollandım. Ve Teren… Teren her seferinde Tanrı’nın lütfuyla seni görmeye geldi. Ona bıraktığın son duyguyla bezeli şimdi. Sana istediğin gibi davranıyor. Teren öldüğü günkü gibi yanmaya devam ediyor senin gözlerinde. Dumandan kör oldun. Saf nefretten başkasını göremezsin artık. Bakacak yüzün yok. Bana bile bakamıyorsun. Kendini bilmiyorsun, unuttun. Vicdanının sesini duyduğun günkü gibi ellerin kolların tutmuyor. Gidecek yerin yok, yürüyemiyorsun. Bir gün seni affeder mi diye her seferinde açıyorsun gözünü yeniden. Affeder mi Vani? Teren seni affeder mi? Sen o günü görebilir misin? Belki o gün gözlerinde bir ışık yanar, belki o gün kendi yüzüne dokunabilirsin, belki o gün rahat bir nefes alabilirsin. Söylesene Vani, sence seni affeder mi?

Vani duyduğu sözlerin ağırlığını kaldıramadı. Ve daha önce de sayısız kere yaşadığı gibi kalbi patladı. O gün Teren’in kalbinde duyduğu acının şeklinde tekrar öldü Vani. Aynı acıyı binlerce kez yaşadı. Ve yaşamaya devam edecek. Tek bir konuda haklıydı. Burası cehennemdi. Cehennem daima yandığımız bir yer değildir. Ateşten daha sıcak şeyler vardır. Vani’nin cehennemi, karısının yandığı odada, ihanetin azabında kavrulmaktır sayısız kez. Teren’in nefretinde boğulmaktır. Sevginin parçalanışından daha çok yakan bir ateş bulamazsınız.

Daha fazla kreatif üretim alanı içerikleri için deneysel kategorisini ziyaret edebilirsiniz.

Tags: Hikaye

Post navigation

Previous Edebiyatın Toplumsal Bellek Olarak İşlevi: Metin, Mekân ve Hatırlama Politikaları
Next Nermin Yıldırım’dan Bavula Sığmayan

Trending

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme Book cover for Şehit! by Kaveh Akbar on a bright yellow background with a mounted warrior and a large red sun, plus a seal in the corner. 1

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme

Is “Kinda Chic” Kinda Chic? Person in an orange shirt climbs a ladder attached to a giant smartphone on a pink background. 2

Is “Kinda Chic” Kinda Chic?

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir? Gold-plated pendant necklace featuring a framed Pikachu Illustrator card on a dark background with a diamond-studded chain. 3

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir?

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi? Rusty sculpture made from stacked chairs on a circular platform in a park, with a white abstract form on top. 4

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi?

Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de Exhibition poster for Nilgün Tüzüntürk's 'Maria Magdalena-2' (Sept 18–Oct 7, 2026) featuring a colorful abstract painting; G&G Galagallery. 5

Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de

Sentimental Value: Seni Görüyorum Two people standing in a leafy garden, facing each other as they talk. The man wears a dark blue shirt and the woman a dark denim jacket. 6

Sentimental Value: Seni Görüyorum

İlgili İçerikler

Tanrı Olmak ya da Daha İyisi

Tanrı Olmak ya da Daha İyisi

Yeterince Hızlı Değilim

Yeterince Hızlı Değilim

Mutlak Siz

Mutlak Siz

Modern İlişkilerin Anatomisi: Çılgın Zamanlarda Yaşamak Bize Düştü

Modern İlişkilerin Anatomisi: Çılgın Zamanlarda Yaşamak Bize Düştü

Günümüz İlişkileri: Birbirimizi Tüketme Biçimlerimiz

Günümüz İlişkileri: Birbirimizi Tüketme Biçimlerimiz

Sayıları Öldürelim

Sayıları Öldürelim

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme Book cover for Şehit! by Kaveh Akbar on a bright yellow background with a mounted warrior and a large red sun, plus a seal in the corner. 1

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme

Is “Kinda Chic” Kinda Chic? Person in an orange shirt climbs a ladder attached to a giant smartphone on a pink background. 2

Is “Kinda Chic” Kinda Chic?

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir? Gold-plated pendant necklace featuring a framed Pikachu Illustrator card on a dark background with a diamond-studded chain. 3

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir?

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi? Rusty sculpture made from stacked chairs on a circular platform in a park, with a white abstract form on top. 4

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi?

Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de Exhibition poster for Nilgün Tüzüntürk's 'Maria Magdalena-2' (Sept 18–Oct 7, 2026) featuring a colorful abstract painting; G&G Galagallery. 5

Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de

Sentimental Value: Seni Görüyorum Two people standing in a leafy garden, facing each other as they talk. The man wears a dark blue shirt and the woman a dark denim jacket. 6

Sentimental Value: Seni Görüyorum

Geçici Bir Ev: Otel Odalarının Tekinsizliği Dimly lit hotel bedroom with an unmade bed in the foreground and a window showing a city street outside. 7

Geçici Bir Ev: Otel Odalarının Tekinsizliği

Haber bülteni

Son Yazılar

  • Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme
  • Is “Kinda Chic” Kinda Chic?
  • Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir?
  • Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi?
  • Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de

Öneriler

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme Book cover for Şehit! by Kaveh Akbar on a bright yellow background with a mounted warrior and a large red sun, plus a seal in the corner.

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme

Is “Kinda Chic” Kinda Chic? Person in an orange shirt climbs a ladder attached to a giant smartphone on a pink background.

Is “Kinda Chic” Kinda Chic?

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir? Gold-plated pendant necklace featuring a framed Pikachu Illustrator card on a dark background with a diamond-studded chain.

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir?

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi? Rusty sculpture made from stacked chairs on a circular platform in a park, with a white abstract form on top.

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi?

  • Kullanıcı Sözleşmesi
  • Bize Ulaşın

©SanatsalHareketler2026