Nermin Yıldırım, Türk edebiyatına kalemiyle olduğu kadar düşünceleriyle ve kolektif kültürel değerleriyle de iz bırakan bir yazardır. Bavula Sığmayan yalnızca bir öykü kitabı değil aynı zamanda beklemenin ötesinde insanın berisinde kaldığı öznenin herkes ve her şey olduğu hikayelerden oluşan bir öykü kitabıdır.
Kuşkusuz roman okumaktan farklılık gösterir öykü kitabı. Roman, tıpkı bir yaşam gibidir; tek bir karakterin tek bir hayatına sahip olur okuyucu. Lakin öykü kitabı, bir ailenin her üyesi olabilirken yine o ailenin her üyesinin aynı ama bir o kadar farklı hayatlarını yaşama ihtimalini verir. Bir gün evli bir erkek iken, bir gün bekar bir kadın olarak yaşamı deneyimleyebilirsiniz. Veyahut, her ne kadar akıl almasa da yaşamın belirsiz kaideleri ve sadece gönlün idrak edebileceği biçimde, belki de bu iki kişinin bir çocuğu olabilirsiniz. Öykü kitabı okumak her okuyucu için olmayabilir; ancak yazar, her okuyucunun elbet bir gün okuyabilmesi için kaleme almış olacaktır tüm o hikâyeleri.
İnsan ve insanın yaşamı değişkendir. Bundan dolayıdır ki, öykü kitabı okumak okuyucuya insan olduğunu hatırlatacaktır. O insanın bir yaşama sahip olduğu ve her vakit değişeceğini gösterecektir. Roman okumak yaşama benzese de, öykü okumak yaşamın ta kendisi demektir.
Nermin Yıldırım ise bu yaşamı, kalemiyle yazdığı kadar düşünceleriyle, kolektif kültürel değerleriyle insana dair her ne varsa onunla birlikte yazan bir yazardır. Ataerkil dünya düzeninin kadınlara dayattığı zorluklar, haksızlıklar, korkunç gerçekler evrensel olsa da, Türk kadınını ancak Türk kadın yazınından okumak lazım gelir. Kolektif değerlerle beraber paydaş bir zeminde yetişen kadınları, yine aynı yerde yetişmiş kadınlar anlatabilme yetisine sahiptirler. Nermin Yıldırım ise muazzam ölçüde yalın, lakin ağır bir biçimde yazmıştır Bavula Sığmayan’ı.
Yıldırım’ın bu noktada çoklu yaşam perspektifi görülür. Bir öykünün içinde yan karakter olarak yer alanlar, başka bir öyküde okuyucunun “ben”i olmuş halde, diğer bir deyişle o öykünün ana karakteri olarak karşısına çıkar. Öykünün birinde evli çiftin kadın rolünde iken, diğer öyküde o kadın karakterinin diğer parçasını, yani evli erkeği okuruz. Böylece okuyucu tek boyutluluktan azat edilerek her “ben”e dönüşür. Yaşamın insanlara vermiş olduğu birin kutsal değeri de bu sayede yitirilmiş olur. O vakit insan, birin haricindeki tümde yaşama imkânı bulur. Nermin Yıldırım’ın yaptığı ise imkânsıza imkân yaratmaktır. Tek bir yaşama sahip olan beşerî, sınırlı hayatları olan bizlere her yaşamı verir; aynı ailede olsa dahi.
İlişkilerin durumu, o ilişkiyi yaşayan herkes için değişkenlik gösterse de, esasında mühim olan husus insanın kendi içindeki “ben”le olan bağını her daim değiştirebilme gücüne sahip olmasıdır.
Buradaki ilişki olarak bahsi geçen kavram yalnızca aşk olarak ele alınmamalıdır. Her insanın birbirleriyle kurduğu ilişkidir anlatılmak istenen. İnsanlarla olduğu kadar doğayla veyahut herhangi nesnelerle de olabilir. Tüm bu ilişkilerin gücü de insanın kendi içinde yer alan “ben”i üzerindeki değişmezliğidir. Yıldırım, insan ilişkilerinin “ben”in üstündeki olağanüstü gücünü Bavula Sığmayan adlı öykü kitabında apaçık göstermiştir. Her ne kadar insan kendine bağlı olsa da, kurduğu bütün ilişki şekilleri insanın benini biçimlendirecektir ve belki de o bene bir ben daha katacaktır var olduğu haliyle.
İnsan yaşamının değişken olduğu bilinen bir gerçektir ve öykü kitapları, bilhassa da Bavula Sığmayan, bu değişkenliği neredeyse her öyküsünde göstermiştir. Kalpleriyle birlikte zihinlerine de sahip olan insanlar için, değişen her durumda yine kendine ulaşmaya çalışmak, kendi özüne varabilmek esaslı ve zor bir mevzudur. Dünya ve dünyaya dair kurulan ilişkilerle birlikte yaşanan her olay da insanın içindeki kendi benini yeniden yaratır. İnsanoğlunun değişmiş olan kendi benine, kendi özüne ulaşması gerekmektedir; aksi takdirde ne bir hakiki yaşamı olabilir ne de o yaşamı insanca yaşayabilir.
“Her şey değişirken, değişmeyecek bir şey aramak, o şeye tırmanarak kendine varmaya çalışmak ahmakça.” (Sayfa 135)
Değişmeyecek şeyleri arama güdüsü insanlar da güvenlik olarak temsiliyet gösterebilir. İnsan ki değişenler karşısında ihanete uğramış hissedebilir, korkmuş olabilir. Değişim kelimesinin manası başlı başına farklılık gösterir herkeste ve her şeyde. Tüm değişenlerin içinde değişmeyecek esas kalacaklara karşı duyulan arzunun sayesinde kendine varma çabası kim bilir belki de tamda buradan gelmektedir.
Felsefe de yer alan değişmeyen tek şey değişimin kendisidir düsturu mühim bir hatırlatıcıdır. Her şeyin değişmek zorunda kaldığı bu evrende değişmeyecekleri aramak suretiyle insanın kendine varma çabası Nermin Yıldırım’ın imkansıza imkân yarattığı anlardan biridir. Siz okuyucuların usuna gelen herhangi bir imkân var mıdır?
Bavula Sığmayan ’da hem okuyucular hem karakterler kendilerini beklerken buluyor daima. O bekleyişin çeşit çeşit tanımları olsa da esasında hepsi bir kavramın değişen çehreleri. Aşk, ölüler, anılar, kedi, bitirilmesi istenilen ilişkiler, isim ve kapıda beklenen herhangi birileri. Hepsi “beklemenin” bir diğer yüzü.
Nermin Yıldırım her öyküde bir başkayı beklemeyi gösteriyor okuyuculara. Yaşam tıpkı bu öykülerde ki gibi beklemekle geçse de beklemenin zamansızlığına, dümdüz varlığına dikkati çekerek beklemenin ne mühim bir olay olduğunu tekrar tekrar anlatmış bulunuyor her bir hikâyede.
“Beklemek ne kadar sürer anlıyorum. Bir ömür ve hatta belki sonrasında da. Beklenen gelene kadar değil, gelmeyişi boyunca.” (Sayfa 189)
Büyük şeylerin etrafında dönülmesi gerektiğine dair bir inanç var insanların zihinlerinde. Yapılan her eylem her adım her söz büyük olma zorundalığı taşır ki insan adını alan bu varlıklar kendine yetebilsinler. Halbuki insanlar küçük şeylerin, küçük meselelerin etrafında kalmalılardır bunun sebebi ise zaten başlı başına insan olabilmenin büyük bir husus olduğu gerçeğidir. İnsanın anlamı sevmektedir. İnsan olmanın anlamı parçalanmaktır. Her parçalanışta kurulan her ilişkide insanın içinde ki ben değişir dönüşür esas bene bir o kadar yaklaşır. İnsan olabilmek tüm bu küçük şeylerin toplamıdır. Beklemek, sevmek, parçalanmak, değişmek insana dair her şeyin birliğinde yatan kutsal manalarıdır.
“İnsan sevdiği bir şeye bölüne bölüne yok olabilir, biliyorsun değil mi?” (Sayfa 197)
Nermin Yıldırım Bavula Sığmayanda beklemenin ötesinde insanın berisinde kalmış yaşamı ve o yaşama sahip olan insanları büyüleyici bir üslupla beraber oldukça keskin bir sadelikte kaleme almıştır. Hayatlarımızın tek bir öznesi olmaktansa gördüğümüz, duyduğumuz hissettiğimiz her şeyin öznesi olarak tıpkı bu öykülerde ki gibi yaşayabiliriz. Kimi yerde bekleyerek kimi yerde bölünerek kimi yerde değişerek. Dünya ve varoluşumuz kutlanası ölçüde eşsiz bir güzellikte içinde ki tüm acılara, vesvelere bilhassa bize rağmen.
“Derin bir nefes alıp dünya, diye düşündü, güzel bir yer sahiden. Keşke boş yere endişelenmeden yaşayabilsem.” (Sayfa 222)
Kaynakça:
Yıldırım, Nermin. Bavula Sığmayan. Everest Yayınları 2025