Skip to content
  • https://www.youtube.com/c/SanatsalHareketler
  • https://www.instagram.com/sanatsaalhareketler/?hl=en

Sanatsal Hareketler

  • anasayfa
  • zemin
    • zemin
    • ekip
  • film & dizi
  • edebiyat
  • felsefe
  • sanat
  • müzik
  • dijital kültür
  • tiyatro
  • destek ol
  • deneysel
YouTube
  • Anasayfa
  • Edebiyat
  • Hamnet: Ölmek ya da Ölmemek, İşte Bütün Mesele Bu mu?

Hamnet: Ölmek ya da Ölmemek, İşte Bütün Mesele Bu mu?

Yazar: Zeynep Naz Zincirli

Hamnet, Yönetmen: Chloé Zhao

Bu yazıda Maggie O’Farrell’ın 2020 Women’s Prize for Fiction ödülünü kazanmış Hamnet romanını yorumluyorum.

Yazarın Motivasyonu

Shakespeare denilince akla gelen ilk oyun Hamlet, 16. yüzyıldaki Danimarka Prensi Hamlet’i ve yaşadığı zihinsel felçten dolayı bir türlü aksiyon alamayışını anlatır. Kesin tarih bilinmese de oyunun 1599-1602 tarihleri arasında yazıldığı düşünülüyor. Fakat Hamnet ne oyunun kendisiyle ne de yazarıyla ilgileniyor. Gerçekte Hamnet, William Shakespeare ve Agnes Hathaway’in tek oğlu, 1596 yılında İngiltere’nin Warwickshire kasabasında dünyaya geldi. Fakat kendisi hakkında yasal belgelerdeki az sayıdaki bilgi dışında hiçbir şey bilinmiyor. İlginç olan şey ise Hamlet ve Hamnet isimlerinin arasındaki benzerlik ve 16. yüzyıl İngiltere’sinde iki ismin birbiri yerine geçebilmesi. Yazar bu iki ismi ve oyunun yazılışıyla Hamnet’ın doğuşu arasındaki az zaman farkını da göz önünde bulundurunca birçok eleştirmen gibi Hamlet trajedisinin aslında Shakespeare’in kendi öz oğluyla yakından ilişkili olduğunu düşünmüş ve romanda da bunu anlatmış. Dünyaca ünlü bir yazarın çocuklarının, özellikle oğlunun tarihin tozlu köşelerinde unutulup gitmesi kendisini rahatsız etmiş olsa gerek ki kitabın not kısmında şöyle yazıyor:

“Bu, 1596 yazında Stratford, Warwickshire’da ölen bir çocuğun kısa yaşamını temel alan bir kurgu roman. Gerçek Hamnet’a ve ailesine dair bilinen kısıtlı tarihî gerçeklere olabildiğince sadık kalmaya çalışmış olsam da değiştirdiğim ya da kitapta kullanmadığım birkaç detay, daha çok isim oldu.”

Maggie O’Farrell, Fotoğraf: Ben Gold

Anlatılmayanı Anlatma Sanatı

Kitap başlığının aksine kitapta asıl öne çıkan karakter Agnes, Hamnet’ın annesi ve yazarın karısı. Çoğu olay onun üstünden anlatılıyor: Agnes, eteğinde yabani otlar, parmaklarında toprak lekeleri ve ruhunda hiç dinmeyen bir doğa özlemi olan, geleceğin haberini geçmişten alan bir köylü kızı. Kardeşlerinin Latince öğretmeniyle gizli saklı bir aşk yaşayıp bu aşkın meyvesini taşıdığını öğrendiğinde de öğretmenle evleniyor. İlk çocuğu Susanna’yı doğurduktan kısa bir süre sonra da ikiz çocukları Hamnet ve Judith’e hamile kalıyor. Hamnet, onun için hem bir lanet hem de dünyanın en eşsiz sevgisi. O ikizlerden güçlü ve büyük olanı, babası gibi kıvrak bir zekâya sahip fakat dikkati anında dağılan bir erkek çocuğu. Babası Londra’da mesleğini icra ederken çekirdek ailesinin kaptanı o.

Kitapta neredeyse herkesin adı bilinirken bir kişinin adı asla geçmiyor; öğretmen oluyor, baba oluyor, koca oluyor, abi oluyor fakat tam anlamıyla kendisi olamıyor. Tıpkı odadaki bir fil gibi, herkes ne olduğunu biliyor fakat kimse adını ağzına almıyor çünkü bu sefer odak onda değil: Odak o hariç her şeyde, bu zamana kadar anlatılmayanlarda. 16. yüzyıldan romanın yazılışına kadar adı dışında pek bir şey bilmediğimiz Agnes, Susanna, Judith ve Hamnet, John, Mary ve diğer aile üyelerinin kitapla birlikte sesleri çıkıyor, kişilikleri oluşuyor.

Kabuğuna Sığmayan Bir Baba

Agnes’ın kocası bedenen Stratford’da yaşayan bir eldiven ustasının oğlu olsa da ruhen çok başka diyarlarda: kelimeler, cümleler, mürekkep ve kuş tüyü onun manevi yuvası. Kocasının mutluluğunu isteyen Agnes da onu yaşadığı yerde hapsetmemek adına Londra’ya göndermek için türlü planlar yapıyor ve bunda başarılı oluyor: “Onu istemediği bir yerde tutmak için,” diyor Agnes uçarı, şakır gibi bir sesle, “bir neden göremiyorum.”

Böylece Agnes’ın kocası ilk çocukları Susanna yaklaşık iki yaşındayken karısını, kızını ve daha doğmamış ikizlerini arkada bırakıp 160 kilometre ötedeki hayallerinin peşinden koşmaya gidiyor. Bu olay Shakespeare ailesi için önemli bir dönüm noktası oluyor çünkü artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Agnes kendini çocuklarına hem annelik hem babalık yaparken buluyor ve kocasına özlemle karışık bir sinir duymaya başlamasıyla çevirdiği dolabın ne kadar doğru olduğunu sorguluyor.

Her şey Kader midir?

Gerçek Hamnet’ın ölüm nedeni bilinmiyor. Ancak Maggie O’Farrell’ın dikkatini “Shakespeare’in oyunlarında ve şiirlerinde Kara Ölüm’den (Veba) ya da 16. Yüzyılın sonlarına doğru daha çok kullanılmaya başlanan adıyla ‘salgından’ bir kez olsun söz etmemesi” çekmiş, bu yüzden de kitapta Hamnet’ın ölümü vebaya yakalanmasından dolayı gerçekleşiyor. Metinde ise vebanın sanki çok aşamalı bir görev gibi olaylar silsilesi sonucunda Hamnet’ı yakalamasının tasviri aklıma Shakespeare dersinde hocamızın kader ve tercih kavramlarına Üstad’ın bakışını anlatmasını getirdi. Hocamın da belirttiği gibi, gerek Romeo ve Juliet gerek Macbeth olsun, Shakespeare’in oyunlarında karakterlerin başlarına gelen şeylerin çoğunluğu yapılan tercihlerin bir sonucu olarak gelişir,  kaderin ya da başka bir deyişle Tanrı’nın pek bir müdahalesi yoktur. Örneğin, Romeo ve Juliet’te Lord Capulet’in davetli listesini okuma yazma bilmeyen bir hizmetçiye vermesi tamamen tercih sonucudur: Lord Capulet listeyi bu hizmetçiye verir, hizmetçi listeyi okuyamadığından yolda ilk karşılaştığı kişi olan Romeo’ya davetli listesinde kimlerin olduğunu okumasını ister, Romeo listeyi okurken Rosaline’in de bu davete katılacağını öğrenir ve böylece davette Juliet ile tanışır. Keza bu liste ilk başta okuma yazma bilen bir hizmetçiye verilseydi belki de iki genç âşık hiç tanışamayacak, kendi sonlarını baştan yazmayacaktı.

Shakespeare’in oyunlarında sıklıkla görülen bu kaderle tercih arasındaki gizli çatışma burada da Hamnet üzerinden işleniyor. Boncuklar üreten bir cam ustasının iki parmağını kaybetmesiyle ustanın arkadaşı ustanın yarım kalan işini tamamlamaya çalışıyor fakat ustanın yaptığı gibi yapamıyor. Bu sırada İskenderiye’de bir miço çok aç olan gemi tayfası için karaya çıkıp yiyecek içecek aramaya başlıyor. Yiyecek aradığı sırada bir meyhane ve meyhanedeki maymun gözüne çarpıyor, maymunu severken üç tane pire üstüne atlıyor. Çocuktan gemideki kediye, kediden de kâtibe geçerek hem kediyi hem de kâtibi öldürüyor. Kediyle birlikte diğer kediler de öldüğü için de Konstantinapolis’te gemiyi fareler basıyor ve farelerden dolayı da güvertedeki birkaç kişi de ölüyor. Mal almak için geldikleri Venedik’te Kaptan miçodan fare sorununa çözüm olarak kediler bulmasını istiyor ve miçonun aldığı kediler de geminin ambarında teker teker ölüp tüylerindeki pireler de ambardaki malların içine yerleşiyor. Mallar Warwickshire’e vardığında malların içinde bulunan boncuk kutusu da Ely Sokağı’nda bulunan bir terziye teslim ediliyor. Terzi boncuk kutusunu tam açacakken komşusunun zaman zaman dikişlere, renkli ipliklerin düzenlenmesine ve kumaş kesimlerine yardım eden kızı Judith, Agnes’ın kızı ve Hamnet’ın ikizi olan, terzi dükkânına giriş yapıyor ve terzi kutuyu kendisi açmak yerine Judith’e açtırıyor. Venedik’teki cam ustasının yaptığı bu boncukların bir çocuğun vebadan ölmesine neden olması hocamın bana anlattığı gibi okuyuculara da kader ve tercih arasında o görünmez sınırdaki olayları anlatıyor. Çocuğun maymunu sevmesi tercih mi, Judith’in onca dükkân arasında o terzi dükkânında çalışması kader mi? Bu sorular cevaplanması zor sorular olsa gerek.

Ve O Meşhur Trajedi…

Hamnet’ın ölümüyle birlikte, yıllardır birbirlerinden uzakta yaşamalarından dolayı arası soğuk olan Agnes ve kocasının ilişkisi iyice sarsılır. En güçlü ve sağlam çocuğunu kaybetmenin şokunu yaşayan Agnes bir daha eskisi gibi olamaz. Aradan uzunca bir zaman geçtikten sonra bir gün kocasının Hamlet adında bir trajedi yazdığını öğrenir ve ilk başta bu gerçeği idrak etmede zorlanır. Oğlunun adıyla trajedi kelimesinin yan yana nasıl yazıldığını kavrayamaz: “Bu onun oğlunun adı ama oğlu öldü, öleli daha dört yıl bile olmadı. Yaşasa şu an bir delikanlı olacaktı ama öldü. O gerçekten vardı, bir oyun değildi, bir kağıt parçası değildi; konuşulacak, sahnelenecek, sergilenecek bir şey değildi. Öldü o. Bunu kocası da biliyor, Joan da. Hiçbir şey anlayamıyor.”

En sonunda Londra’ya gidip oyunu kendi gözleriyle görmeye karar veren Agnes, at üstünde Londra’ya vardığında kocasının sürekli bahsettiği tiyatro sahnesine giriyor ve oyunu izlemeye başlıyor. Kocasının Hamnet’i nasıl böyle kendisiyle alakası olmayan bir oyuna konu ettiğini düşünüp ürperirken sahneye Hayalet’in çıkmasıyla gözünü ondan ayırmıyor. Hayalet aslında kocası, tıpkı gerçek hayattaki gibi çünkü rivayete göre Shakespeare daha önce Hamlet oyunundaki Hayalet’i bizzat kendisi canlandırmış.

Sahnede Hamlet adının yankılanmasıyla tüm odağı dağılır Agnes’in. Hamlet, eski Danimarka Kralı: hiç tanımadığı insanlardan en çok tanıdığı adı duymakla bir şeyler değişiyor onda.  İçinde fırtınalar kopuyor, o fırtınada yolunu bulamıyor, herkese ve her şeye nefret duyuyor. Duyduğu bu nefretle tam oradan ayrılacakken sahneye bir çocuk çıkıyor, bir oğlan hem de. Hemen hemen Hamnet ile aynı yaşlarda olup adı da Hamlet olan delikanlı Agnes’ı kelimenin tam anlamıyla olduğu yere bağlıyor ve bir şeylerin onda açığa çıkmasına sebep oluyor: “Oradaki, o sahnedeki Hamlet iki kişi: yaşayan genç adam ve ölmüş baba. Hem hayatta hem de ölü. Kocası yapabileceği tek şekilde, oğullarını hayata döndürmüş. Hayalet konuşurken, Agnes kocasının bunu yazarak, hayalet rolünü bizzat oynayarak oğluyla yer değiştirdiğini görüyor. Oğlunu hayata döndürüp kendisi ölmüş; ölümün onu pençeleri arasına almasına izin verip oğlunun hayatını kurtarmış.”

Kitabın son sahnesi olan bu sahne de yazarın kitabı yazma isteğiyle de paralel bir şekilde veda eder okuyuculara… “Sakın beni unutma.”

Kaynakça

O’Farrell, M. (2025). Hamnet (K. Güney, Çev.). Domingo.

Tags: Edebiyat İnceleme

Post navigation

Önceki Alper Canıgüz: Üç Kitaplık Seri
Sonraki Mutlak Siz

Son Yazılar

Elsa Morante Kimdir? Hayatı, Kitapları ve Edebiyatı Woman at a desk with a vintage typewriter, resting her chin on her hands among books and papers in a cluttered study. 1

Elsa Morante Kimdir? Hayatı, Kitapları ve Edebiyatı

Hang Kang ve Vejetaryen Romanı Bookstore aisle with a long table of stacked books in the foreground and tall shelves along the walls in the background, dimly lit. 2

Hang Kang ve Vejetaryen Romanı

Hipergerçeklik Nedir? Gerçeklik Algımız Nasıl Değişti? A person sits on a rock by the water, head in hands, appearing sad or distressed at dusk. 3

Hipergerçeklik Nedir? Gerçeklik Algımız Nasıl Değişti?

Salem Cadı Mahkemeleri: Toplumsal Paranoya ve Tarihin En Karanlık Yargılamalarından Biri Public courtroom scene: a man lies unconscious on the floor while a speaker at a raised lectern pleads to a crowded, tense audience as officials look on. 4

Salem Cadı Mahkemeleri: Toplumsal Paranoya ve Tarihin En Karanlık Yargılamalarından Biri

Ingeborg Bachmann’ın Eserleri ve Hayatı Üzerine Bir Bakış Woman with short hair in a dark coat standing beside a carved stone lion sculpture, looking upward thoughtfully (black and white photo). 5

Ingeborg Bachmann’ın Eserleri ve Hayatı Üzerine Bir Bakış

En iyi bilim-kurgu dizileri A person in a winter coat stands in a snow-covered suburban street, watching a large futuristic spaceship with glowing blue lights hovering overhead. 6

En iyi bilim-kurgu dizileri

İlgili İçerikler

Elsa Morante Kimdir? Hayatı, Kitapları ve Edebiyatı Woman at a desk with a vintage typewriter, resting her chin on her hands among books and papers in a cluttered study.

Elsa Morante Kimdir? Hayatı, Kitapları ve Edebiyatı

Hang Kang ve Vejetaryen Romanı Bookstore aisle with a long table of stacked books in the foreground and tall shelves along the walls in the background, dimly lit.

Hang Kang ve Vejetaryen Romanı

Hipergerçeklik Nedir? Gerçeklik Algımız Nasıl Değişti? A person sits on a rock by the water, head in hands, appearing sad or distressed at dusk.

Hipergerçeklik Nedir? Gerçeklik Algımız Nasıl Değişti?

Salem Cadı Mahkemeleri: Toplumsal Paranoya ve Tarihin En Karanlık Yargılamalarından Biri Public courtroom scene: a man lies unconscious on the floor while a speaker at a raised lectern pleads to a crowded, tense audience as officials look on.

Salem Cadı Mahkemeleri: Toplumsal Paranoya ve Tarihin En Karanlık Yargılamalarından Biri

Ingeborg Bachmann’ın Eserleri ve Hayatı Üzerine Bir Bakış Woman with short hair in a dark coat standing beside a carved stone lion sculpture, looking upward thoughtfully (black and white photo).

Ingeborg Bachmann’ın Eserleri ve Hayatı Üzerine Bir Bakış

Bazı Çocuklar Terbiye Değil, Tedavi İster Silhouette of a person sitting alone at a long table in a dark room, with an open window behind them letting light in.

Bazı Çocuklar Terbiye Değil, Tedavi İster

Sanatsal Hareketler Dijital Tasarımlar
Elsa Morante Kimdir? Hayatı, Kitapları ve Edebiyatı Woman at a desk with a vintage typewriter, resting her chin on her hands among books and papers in a cluttered study. 1

Elsa Morante Kimdir? Hayatı, Kitapları ve Edebiyatı

Hang Kang ve Vejetaryen Romanı Bookstore aisle with a long table of stacked books in the foreground and tall shelves along the walls in the background, dimly lit. 2

Hang Kang ve Vejetaryen Romanı

Hipergerçeklik Nedir? Gerçeklik Algımız Nasıl Değişti? A person sits on a rock by the water, head in hands, appearing sad or distressed at dusk. 3

Hipergerçeklik Nedir? Gerçeklik Algımız Nasıl Değişti?

Salem Cadı Mahkemeleri: Toplumsal Paranoya ve Tarihin En Karanlık Yargılamalarından Biri Public courtroom scene: a man lies unconscious on the floor while a speaker at a raised lectern pleads to a crowded, tense audience as officials look on. 4

Salem Cadı Mahkemeleri: Toplumsal Paranoya ve Tarihin En Karanlık Yargılamalarından Biri

Ingeborg Bachmann’ın Eserleri ve Hayatı Üzerine Bir Bakış Woman with short hair in a dark coat standing beside a carved stone lion sculpture, looking upward thoughtfully (black and white photo). 5

Ingeborg Bachmann’ın Eserleri ve Hayatı Üzerine Bir Bakış

En iyi bilim-kurgu dizileri A person in a winter coat stands in a snow-covered suburban street, watching a large futuristic spaceship with glowing blue lights hovering overhead. 6

En iyi bilim-kurgu dizileri

Bazı Çocuklar Terbiye Değil, Tedavi İster Silhouette of a person sitting alone at a long table in a dark room, with an open window behind them letting light in. 7

Bazı Çocuklar Terbiye Değil, Tedavi İster

Haber bülteni

Son Yazılar

  • Elsa Morante Kimdir? Hayatı, Kitapları ve Edebiyatı
  • Hang Kang ve Vejetaryen Romanı
  • Hipergerçeklik Nedir? Gerçeklik Algımız Nasıl Değişti?
  • Salem Cadı Mahkemeleri: Toplumsal Paranoya ve Tarihin En Karanlık Yargılamalarından Biri
  • Ingeborg Bachmann’ın Eserleri ve Hayatı Üzerine Bir Bakış

Öneriler

Elsa Morante Kimdir? Hayatı, Kitapları ve Edebiyatı Woman at a desk with a vintage typewriter, resting her chin on her hands among books and papers in a cluttered study.

Elsa Morante Kimdir? Hayatı, Kitapları ve Edebiyatı

Hang Kang ve Vejetaryen Romanı Bookstore aisle with a long table of stacked books in the foreground and tall shelves along the walls in the background, dimly lit.

Hang Kang ve Vejetaryen Romanı

Hipergerçeklik Nedir? Gerçeklik Algımız Nasıl Değişti? A person sits on a rock by the water, head in hands, appearing sad or distressed at dusk.

Hipergerçeklik Nedir? Gerçeklik Algımız Nasıl Değişti?

Salem Cadı Mahkemeleri: Toplumsal Paranoya ve Tarihin En Karanlık Yargılamalarından Biri Public courtroom scene: a man lies unconscious on the floor while a speaker at a raised lectern pleads to a crowded, tense audience as officials look on.

Salem Cadı Mahkemeleri: Toplumsal Paranoya ve Tarihin En Karanlık Yargılamalarından Biri

  • Kullanıcı Sözleşmesi
  • Bize Ulaşın

©SanatsalHareketler2026