2024 yılının en yaratıcı dizilerinden biri kesinlikle Dark Matter. Aslında pek çok diziyi anımsatan bileşenler bulunmasına rağmen yarattığı atmosfer ile çok net kendine özgü dilini oluşturmuş gibi görünüyor. Tabii ki çok fazla eksikliği var. Senaryo, oyunculuklar, diyaloglarda yüzeysel bir yaklaşım hakim ama güzel bir yaratıcılık söz konusu. Maalesef zaten son dönemde her şeyi ile tamamlanmış bir proje çok ortaya çıkmıyor. Hızlı bir tüketim hakim.
Roman uyarlamaları son dönemde iyice popülerleşti. Dark Matter dizisi de Blake Crouch’ın aynı adlı romanından uyarlandı aynı zamanda dizinin yaratıcılarından. Dizinin kadrosunda Joel Edgerton, Jennifer Connelly, Alice Braga, Jimmi Simpson, Oakes Fegley gibi isimler yer alıyor.
Dark Matter Dizi Konusu
Yazının devamı spoiler içermektedir. Dizi, günümüz Chicago’sunda fizik profesörü olan Jason Dessen, karısı Daniela ve oğulları Charlie ile mutlu bir aile tablosu çizerek açılıyor. Arkadaşı Ryan’ın bilim ödülünü kutlamak için dışarıda geçirdiği bir gecenin ardından ise Jason’ın kendini başka bir gerçekliğin içerisinde bulması ile hikaye derinleşiyor. Burada karısı ile vedalaşma kısmının altının biraz fazla çizildiğini düşünüyorum nitekim bunun son görüşmeleri olacağını belli eden çok fazla done var.

Schrödinger’in kedisi
Ana karakterin yani Jason’ın kendisi tarafından kaçırıldığı ve nerede olduğunu hiçbir şekilde adlandıramadığı bir yerde gözlerini açması ile de hikaye katmanlaşıyor. Introsunda tematik olarak Westworld havası estiren dizide, Dark ve Counterpart dizilerine benzer unsurlar bulunduğunu söyleyebiliriz. Özellikle bu dizileri sevenler kesinlikle bu diziyi de sevecektir diye düşünüyorum.
Dizi, ”Schrödinger’in kedisi” düşünce deneyini merkezine alarak çok insani bir yerden, fantastik bir evren yaratıyor. İnsanın bilinmeyene ulaşma arzusu, fırsatı olsa seçimlerini nasıl ve ne şekilde değiştireceği sorgusunu düşündürtmeye itiyor. Hiçbir şeyi seçmediğimiz sürece her şeyin mümkün olacağı sorgusunda da, aslında bunun da bir seçim olduğunun altını çizerek ilerliyor. Ancak bu düşünce deneyinin tersi de bir durum söz konusu çünkü çoklu seçimlerin gerçekleştiği bir tasarım var.
Süperpozisyonunun makroskopik bir analojisi olarak düşünülmüş bir dizayn hakim. Bir sisteminin aynı anda birden fazla durum ya da konumda bulunabileceği bir düzlem sunuyor. Richard Feynman’ın kitapları bu alana ilgi duyanlar için iyi bir kaynak.
Jason’ın farklı bir evrende olduğunu anlamamız ile bunun kaynağı olan bir siyah kutu çıkıyor karşımıza. Karakterler bu kutun içine giriyor ve bir madde alıyor. Bunun etkisi ile yaratmak istedikleri gerçekliği oluşturmaya başlıyorlar. İstedikleri gerçekliği hayal ederek, düşünerek, bu kutudan çıktıklarında, zihinlerinde hayal ettikleri gerçeklikte; kendilerini buluyorlar.

Bu kutu aracılığı ile farkı evrenler arasında bir geçiş söz konusu. Kişi, kutunun içerisine girdiği andan itibaren, kendisini birbirinden farklı gerçeklikler arasında, süperpozisyon durumuna alır ve odaklanarak gördüğü şey; kutudan çıkıp onu gözlemlemeye başladığı andan itibaren de gerçek olur. Yani bu çoklu evrenlere açılan kutu içerisinde ne düşündüğünüz çok önemli. Gördüğümüz şeylerin aslında beynimizin birer yansımaları olduğunu ve bunu aslında her deneyimleme halimizin, zihnimiz tarafından üretilebileceği gibi bir fikir de ortaya atıyor elbette dizi.
Atmosfer
Severance’ı izlerken de aynı hissiyat oluşmuştu, dizinin güzel bir yaratıcılığı var. Üstelik çok minimal bir yerden oluşturulmuş sahneleme ve kullanılan materyal düzenine rağmen iyi bir iş ortaya konmuş. Son dönemlerde çok sık rastlayamadığımız için yaratıcılığa, böyle işler çıkınca mutlu oluyorum.
Keşke yerli yapımlarda da ”tanınmayan” senaristlerin biraz önünü açacak sistemler geliştirilse de burada da bu yaratıcılıktan söz etsek. Klişe ve özensiz senaryolara, ısrarla devam etmeyi tercih ediyorlar. Çok iyi projeler üretebilecek insanlar var maalesef onları bu sektörün içerisine dahil edecek sistem yok.
Bir de bunu tamamen maddiyata yıkan bir zihniyet var onları da çok hatalı buluyorum. İyi senaryo, iyi oyuncular, iyi yönetmenler ile çok iyi projeler ortaya çıkabilir. Bunun kolektif yapısı maalesef kavranamıyor kavransa da mutlaka bir pürüz çıkıyor. Ara sıra güzel işler çıksa da maalesef sistemsiz bir sektörün içerisindeyiz. ”Ne yapabildiğinizden çok kimi tanıdığınıza” bakan bir yer…
Diziye dönecek olursam eğer, Dark Matter ve Dark dizisini karşılaştırdığımda şimdilik Dark kadar titiz bir çalışma söz konusu değil. O ekibin bütününde çok titiz bir çalışma düzeni var. O da Baran bo Odar ve Jantje Friese gibi Dark’ın esas yapısını oluşturan isimlerin özenli çalışması ile ilgili. Hem de senaryoyu çok sağlam bir felsefi zemine oturtmayı başarmaları ile ilgili. Yani bu noktada Dark Matter’ın epey bir eksikliği olduğu açığa çıkıyor ama benim daha çok önemsediğim kısım yaratıcı bir çalışmanın ürünü olması.
Sen Kimsin?
Dark Matter, olasılıklar, seçimlerimiz; zaman gibi kavramları bölümler ilerledikçe iyi bir şekilde irdeliyor. Seçtiğimiz şeyleri neden seçtiğimizi, o seçtiğimiz şeylerin bizi tanımlayan parçalar olup olmayacağını, o seçimleri bireylerden aldığımızda geriye ne kalacağını, minimal bir yerden ele alarak; çoklu evrenler üzerinden distopik bir düzen sunuyor.
Jason, eylemleri açısından tek bir kırılma anına geri dönüp onu her seferinde düzeltmek için uğraşan bir imaj çiziyor. Bu açıdan aslında aynı amaç için farklı Jasonların olduğu bir evrende, ilerleyen bölümlerde büyük bir kaosun işleneceği kesin gibi. Bir noktada her şeyin farkında olan bir Daniela da elbette olasılıklar arasında.
Ev detayı önemli. Evin girişindeki kapı formu, bir süre sonra siyah kutuya da bağlanabilir gibi geliyor. İki kapı olması ve orada kutu biçimini alması önemli bir detay. Bir diğer önemli nokta ana karakterlerin bir süre sonra sadece kutu ile ilgili değil ortak bir deneyim ya da ilişki açısından farklı bir bağları olduğu bir yere evrilebilir. Aynı zamanda ikiz kardeşlerden birinin ölmesi de sürüklenebilecek yer açısından bir ipucu taşıyor gibi. Romanı okuduktan sonra onun da incelemesini yazacağım.
Dark Matter özellikle plot twistleri ve düşündürücü metaforları ile son dönemlerin iyi işlerinden. Apple Tv bu konuda Netflix’e göre daha iyi yol alıyor diyebiliriz.
Özellikle dizinin seyircide yarattığı deneyimleme hali yani diziye seyirciyi çok fazla dahil ederek bağ kuran yapısını sevdim. Açılan her kapıda farklı bir gerçeklik, farklı bir atmosfer sunarak çok iyi geçişler oluşturulmuş. Çatışma kısmında biraz eksiklikler var. Ana karakteri tanımlama biçimleri ile ilgili sıkıntılar. Küçük ayrıntıların da çok fazla üzerinde durmamışlar.
Jennifer Connelly’i izlemek her projesinde bence çok keyifli. Çok iyi bir oyuncu ve maskını iyi bir şekilde kullanıyor. Ama genel olarak oyunculuk ile ilgili getirebileceğim bir eleştiri, özellikle buna çok iyi hizmet eden sahnelerde biraz yapısal olarak eksiklikler var. Dramatik yapıyı çok net besleyen unsurlar olmasına rağmen sahne geçişlerinde onu net ortaya koyamamışlar. Oyunculuklar bazı sahnelerde çok geri planda kalmış. Ama genel olarak ilk başta da dediğim gibi Dark Matter, sürükleyici ve keyifle izlenen dizilerden.