Skip to content
  • https://www.youtube.com/c/SanatsalHareketler
  • https://www.instagram.com/sanatsaalhareketler/?hl=en

Sanatsal Hareketler

  • anasayfa
  • zemin
  • film & dizi
  • edebiyat
  • felsefe
  • sanat
  • müzik
  • dijital kültür
  • tiyatro
  • deneysel
YouTube
  • Home
  • Kreatif Üretim Alanı
  • Sevgili Loya

Sevgili Loya

Yazar: Devrim Akalın

Görselin tüm hakları Sanatsal Hareketler'e aittir.

Sevgili Loya, en taze çiçeklerden rengarenk bir buket yapsalardı eğer, sen o buketteki çiçeklerin en hoş kokulusu olurdun. Bir derenin kenarında dizi dizi büyümüş olan ağaçların en yapraklısı, berrak bir gölde yaşayan balıkların en parlağı, bir sepet dolusu yaz meyvesinin en lezzetlisi… Sen eminim ki en heybetli dağ, en yeşil tepe, en köpüklü dalga, en bereketli yağmur olurdun… Mücevherlerin en parlak olanı, kuşların en güzel öteni, uçurtmaların en çok yükseleni…

Sen ve ben, bir elmanın iki yarısıydık. Karmaşık bir bulmacanın kayıp iki parçası, zıt kutuplu iki mıknatıs, bir çöpteki iki kiraz, çorbadaki tuzla biberdik. Biz uyumun resmedilmiş haliydik. Biz sevgi ağacının gökyüzüne uzanan güçlü dallarıydık. Biz aşk denen soyut varlığın  maddesel izdüşümüydük. Biz sevdanın gölgesi, sevginin müşfik kolları, cinsel çekimin havai fişekleriydik.

Ancak senin yanındayken kanatlarımı açabilirdim. Ancak seninleyken ben Abidin, kendim olurdum. Yalnız senin yanında sakinlerdi yüreğim, konuşmayı bırakırdı. Bir tek sen dindirirdin içimdeki yangını. Gereksinim duyduğum tek şeydin. Kurumuş gönlüme su, kavrulmuş benliğime merhemdin.

Ancak benim yanımdayken dökerdin içini. Ancak benimleyken sen Loya, kendin olurdun. Yalnız benim yanımda konuşurdu yüreğin, dile gelirdi. Bir tek ben dindirirdim içindeki yangını. İhtiyacın olan tek şeydim. Boğulmuş gönlüne can, acıyan benliğine ilaçtım.

Beni heykellere benzetirdin. Güzel olduğumu söylerdin. Beni överdin. “Gözlerin iri birer badem, saçların deniz dalgaları, omuzların sağlam dağlar gibi.” derdin. Mutlu olurdum. Senin yanındayken ben de kendimi beğenirdim. Kendime senin gözlerinle bakardım.

Seni kısraklara benzetirdim. Güzel olduğunu söylerdim. Seni yüceltir, yerlere göklere sığdıramazdım. “Tenin ipek, ellerin narin birer serçe, dudakların kirazlar gibi.” derdim. Mutlu olurdun. Benim yanımdayken kendini severdin. Kendine benim yüreğimle yaklaşırdın.

Birbirimizi güldürürdük. Gülecek ne çok şey bulurduk. Sen gülerken seni izlerdim. Gamzelerine vurulurdum yeniden ve yeniden. Sonra sarılırdık. Saçlarını koklardım. Yeşil elma gibi kokarlardı. Mayhoş, taze ama hüzünlü. Yüzünü avuçlarıma alır, bakardım bütün ayrıntılarına. Senin bir mucize olduğunu düşünürdüm her defasında. “Hem güzel, hem zeki, hem de iyi yürekli.”

Acılardan geçip gelmiştik. Ateşlerin arasından sıyrılıp da bulmuştuk birbirimizi. Yanmıştık. İkimiz de yaralıydık. Seni ilk gördüğüm anda anlamıştım benim gibi kanadı kırık olduğunu. Beni ilk gördüğün anda anlamıştın benim gibi kanadı kırık olduğunun farkına vardığımı. Bakışlarımız birbirimize çok şey anlatmıştı. Hüzün, kimsesizlik, umarsızlık…

Yaralarımı temizlemiş, sarmıştın kendi yaraların halen kanamaktayken. İyileşmeyeceklerini bile bile öpmüştün onları. Canım yandığında senin de canın yanardı. Ağladığımda gözlerin yaşarır, umutlarımı yitirdiğimde gülüşün solardı senin de.

Gözlerindeki derin hüznü fark etmiş, sarılmıştım sana. Güçlü bir sarmaşığın ağacı sarması gibi sarmış, kaplamıştım her yerini. İstiyordum ki kimse dokunamasın sana. İstiyordum ki artık kimse incitemesin seni. Öyle bütünleşmiştim ki seninle, her bir üzüntünü, her bir düş kırıklığını içimde duyumsuyordum. Canın yandığında benim de canım yanıyordu. İçindeki bütün acıyı içime çekmeyi, seni temizlemeyi, kutsamayı arzuluyordum. Acı, meyvesi kolay sindirilemeyen bir diken ağacıydı. O meyveden bir defa yediysen, bir ömür içine batar, kanatır, hastalandırırdı seni. İşte acını senden almak isteyişimin nedeni buydu. Seni iyileştirmekti emelim.

Kötü geçmiş yıllarımızın belleğimizde bıraktığı izleri, sevgisizlik ve ilgisizliğin içimizde oluşturduğu boşluğu birbirimizle paylaşsak bile azaltamayacağımızı anlamıştık. Kötü izler kolay kolay silinmiyordu. Daha da fenası, insanoğlu yüreğine gem vuramıyordu. Ve yürek sızısı kadar zor bir şey yoktu.

Sen bir bebek istiyordun. Bir bebeğin seni iyileştirebileceğine inanıyordun. Bir bebeğin beni sağaltacağına inanıyordun. Ancak bütünüyle masum, günahsız bir varlığın hayatımıza dokunuşuyla yenilenebilirdik. Böyle söylüyordun.

Ben de bir bebek istiyordum. Ama bizim gibi ruhları yorgun iki sevgilinin bir bebeği mutlu edebileceğinden emin değildim. Bebek, bir şifa aracı olmamalıydı kanımca. Bebek, son derece temiz ve sağlıklı bir ortama doğmalıydı. Mutlu bir anne baba tarafından karşılanmalıydı. Yürek yarası taşıyan insanlar bir bebeğe ne verebilirlerdi? Ona ne sunabilirler, neyin sözünü verebilirlerdi?

Sevgili Loya, sana bu konuda karşı çıkmam, benden uzaklaşmaya başlamana neden olan ilk anlaşmazlığımız oldu. Bana küstün, kırıldın. Günlerce konuşmadın benimle. Çok sevdiğin erkekten çok seveceğin bir bebeğinin olmaması gerektiği düşüncesi, seni çokça hırpalamıştı. Kendine kızıyordun. Erkeğin tarafından anne olmaya yeterli görülmediğin için kendinden nefret ediyordun. “Neden?” diye bağırıyordun ortalık yerde. “Neden?”

Seni üzmek istememiştim. Seni üzmek, isteyebileceğim en son şeydi. Ama düşüncelerim değişmemişti. Dünya’ya bir bebek getirip de onun da tıpkı bizler gibi mutsuzluk içinde büyümesini istemiyordum. Buna hakkım yoktu. Buna hakkın yoktu. Buna hakkımız yoktu Loya. Bana inanmalıydın. 

Üç ay sonra bana “Hamileyim.” dediğin günü hiç unutamıyorum. İçimden kalkıp gelen mutluluk selini zorla zapt etmiş, sana soğuk gözlerle bakarak, “Ne dedin sen?” diye yanıt vermiştim.

“Duymadın mı? Hamileyim. Test yaptım. Pozitif çıktı.”

İnan bana her kadın, erkeğine böyle bir haber verdiğinde kutlanmayı ve sevgi sözcüklerini fazlasıyla hakkeder. Hamilelik ne de özel bir durumdur. Böyle doğal bir olayın aynı zamanda bu kadar inanılmaz, bu denli mucizevi olması ne kadar heyecan verici bir ikilemdir.

“Duydum.”

“Sevinmedin mi?”

Sevinmiştim. Ama sevindiğimi sana söylemedim. Söyleyemezdim. Bizim bebek yapmamız doğru değildi. Hala buna inanıyordum.

“Onu aldırman gerekiyor Loya. Sana ne söylemiştim?”

Bana dehşet içinde baktın.”Katil olmamı mı istiyorsun yani? Kendi bebeğimi öldürebileceğime inanıyor musun? Sen nasıl birisin Abidin!” O günden sonra benimle bir daha hiç konuşmadın. Ne yapacağımı bilmiyordum. Yaralarım kanamaya başlamıştı. Ağrılarım, sızılarım artmış, dayanılmaz bir hal almışlardı. Sık sık çocukluğum, yetiştiğim kimsesiz çocuklar yurdu aklıma geliyor, aklımı yitirecek gibi oluyordum.

Aradan iki hafta geçmişti ki bir gün eve geldiğimde yoktun. Karnında bebeğimizle birlikte beni bırakıp gitmiştin. Ardında hiç iz bırakmamıştın. Seni aradım. Ama bulamadım. Bu mektubu neden mi yazıyorum?  Sen gittiğinden beri her gün mektup yazıyorum sana. Yazdıklarımı dolabına bırakıyorum. Her gün yazıyorum sana ki gerçekle bağlantımı yitirmeyeyim.  Sensizlik çok zormuş Loya. Düşündüğümden daha da zormuş.

Hesaplarıma göre bebeğimizi doğurmuş olmalısın. Ne olur geri dön sevgilim. Geri dön ve beni affettiğini söyle bana. Sana söz verebilmek isterdim çok iyi bir baba olacağıma dair. Ama gel gör ki ben ne anne gördüm, ne de baba. Bir baba nasıl olur, nasıl olunur, bilmiyorum. Keşke bilseydim, ah bilebilseydim… Gerçi bunu sana söylemiştim. Öyle değil mi?

Mektubuma burada son vermeliyim. Bebeğin adını ne koyduğunu, hangimize benzediğini çok merak ediyorum. Kendi bebeğinin gözlerine bakabilmek nasıldır, bilmek istiyorum. Dönmeyeceksin, biliyorum. Bunu adım gibi biliyorum Loya. Senin ne kadar gururlu, bir o kadar da inatçı olduğunu anımsıyorum. Seni sonsuza kadar kaybettim. Ve bu tamamıyla benim suçum. Benim suçum sevgilim.

Bu mektubu da diğerlerinin yanına bırakacağım. Yarın sana yeni bir tane yazacağım. Yaşadığım süre boyunca her gün yazacağım. Hiç gerçekleşmeyecek bir şeyi umarak, hiç dönmeyeceğini bildiğim halde geleceğin günü bekleyerek yaşlanacağım. Hiç umut olmadığının farkında olmama karşın umut etmeyi sürdüreceğim. Çünkü başka yapabileceğim bir şey yok Loya. Hiçbir şey yok…

                                   

Tags: Öykü Sevgili Loya

Post navigation

Previous Nietzsche’nin Yalnızlığı ve Breuer’in Seçimleri Arasında Sıkışmak: Nietzsche Ağladığında
Next Psikanalitik Yaklaşımla Osamu Dazai’nin Varoluşsal Çöküşü

Trending

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme Book cover for Şehit! by Kaveh Akbar on a bright yellow background with a mounted warrior and a large red sun, plus a seal in the corner. 1

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme

Is “Kinda Chic” Kinda Chic? Person in an orange shirt climbs a ladder attached to a giant smartphone on a pink background. 2

Is “Kinda Chic” Kinda Chic?

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir? Gold-plated pendant necklace featuring a framed Pikachu Illustrator card on a dark background with a diamond-studded chain. 3

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir?

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi? Rusty sculpture made from stacked chairs on a circular platform in a park, with a white abstract form on top. 4

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi?

Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de Exhibition poster for Nilgün Tüzüntürk's 'Maria Magdalena-2' (Sept 18–Oct 7, 2026) featuring a colorful abstract painting; G&G Galagallery. 5

Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de

Sentimental Value: Seni Görüyorum Two people standing in a leafy garden, facing each other as they talk. The man wears a dark blue shirt and the woman a dark denim jacket. 6

Sentimental Value: Seni Görüyorum

İlgili İçerikler

Tanrı Olmak ya da Daha İyisi

Tanrı Olmak ya da Daha İyisi

Yeterince Hızlı Değilim

Yeterince Hızlı Değilim

Mutlak Siz

Mutlak Siz

Madalyon

Madalyon

Modern İlişkilerin Anatomisi: Çılgın Zamanlarda Yaşamak Bize Düştü

Modern İlişkilerin Anatomisi: Çılgın Zamanlarda Yaşamak Bize Düştü

Günümüz İlişkileri: Birbirimizi Tüketme Biçimlerimiz

Günümüz İlişkileri: Birbirimizi Tüketme Biçimlerimiz

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme Book cover for Şehit! by Kaveh Akbar on a bright yellow background with a mounted warrior and a large red sun, plus a seal in the corner. 1

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme

Is “Kinda Chic” Kinda Chic? Person in an orange shirt climbs a ladder attached to a giant smartphone on a pink background. 2

Is “Kinda Chic” Kinda Chic?

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir? Gold-plated pendant necklace featuring a framed Pikachu Illustrator card on a dark background with a diamond-studded chain. 3

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir?

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi? Rusty sculpture made from stacked chairs on a circular platform in a park, with a white abstract form on top. 4

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi?

Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de Exhibition poster for Nilgün Tüzüntürk's 'Maria Magdalena-2' (Sept 18–Oct 7, 2026) featuring a colorful abstract painting; G&G Galagallery. 5

Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de

Sentimental Value: Seni Görüyorum Two people standing in a leafy garden, facing each other as they talk. The man wears a dark blue shirt and the woman a dark denim jacket. 6

Sentimental Value: Seni Görüyorum

Geçici Bir Ev: Otel Odalarının Tekinsizliği Dimly lit hotel bedroom with an unmade bed in the foreground and a window showing a city street outside. 7

Geçici Bir Ev: Otel Odalarının Tekinsizliği

Haber bülteni

Son Yazılar

  • Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme
  • Is “Kinda Chic” Kinda Chic?
  • Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir?
  • Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi?
  • Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de

Öneriler

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme Book cover for Şehit! by Kaveh Akbar on a bright yellow background with a mounted warrior and a large red sun, plus a seal in the corner.

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme

Is “Kinda Chic” Kinda Chic? Person in an orange shirt climbs a ladder attached to a giant smartphone on a pink background.

Is “Kinda Chic” Kinda Chic?

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir? Gold-plated pendant necklace featuring a framed Pikachu Illustrator card on a dark background with a diamond-studded chain.

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir?

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi? Rusty sculpture made from stacked chairs on a circular platform in a park, with a white abstract form on top.

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi?

  • Kullanıcı Sözleşmesi
  • Bize Ulaşın

©SanatsalHareketler2026