Skip to content
  • https://www.youtube.com/c/SanatsalHareketler
  • https://www.instagram.com/sanatsaalhareketler/?hl=en

Sanatsal Hareketler

  • anasayfa
  • zemin
    • zemin
    • ekip
  • film & dizi
  • edebiyat
  • felsefe
  • sanat
  • müzik
  • dijital kültür
  • tiyatro
  • destek ol
  • deneysel
YouTube
  • Anasayfa
  • Edebiyat
  • Nietzsche’nin Yalnızlığı ve Breuer’in Seçimleri Arasında Sıkışmak: Nietzsche Ağladığında

Nietzsche’nin Yalnızlığı ve Breuer’in Seçimleri Arasında Sıkışmak: Nietzsche Ağladığında

Yazar: Zeynep Şimşek
nietzsche-agaladıgında

Ressam: Edvard Munch, Friedrich Nietzsche

Okuması da tamamlaması da cesaret isteyen bir kitap olarak Nietzsche Ağladığında; insana, yaşama ve ölüme dair sorgulamalarla dolu.

“Sen hayatını yaşadın mı? Yoksa hayat mı seni yaşadı? Hayatını seçtin mi? Yoksa o mu seni seçti? Onu sevdin mi, yoksa pişmanlık mı duydun?”

Okurken altını çizdiğim veya çizmediğim her cümle, benim için hala sindirilmemiş bir öğreti niteliğinde. Çarpıcı diyaloglarıyla soğuk su etkisi yaratmasının yanı sıra, her bir cümlenin ardında yatan olası gerçekleri kavrayabilmek için tekrar tekrar karıştırılmaya ve üzerinde düşünülmeye ihtiyaç duyulan sorgulamalarla dolu şahane bir hikâye.

Psikoterapist Irvin D. Yalom’un kaleme aldığı bu kitapta karşımıza çıkan karakterlerin her biri, okurun kendisine dair izler bulabileceği bir yaşamı temsil ediyor aslında. Psikoloji biliminin önemli isimlerinden Josef Breuer ve ünlü filozof Friedrich Nietzsche’nin kurgusal hikayesi ve bu hikâyeye dahil olan diğer tüm karakterlerle birlikte Yalom, yaşanmamış hayatların, yapılan yanlış seçimlerin ve elbette yalnızlığın sonuçları ile yüzleştiriyor okuyucuyu.  

Nietzsche Ağladığında, Breuer’in Nietzsche ile yaptığı “konuşma terapileri” etrafında dönen bir kurgu olarak okuyucunun karşısına çıkıyor. Breuer, yaşamında pek çok şeyi başarmış; karısı, çocukları ve mesleği dolayısıyla ona hayranlık duyan insanlarla çevrili hayatında, mutlu olmak için yeterince sebebi olan bir profil çizerken Nietzsche, diğerleri ile ilişkilenmede oldukça mesafeli; öldükten sonra büyük bir filozof olmasını sağlayacak düşüncelerini yazmaya kendini adayan soğuk bir karakter olarak okur ile buluşuyor. Yaşamlarındaki bu zıtlıklara karşın her ikisinin de içinde bulunduğu ruhsal bunalımda yolları kesişiyor ve beraber sonunu kestiremedikleri bir yolda yürüme cesareti gösteriyorlar.

Bir psikolog olarak, psikoterapinin ortaya çıkış sürecine dair gerçek hayatta var olan karakterlerin kurgusal hikayesini okumak oldukça çarpıcı ve belki de bir noktada eğlenceli bir deneyimdi benim için. Kitapta “konuşma terapisi” olarak ifade edilen bu tedavi sürecinde terapist ve danışan rolleri arasındaki belirgin olmayan sınırların, günümüz psikoterapisine dair düşündürdüğünü söylemek mümkün. Terapi süreci uzun bir yolculuk ve elbette etik sınırları gözeterek, terapistin de bu yolculuk esnasında kendini yeniden keşfetmesi; belki içinde bulunduğu durumları yeniden sorgulaması veya yaptığı seçimlere dair düşünmesi çok olağan. Benimsenen ekolden bağımsız olarak terapi, içerisinde ilişkilenen iki farklı insanı, iki farklı varoluşu barındıran bir ilişkilenme süreci.  

Terapist ve danışanın birlikte yürüdükleri bu yolda yalnızca danışan koltuğunda oturan insanın etkileniyor olması, yalnızca onun yeni beceriler öğrenmesi pek mümkün durmuyor bana kalırsa. Bu düşünceyi destekleyebilecek güzel bir örnek olarak aktarım- karşı aktarım ifadeleri, terapist- danışan ilişkisi için oldukça önemli ve belki de tedavi süreci için oldukça besleyici iki durum olarak karşımıza çıkıyor. Terapi içerisinde aktarım, en basit ifade ile kişinin belirli bir olguya (bir bireye veya nesneye) yönelik duygulanımın terapiste aktarılmasıdır. Buna karşın karşı aktarım ise bu yönelmenin terapistten danışana doğru oluşunun ifadesidir. 

Freud’un psikanalizinin en önemli unsurlarından olan bu kavramlar yalnızca terapiye özgü değil; her ilişkilenme sürecinde karşılaşılan gerçekliklerdir aslında. Söz gelimi herhangi bir insanın, romantik bir ilişki içerisindeyken geçmişten gelen kaygılarını veya korkularını partnerine yansıttığını görmek mümkündür. Terapi içerisinde ise bu aktarım- karşı aktarımın analizini yapabiliyor olmak, terapist ve danışan arasındaki ilişkinin dinamiği ve terapinin ilerleyişi açısından oldukça kıymetlidir.Terapinin dinamiğine dair yaptığım sorgulamalar şöyle dursun, psikolog kimliğinin dışında kalarak da birçok anlam buldum bu kitabı okurken. Bir kadın olarak, yanlış seçimlerde kaybolmayı deneyimlemiş biri olarak veya yalnızca sıradan bir insan olarak farklı varoluşlar içinde bu benzersiz hikâyeyi deneyimledim.

Okurken sizi etkileyen ve düşündüren diyaloglarıyla, insana kendini ve yaşamını sorgulatacak kadar güçlü bir etkiye sahip kıymetli bir kitap bana kalırsa. İnsanın kendini görmesini veya en azından içinde bir yerlerde yaptığı seçimlere dair hissettiği huzursuzluğunu alevlendirecek kadar güçlü; soruların ve sorgulamaların tam ortasında sizi kendi varoluşunuzla yüzleştirecek kadar acımasız bir metin Nietzsche Ağladığında: Yaptığım onca seçim, gerçekten kendi seçimim mi? Kendimi tanıyarak, bilerek mi seçtim içinde bulunduğum yaşamı; ya diğerleri? Yoksa başkalarının yaptığım seçimlerdeki etkisini kontrol edemediğim bir yerlerde kayıp mı oldum? Neden korkuyorum yalnızlıktan ve ölmekten? Ben, gerçekten olmak istediğim ben miyim?  

Yaşanmamış bir hayatın sonucuydu belki de insanlığın içinde bulunduğu tüm bu öfke, kırgınlık ve bunalım. Seçtiğini düşünürken kendi olarak seçememiş olmanın verdiği o ağır yüktü insanı pişman eden ve kendinden iyice uzaklaştıran, tıpkı Breuer gibi. Ölümden ve yalnızlıktan bu kadar korkutan gerçek, belki de yaşanmamış bir hayat ve yaşayabilme ihtimalinden korkmaktı, tıpkı Nietzsche gibi…

Belki de olmak istediği halinden giderek uzaklara yürüyen insanın, kendine yabancılaşarak içine gömüldüğü yalnızlıktı tüm bu soruları sorduran. Yüze vurulan tüm gerçeklerle birlikte nereye sapacağını bilmediğin bir yolda yürümek gibi bir deneyimdi bu kitabı okumak. Tuhaftır ki yürüdüğün yol da, yolda kiminle yürüdüğün de belirsiz; zaman zaman Breuer’in yanında zaman zaman ise Nietzsche’nin yanında adımladığın ancak her seferinde kendine döndüğün bir sonlu bir yolculuk. Yolun sonunda ise seni bekleyen şey kurgudan sıyrılmış bir varoluş: kendin ve seçimlerin.

Tags: Josef Breuer Nietzsche Ağladığında İnceleme

Post navigation

Önceki Toplumcu Gerçekçi Yazılar ve Günümüz Edebiyatına Dair Değerlendirme
Sonraki Sevgili Loya

Son Yazılar

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek 1

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar? 2

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar?

Trecento ve Hacim Duygusu 3

Trecento ve Hacim Duygusu

Simone Weil ve Dikkat Kavramının Bugünkü Anlamı 4

Simone Weil ve Dikkat Kavramının Bugünkü Anlamı

Flanör: Modern Şehirde Yürümek Neden Bir Düşünme Biçimine Dönüştü? 5

Flanör: Modern Şehirde Yürümek Neden Bir Düşünme Biçimine Dönüştü?

Her Şeyi Yarım Bırakma Hissi: Neden Tamamlanmışlık Duygusu Azaldı? 6

Her Şeyi Yarım Bırakma Hissi: Neden Tamamlanmışlık Duygusu Azaldı?

İlgili İçerikler

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar?

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar?

Simone Weil ve Dikkat Kavramının Bugünkü Anlamı

Simone Weil ve Dikkat Kavramının Bugünkü Anlamı

Her Şeyi Yarım Bırakma Hissi: Neden Tamamlanmışlık Duygusu Azaldı?

Her Şeyi Yarım Bırakma Hissi: Neden Tamamlanmışlık Duygusu Azaldı?

Jamais Vu Nedir? Tanıdık Olanın Aniden Yabancılaşması

Jamais Vu Nedir? Tanıdık Olanın Aniden Yabancılaşması

Simone de Beauvoir ve “Öteki” Kavramı

Simone de Beauvoir ve “Öteki” Kavramı

Sanatsal Hareketler Dijital Tasarımlar
Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek 1

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar? 2

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar?

Trecento ve Hacim Duygusu 3

Trecento ve Hacim Duygusu

Simone Weil ve Dikkat Kavramının Bugünkü Anlamı 4

Simone Weil ve Dikkat Kavramının Bugünkü Anlamı

Flanör: Modern Şehirde Yürümek Neden Bir Düşünme Biçimine Dönüştü? 5

Flanör: Modern Şehirde Yürümek Neden Bir Düşünme Biçimine Dönüştü?

Her Şeyi Yarım Bırakma Hissi: Neden Tamamlanmışlık Duygusu Azaldı? 6

Her Şeyi Yarım Bırakma Hissi: Neden Tamamlanmışlık Duygusu Azaldı?

Aşağıdaki Pencere Tiyatro Oyunu: Bir Soğan, İki Domates ve Üç Biber 7

Aşağıdaki Pencere Tiyatro Oyunu: Bir Soğan, İki Domates ve Üç Biber

Haber bülteni

Son Yazılar

  • Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek
  • Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar?
  • Trecento ve Hacim Duygusu
  • Simone Weil ve Dikkat Kavramının Bugünkü Anlamı
  • Flanör: Modern Şehirde Yürümek Neden Bir Düşünme Biçimine Dönüştü?

Öneriler

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar?

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar?

Trecento ve Hacim Duygusu

Trecento ve Hacim Duygusu

Simone Weil ve Dikkat Kavramının Bugünkü Anlamı

Simone Weil ve Dikkat Kavramının Bugünkü Anlamı

  • Kullanıcı Sözleşmesi
  • Bize Ulaşın

©SanatsalHareketler2026