Skip to content
  • https://www.youtube.com/c/SanatsalHareketler
  • https://www.instagram.com/sanatsaalhareketler/?hl=en

Sanatsal Hareketler

  • anasayfa
  • zemin
  • film & dizi
  • edebiyat
  • felsefe
  • sanat
  • müzik
  • dijital kültür
  • tiyatro
  • deneysel
YouTube
  • Home
  • Kreatif Üretim Alanı
  • Ölü Tanrının Beş Taşı

Ölü Tanrının Beş Taşı

Yazar: Gözde Erzurumlu 

“Hiç varılmayan bir günün akşamını hiç yaşanmayan bugünde beklemekti yaşam oysa ki.” 

Geriye doğru baktığım vakitti beni gördüğüm an. Epeydir kaçırıyordum lakin peşime düşene dek.  

Günlerden yine gündü. Ne fazlaydı ne eksik. Ne de bir başka. Şehre inen koyu maviliğe karışan turuncuyu anımsıyorum. Severdim bu karışıklığı. Belirsizliği. Gökyüzü bırakırdı tüm insanlığı, insanlığın sıkıntılarını. Öbek öbek farklı renkleri. Anlardım onu. İnsanların üstünde onları çepeçevre sarmış korurken onların bir köşede bıraktıkları insanlıklarını görmek… 

Öylece dururlardı o köşede. Gelse de birileri alsa diye. Tutsa paçalarından atıverse terk edenlerin başlarına. Kim gelir ki köşe başında bırakılmış insanlığı almaya? Bilirdi gökyüzü. Ondan karışırdı kendi içinde. Bilhassa çöken karanlığa yakın daha farklı olurdu. Bende çıkardım sokaklara yalnız olmadığını göstermek için gökyüzüne. Kimsesiz değildi. Bir kim(i) vardı. Ben vardım.  

Benlerimden biri 

Bir ben vardım. 

Caddelerin ardından, dükkanların dibinden, ağaçların ötesinden, insanların berisinden geçe geçe denize giderdim. Sanırdım ki bir gitsem denize, sanırdım ki bir şeye bir yere belki de bir(e) gitsem yaşamı olduğu gibi kendimce yaşayabilecektim. Mutlak tek gerçeğim o birde yatardı.  

Denizin yanına usul usul vardığım zaman dizlerim kırılmış toprağa oturmuştum çoktan. Ellerimin içinde toprak. Kara kara toprak. Öbek öbek. Bakardım devralmış o koyu maviliğe. Birkaç dakika önce ki karışıklığın dingin tekliğine. Bir(liğine). Gülümserdim. Anlaşılmak ve anlamaktı bizim aramızda olanlar. Toprağın karışmış taşlarını alırdım elime. Olurdu bir, iki, üç, dört, beş. Her seferinde bırakırdım beşte. Kutsadığım, yaşamımın etrafına saçtığım bir(i) taşlarda beşe çıkarırdım.  

Severdim parmaklarımda dolaşan taşların dokusunu hissetmeyi. Her şeyin dokusallığını severdim. Tenime çarpan o buğulu rüzgâr kollarımdan, boynumdan saçlarımdan geçerdi. Koklardım o savruntuyu. Havaya kaldırdığım elimin içinde tutmak isterdim yaptığım yumrukla. Kalsın bende. Her an tutayım rüzgârı. Dokunayım, bırakmayayım hiç. 

*** 

Koşan ayaklarımın arkasından sürükleniyordum sanki. Kendime yetişememek kendimin gerisinde kalmak yaşamımda elde ettiğim nadirliklerden biri daha.  

Nereye gidiyorsun kızım? Neden koşuyorsun? 

Göremediğim bir sesi duyuyordum tüm bu tuhaflıkların arasında. “Görmeyi öğreniyorum” bu sözü sevdiğim bir yazardan okumuş olsam da demek ki henüz öğrenemedim dedim kendi kendime iç sesime fısıldayarak. 

Öğrenemedim. 

Bilmediğim insanların bilmediğim evlerinden geçiyordum arkasında sürüklendiğim bu ayaklar sayesinde. Beyazdı kimisi, sarısı, mavisi, kahverengisi vardı. Siyahı dışladıklarını anladım yeşil apartmanın balkonunda oturan çifti gördükten sonra. Renklerin hepsine kimileri sahipken siyahın kimsesizi vardı. Onun sahip olduğu şey “kimse” idi.  

-Delirdi bu yine, çıkıp çıkıp koşuyor günlerdir. Bizde anlamıyoruz ki! 

Söyledikleri şey doğruydu esasında. Günlerdir böyle gidiyordu bu ayaklar. Bende peşinden mecbur savruluyordum. Onların herkese böyle sormalarına özendim bir bakıma. Özgürce soran insanlardı. Ben ise kime soracaktım? Ayaklarıma mı? Sözde olan ruhuma, bana mı? Yanıt alacağım hür soruları soracağım kimim vardı ki? 

Nefesime bir kala sendeledim yolun ortasında. Ayaklarımı tuttum sıkıca koşamasınlar diye. Adım atmak için dayanan bu varlıkları artık yürütmek istiyordum. Koşmak ya da koşturmak değil. Denize gitmek istiyordum. Her şey geçecekti ona gitsem belki de bu ayaklar orada dinlenmeme izin verecekti. Toprağın üzerinde büyük ama bana kalırsa küçük adımlar atmaya başlamıştım. Bacaklarımı tuttuğum ellerimdi yavaşlığa sebep veren.  

Oturdum denizin yanına. Avuçlarımın içine aldım taşları. Bir, iki, üç, dört, beş. Bıraktım beşte. Oynadığımız bir oyundu onunla. Bende o da severdi bu oyunu. Herkesin bildiği bazılarının sevdiği kişiydi o. Her insan bilirdi de her insan sevmezdi. Beş taşı bir filozofun öldürdüğü tanrıyla oynuyordum. Ölü tanrının beş taşıydı bunlar. 

Galip gelen bir ben oluyordum bir o. Belirsizdi. Oyunun gayesi de bu değil miydi zaten? Belirsizlik. Keyif verendi heyecanı, korkusu olması oyunun. Tüm tanrıların dışında tek bir tanrının içeride olduğu bir oyundu bu. Öyle herhangi biri değildi üstelik. Filozofun öldürdüğü tanrısıydı o. Bilhassa onunla oynamak, belirsizliğin tadına vara vara kimi zaman kazanmak kimi zaman ise kaybetmek bana sanki köşeden bakan koca bıyıklı filozofu kızdırdığımı hissettiriyordu denizin dibinde toprağın ortasında elimde taşları tuttuğum vakitlerde. Yine aynı yerde ve yine aynı halde oturuyordum. Koca bıyıklıyı hissetmiş köşeye uzanmıştı bakışlarım.  

Geriye doğru baktığım vakitti beni gördüğüm an. Epeydir kaçırıyordum lakin peşime düşene dek.  

İnsanın kendinin peşine düşmesi ve arkasına döndüğü anda onu orada görmesi mümkünatların dışında görünüyordu herkese, her şeye. Ama oradaydım işte. Kendimden kaçarken kendime yakalanıyordum. Ölü tanrının beş taşı elimde öylece kendime bakıyordum. Kim inanırdı ki bunlara? Bir filozofun öldürdüğü tanrısıyla beş taşı oynarken kendine yakalanan birine? Bana kim inanırdı? 

Belki de görmeyi öğrenemediğimden değildi komşuları görememiş olmam. Belki de komşularım var olmuşlar lakin var kalamamışlardır. Onlar sadece orada olan bir ruhlarsa ben o ruhları nasıl duyuyordum?  

Ve ben neden günlerdir koşuyorum? 

Denize gelince her şeyin geçeceğine inan ben(e) bir başka yerden bir başka bakan ben(i) görmek etrafa kahkaha yaymama neden oluyordu. Elimdeki beş taşla durmadan, soluk dahi alamadan gülüyordum. Önce taşlardan beşincisi toprağa düştü, ardından dördüncüsü biri daha kendini bıraktığında sıra üçündeydi derken ikincisi çoktan düşmüştü toprağa. İşte elimde yalnızca mutlak bir kalmıştı. Kutsadığım, inandığım bir. Duyduğum sesler beni bırakmayan gülüşlerimdi. Ne üzücüydü ama bu insanoğlu değil mi? bunu düşündükçe bir fazla gülüyordum. Etrafta olan insanlar belki beni görebilseler belki beni görmeyi öğrenebilseler şu an bu duruma korkarak bakacaklardı. Halbuki ben herkesin içinde kimsenin görmediği ölü bedenimin yaşayan ruhuyla ağıtımı yakıyordum. Elimde ölü tanrının beş taşından geriye kutsadığım bir ile bir taş ile  

Gülüyordum. 

Ne üzücüydü! İnsanoğlunun köşe başlarına bıraktığı insanlığı görmesine rağmen onları sarmalayan gökyüzünün altında yine onlara acımak! O insanlar ki: 

Hiç varılmayan bir günün akşamını hiç yaşanmayan bugünde bekliyorlar ve de buna yaşam diyorlardı.  

Tags: Öykü Deneysel

Post navigation

Previous Anton Çehov’un Martı Oyununun İncelemesi
Next Inception Film İncelemesi

Trending

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme Book cover for Şehit! by Kaveh Akbar on a bright yellow background with a mounted warrior and a large red sun, plus a seal in the corner. 1

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme

Is “Kinda Chic” Kinda Chic? Person in an orange shirt climbs a ladder attached to a giant smartphone on a pink background. 2

Is “Kinda Chic” Kinda Chic?

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir? Gold-plated pendant necklace featuring a framed Pikachu Illustrator card on a dark background with a diamond-studded chain. 3

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir?

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi? Rusty sculpture made from stacked chairs on a circular platform in a park, with a white abstract form on top. 4

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi?

Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de Exhibition poster for Nilgün Tüzüntürk's 'Maria Magdalena-2' (Sept 18–Oct 7, 2026) featuring a colorful abstract painting; G&G Galagallery. 5

Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de

Sentimental Value: Seni Görüyorum Two people standing in a leafy garden, facing each other as they talk. The man wears a dark blue shirt and the woman a dark denim jacket. 6

Sentimental Value: Seni Görüyorum

İlgili İçerikler

Tanrı Olmak ya da Daha İyisi

Tanrı Olmak ya da Daha İyisi

Yeterince Hızlı Değilim

Yeterince Hızlı Değilim

Mutlak Siz

Mutlak Siz

Madalyon

Madalyon

Modern İlişkilerin Anatomisi: Çılgın Zamanlarda Yaşamak Bize Düştü

Modern İlişkilerin Anatomisi: Çılgın Zamanlarda Yaşamak Bize Düştü

Günümüz İlişkileri: Birbirimizi Tüketme Biçimlerimiz

Günümüz İlişkileri: Birbirimizi Tüketme Biçimlerimiz

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme Book cover for Şehit! by Kaveh Akbar on a bright yellow background with a mounted warrior and a large red sun, plus a seal in the corner. 1

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme

Is “Kinda Chic” Kinda Chic? Person in an orange shirt climbs a ladder attached to a giant smartphone on a pink background. 2

Is “Kinda Chic” Kinda Chic?

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir? Gold-plated pendant necklace featuring a framed Pikachu Illustrator card on a dark background with a diamond-studded chain. 3

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir?

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi? Rusty sculpture made from stacked chairs on a circular platform in a park, with a white abstract form on top. 4

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi?

Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de Exhibition poster for Nilgün Tüzüntürk's 'Maria Magdalena-2' (Sept 18–Oct 7, 2026) featuring a colorful abstract painting; G&G Galagallery. 5

Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de

Sentimental Value: Seni Görüyorum Two people standing in a leafy garden, facing each other as they talk. The man wears a dark blue shirt and the woman a dark denim jacket. 6

Sentimental Value: Seni Görüyorum

Geçici Bir Ev: Otel Odalarının Tekinsizliği Dimly lit hotel bedroom with an unmade bed in the foreground and a window showing a city street outside. 7

Geçici Bir Ev: Otel Odalarının Tekinsizliği

Haber bülteni

Son Yazılar

  • Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme
  • Is “Kinda Chic” Kinda Chic?
  • Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir?
  • Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi?
  • Nilgün Tüzüntürk’ün “Maria Magdalena II” Sergisi Gala Galeri’de

Öneriler

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme Book cover for Şehit! by Kaveh Akbar on a bright yellow background with a mounted warrior and a large red sun, plus a seal in the corner.

Kaveh Akbar “Şehit” Romanı Üzerine İnceleme

Is “Kinda Chic” Kinda Chic? Person in an orange shirt climbs a ladder attached to a giant smartphone on a pink background.

Is “Kinda Chic” Kinda Chic?

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir? Gold-plated pendant necklace featuring a framed Pikachu Illustrator card on a dark background with a diamond-studded chain.

Bir Pokémon Kartı Neden Bir Picasso’dan Daha Değerli Olabilir?

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi? Rusty sculpture made from stacked chairs on a circular platform in a park, with a white abstract form on top.

Kamusal Alan Kimin, Sanatın mı Şehrin mi?

  • Kullanıcı Sözleşmesi
  • Bize Ulaşın

©SanatsalHareketler2026