Skip to content
  • https://www.youtube.com/c/SanatsalHareketler
  • https://www.instagram.com/sanatsaalhareketler/?hl=en

Sanatsal Hareketler

  • anasayfa
  • zemin
    • zemin
    • ekip
  • film & dizi
  • edebiyat
  • felsefe
  • sanat
  • müzik
  • dijital kültür
  • tiyatro
  • destek ol
  • deneysel
YouTube
  • Anasayfa
  • Kreatif Üretim Alanı
  • O

O

Yazar: Alptekin Bağlamaç

Görsel: Özge Acu (Tüm hakları Sanatsal Hareketler'e aittir.)

O, gözlerini açtığında denizin ortasındaydı. Güneş yeni doğmuş, yaydığı ışık hem korku dolu geceyi unutturuyor hem de karanlığa alışan gözlerini rahatsız ediyordu. Güneşin sıcaklığıyla vücudu çözünmeye başladı, bu sayede üzerindeki gerginliği atarak sakinleşmeye çalışıyordu. Artık yapması gereken tek bir şey vardı, yüzmek. Bir kara parçası bulana kadar yüzmesi gerekiyordu.

Hızlı kulaçlarla güneşten uzaklaşmaya başladı, içinden bir ses doğru yönün Batı’da olduğunu söylüyordu. Eğer yeteri kadar Batı’ya yüzerse bir kara parçası bulabilecekti belki de.  Bu imkânsızdı çünkü biliyordu ki artık bir kara parçası kalmadı, ama O, içindeki sese güvenmek istedi. Metrelerce yüzdü, kafasını sudan kaldırmadan sadece yüzüyordu. O kadar hızlı yüzdü ki artık devam edemiyordu, durdu! Kendi nefesinin sesi dışında bir şey duymuyordu, etrafına baktı. Acaba böylesi daha mı iyi? diye düşündü kendi kendine. Koca bir denizin ortasında tek başına daha mı mutlu olurdu. Evet dedi içinden, ben böyle daha mutluyum. Kendini tekrardan dalgalara bıraktı ve gökyüzünü izlemeye başladı.

Bir süre sonra gözlerini kapatıp güneşe bakmaya başladı, gözleri kapalıydı ama güneş o kadar güçlüydü ki sanki ışıklar gözlerinin içinden geçiyordu. Bir süre sonra ışığı hissetmemeye başladı. Gözlerini açtığında güneş turuncuydu ve bulutlarla birlikte gözden kaybolmaya başladı. Korkuyla etrafına baktı, denizin bütün derinliğini vücudunda hissetti ve bu hisle birlikte kulaç atmaya başladı. İlk önce nereye gideceğini bilemedi sonra güneşin peşinden gitmeye karar verdi. Yeteri kadar hızlı yüzerse güneşi yakalayabileceğine inanıyordu. Güneş büyük ölçüde gözden kayboldu. 

O,  görebildiği son yere kadar yüzdü. Güneş gitti ve deniz koca bir karanlığa gömüldü. Artık güneş yoktu ve nereye gideceğini bilmiyordu, suyun soğukluğu kendini hissettirmeye başladı. Onu üşüten suyun soğukluğundan çok içindeki kaybolmuşluk hissiydi. Güneşi en son nerede gördüğünü hatırlamıyordu, tahmin ettiği yöne doğru yüzmeye başladı tekrardan. Yüzerken bir yandan da gözlerini kapattığında hissettiği güneş ışınlarını hayal ediyordu. Durdu! Hem korkuyla hem de büyük bir yılgınlıkla kendini dalgalara bıraktı. Artık güneşe ulaşmak istemiyordu, vazgeçti. O kadar ışıksızdı ki dünya, gözlerinin kapalı olup olmadığını anlayamıyordu.

Bir an arkasında bir parıltı hissetti, ilk önce kendinden emin olamadı ama parıltı gittikçe büyüyor ve ışığa dönüşüyordu. Bu gördüğü güneş değildi, ışıkları daha güçsüz ama denizi aydınlatmaya yetecek kadar etkiliydi. Bir süre ışığın ortaya çıkmasını bekledi, güneşi gördüğünde yaşadığı mutluluk ve heyecan şimdi yoktu. Karanlığa olan korkusu azaldı ama bu ışığın da gideceğini biliyordu. Gözlerini kapadı, bekledi ve dinledi. Işığın getirdiği değişimle sakinleşti. Bu sakinlik onu ağırlaştırdı, dalgalar onu taşıyamaz oldu. Battığını hissediyordu, sanki deniz onu içine çekecek gibiydi. Korkudan gözlerini açamıyordu ama yine de yüzmeye çalışıyordu. Durdu.  O, gözlerini açtığında denizin ortasındaydı.

Dakikalarca gökyüzünü izledi, derin bir nefes aldı ve ayağa kalktı. Saat sekizi beş geçiyordu, hızla duşa girdi ve bir süre suyun ısınmasını bekledi. Su başından aşağıya akıyordu, ellerini kullanmadı ve kendini suya bıraktı. Duştan çıkıp dolabında temiz kalan iki parça kıyafeti giydi ve hızla apartmanın önüne çıktı, otobüsün gelmesini beklerse geç kalacaktı. Ne yapacağını bilemiyordu, taksi çağıracak parası var mı ondan bile emin değildi. Durdu! Etrafına baktı, güneş hiç olmadığı kadar parlaktı. Fark etti ki bu parlaklık şehri hızlandırıyordu. O da hızlanmalıydı. Koşmaya başladı, nereye koşacağından emin değildi, ilk defa otobüse binmeden gidiyordu işine.

O kadar çok terledi ki bir yandan koşup bir yandan gömleğinin düğmelerini açmaya çalışıyordu. Artık yanından geçtiği insanların yüzlerini seçemez oldu, yoruldu ama aynı hızla koşmaya devam ediyordu. Uzakta büyük beyaz bir bina görünmeye başladı, burası O’nun ulaşmak istediği yerdi. Artık daha rahattı, yavaşlamaya başladı ve binanın önüne geldi. Durdu! Derin bir nefes alıp içeri girdi. Binanın içi zifiri karanlık ve çok sessizdi, hatırladığı kadarıyla kendi odasını aramaya başladı. Bir yandan sessizliğin ve karanlığın sebebini anlamaya çalışıyor bir yandan da odasını aramaya devam ediyordu. Elleriyle hissettiği tek şey boş duvarların pürüzsüz dokusuydu, odasını bulamayacağını anlayınca geri dönmek ve binadan çıkmak istedi. Ama etraf o kadar karanlıktı ki artık çıkış yolunu da bilmiyordu, dokunduğu duvara sırtını yaslayarak olduğu yere oturdu.

İşe geç kaldı ve bunun bir yaptırımı olacaktı, maaşına yapılacak kesintiyi düşündü. Patrona yalan söylese belki bir uyarıyla kurtarabilirdi ama ilk önce bu binadan çıkması gerekiyordu. Çalıştığı yerin burası olmamasının şaşkınlığını atamıyordu üstünden. Bir an düşündü, her gün geldiği iş yeri burası mıydı yoksa?  Oturduğu yerde kaldı, hareket edemiyordu. Gözlerini kapayıp çığlık atmaya çalıştı ama sesi de çıkmıyordu artık. Korkudan gözleri doldu.

O karanlıkta ve sessizlikte, kimsenin haberi olmadan ölmekten korktu. Ses çıkarmak için elleriyle duvara vurmaya başladı, bir süre vurduktan sonra acıdan dayanamayıp ondan da vazgeçti ve tam o sırada sırtında bir hareket hissetti, duvar sanki onu ittiriyormuş gibi hareket ediyordu. O buna direndi ve duvarı ittirmeye çalıştı, duvarı ittirirken fark etti ki duvarın arasından bir ışık süzülüyordu. Şaşkınlıktan duvara direnmeyi bıraktı. O direnmeyi bırakınca ışık daha da arttı.  Anladı ki hareket eden şey duvar değil aradığı kapıydı. Kapı açılmaya devam ettikçe parlak güneş ışıkları içeri girmeye başladı. İçeriye dolan ışıklar, karanlığa alışan gözlerini kamaştırdı bir şey göremiyordu. Göz kapaklarını açıp kapatarak önünü görmeye çalışıyordu. Durdu!

Bir süre gözlerini kapattı, gözleri kapalıyken bile güneş ışıklarını hissediyordu. Hissettiği tek şey güneş ışıkları değildi, ılık bir rüzgâr esiyordu yüzüne. Artık gözlerini açmak için hazırdı. İçinden üçe kadar saydı ve tam gözlerini açacakken üzerine tonlarca su hücum etti. Ne olduğunu anlayamadı, korktu ve nefes almaya çalıştı ama aldığı nefesle yuttuğu su, içini yakmaya başladı, nefes alamıyor ne olduğunu anlayamıyordu. Hayatta kalmak için sadece çırpınıyordu, kafasının üstünden sızan bir ışık gördü. Işığa doğru yüzmeye başladı. Nefesinin sonuna geldi, dayanamıyordu. Pes edecekti ki son çırpınışında elinin sudan çıktığını fark etti ve son bir hamleyle suyun üstüne çıktı. O gözlerini açtığında denizin ortasındaydı.

Keşfetmeye devam et:
Deneysel metinler, şiirsel anlatılar, biçimden bağımsız yaratıcı denemeler için kreatif üretim alanındaki deneysel içeriklerimize göz atabilirsiniz.

Tags: Öykü Deneysel

Post navigation

Önceki Unutulan Kadın Besteciler: Müzik Tarihinden Silinen Sesler ve Geri Dönüşleri
Sonraki Cicero: Dostluk Üzerine | Dostum Alperen Özcan Anısına

Son Yazılar

Irmak Zileli’den Yaşamın İnsanına: Son Bakış Smartphone-style mockup showing a book cover titled 'IRMAK ZİLELİ' with a woman in a teal dress and a white dove, on a black background with a Turkish quote to the right. 1

Irmak Zileli’den Yaşamın İnsanına: Son Bakış

Brain Rot: Dikkat Süremiz Nereye Gitti?  2

Brain Rot: Dikkat Süremiz Nereye Gitti? 

Pentimento: Değişimin Öteki Yüzü 3

Pentimento: Değişimin Öteki Yüzü

Tanrı Olmak ya da Daha İyisi 4

Tanrı Olmak ya da Daha İyisi

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek 5

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar? 6

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar?

İlgili İçerikler

Tanrı Olmak ya da Daha İyisi

Tanrı Olmak ya da Daha İyisi

Yeterince Hızlı Değilim

Yeterince Hızlı Değilim

Mutlak Siz

Mutlak Siz

Madalyon

Madalyon

Modern İlişkilerin Anatomisi: Çılgın Zamanlarda Yaşamak Bize Düştü

Modern İlişkilerin Anatomisi: Çılgın Zamanlarda Yaşamak Bize Düştü

Günümüz İlişkileri: Birbirimizi Tüketme Biçimlerimiz

Günümüz İlişkileri: Birbirimizi Tüketme Biçimlerimiz

Sanatsal Hareketler Dijital Tasarımlar
Irmak Zileli’den Yaşamın İnsanına: Son Bakış Smartphone-style mockup showing a book cover titled 'IRMAK ZİLELİ' with a woman in a teal dress and a white dove, on a black background with a Turkish quote to the right. 1

Irmak Zileli’den Yaşamın İnsanına: Son Bakış

Brain Rot: Dikkat Süremiz Nereye Gitti?  2

Brain Rot: Dikkat Süremiz Nereye Gitti? 

Pentimento: Değişimin Öteki Yüzü 3

Pentimento: Değişimin Öteki Yüzü

Tanrı Olmak ya da Daha İyisi 4

Tanrı Olmak ya da Daha İyisi

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek 5

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar? 6

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar?

Trecento ve Hacim Duygusu 7

Trecento ve Hacim Duygusu

Haber bülteni

Son Yazılar

  • Irmak Zileli’den Yaşamın İnsanına: Son Bakış
  • Brain Rot: Dikkat Süremiz Nereye Gitti? 
  • Pentimento: Değişimin Öteki Yüzü
  • Tanrı Olmak ya da Daha İyisi
  • Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek

Öneriler

Irmak Zileli’den Yaşamın İnsanına: Son Bakış Smartphone-style mockup showing a book cover titled 'IRMAK ZİLELİ' with a woman in a teal dress and a white dove, on a black background with a Turkish quote to the right.

Irmak Zileli’den Yaşamın İnsanına: Son Bakış

Brain Rot: Dikkat Süremiz Nereye Gitti? 

Brain Rot: Dikkat Süremiz Nereye Gitti? 

Pentimento: Değişimin Öteki Yüzü

Pentimento: Değişimin Öteki Yüzü

Tanrı Olmak ya da Daha İyisi

Tanrı Olmak ya da Daha İyisi

  • Kullanıcı Sözleşmesi
  • Bize Ulaşın

©SanatsalHareketler2026