(Üretim aşamasında olan bir öykünün arka plan hikayesidir.)
Gelibolu’da kendi halinde bir Rum köyünde
Bir tepede, harabeden hallice bağ evinde
İskender babasından kalan üzüm bağıyla geçinirdi
Günaşırı babasını hatırlar, ağlardı yatmadan önce
Babası mübadeleden mustarip bir efendiydi
Köyde bağcılıkla, zar zor ailesini geçindirirdi
Ara sıra geceleri kaçıp gitse de evinden,
Öğlen olmadan, toprak içinde geri dönerdi
Bir gece yine babası ter içinde ayrıldı evlerinden
İskender, henüz bir çocuk, uyandı uykusundan birden
Etraf gün gibi aydınlıktı, pencereden babasını gördü
Yarı uyanık, giyiverdi çarıklarını, hiçbir şey bilmeden
Babası koştu, bayırı aşıp ormana çevirdi yönünü
İskender de koşacakken, kırık üzüm kütükleri kesti önünü
Aceleyle birini kaldırıp, öbürünü çekerken yolundan
İstemeyerek kısacık bir an ayırdı babasından gözünü
Geceydi, bir lokmada yuttu babasını orman
Şaşkın İskender ile kırık dallar oldu geride kalan
Ne kadar kahretse de onu babasının gidişi,
Hiç kimseye bahsetmedi İskender olanlardan.