27 Temmuz 1929’da Reims’de dünyaya gelen Jean Baudrillard, medya teorisi, postyapısalcı felsefe ve postmodernizm üzerine olan çalışmalarıyla ünlendi. Ailesinde ilk üniversiteye giden kişi olarak anılan Baudrillard, Sorbonne Üniversitesi’nde Almanca okumuş, 1950-1960’lardaki bu dönemde, Cezayir sorunu yaşamını ve düşüncesini fazlasıyla etkilemiştir. 1972’de aynı üniversitede, profesör olarak, sosyoloji öğretmeye başlamıştır.
Onu olduğundan daha ünlü yapan, siyasi ve ideolojik akımlarını reddetmesidir kuşkusuz. Tüketim üzerine, medya ve kitle iletişim araçları üzerine yaptığı eleştirileri de bir o kadar dikkat çekmiştir. Bir o kadar hafızalarda yer edinen diğer açıklaması da, Körfez Savaşı’nın aslında hiç olmadığını savunmasıdır.
Birçok önemli çalışmaya imza atan Baudrillard, Simülasyon kuramını oluşturmuştur. Ona göre; simülasyon evreninin ortaya çıkışı II. Dünya Savaşının sonuçlarıyla bağlantılıdır. Baudrillard’a göre II. Dünya Savaşı sonrası sağ, solun işlevlerini yerine getirmeye başlamış; yani, sosyal devlet ilkesi ortaya çıkmıştır. Ayrıca iletişim ve hizmetler sektörlerinin belirleyiciliği artmıştır. Bu veriler batıda bir çeşit durağanlığa sebep olmuş ve batı kendi ekseni etrafında dönmeye başlamıştır. Bu kendi etrafında dönüş süreci kavramların içlerinin boşaltılması sonucunu doğurmuştur.
Artık her kavram televizyonlardan akmakta, insanlar teknolojinin onlara sağladığı bu rahatlık sayesinde herhangi bir şeyi derinlemesine düşünememektedir ve iletişimi sağlamak adına yaratılan cansız kitle iletişim araçları kendilerine yüklenen işlevden, yani aracı olma konumundan çıkıp bağımsız bir kendilik haline gelmiştir. Birey ise bu durumu çaresizlik içinde izlemektedir; her şeyin farkındadır, fakat rahatlığından da taviz vermek istememektedir.
Baudrillard’ın örneğine bakacak olursak: Birey televizyonda Sudan iç savaşını, herhangi bir tuvalet kağıdı reklamıyla aynı duyarsızlıkla izlemektedir. Televizyonu kapattıktan sonra Sudan’daki iç savaş devam etse bile onun için bitmiştir. İşte bireyin yaşadığı bu evren simülasyon evrenidir. Her şey görüntülerden ibarettir ve cansızdır. Jean Baudrillard için bu çağ anlamsızlık çağıdır. Anlam ortadan kalkmıştır iyi ve kötü birbirine karışmıştır.’
Simülakrlar ve Simülasyon
Kornelije Kvas’a göre: “Baudrillard dilsel örgütlenmenin farklı biçimlerinin eşdeğerliğine ilişkin yapısalcı ilkeyi, doğru-yanlış, gerçek-gerçek dışı, merkez-çevre gibi karşıtlıkları içeren ikili ilkeyi reddeder. Gerçekliğin (mimetik) kopyalanması olasılığını reddeder; dil aracılığıyla dolayımlanan gerçeklik bir göstergeler oyununa dönüşür. Onun teorik sisteminde gerçek ile kurgusal, kopya ile orijinal arasındaki tüm ayrımlar ortadan kalkar.”
Baudrillard’a göre simülasyon, simülakrın mevcut aşamasıdır: her şey göndergeleri olmayan referanslardan, bir hipergerçeklikten oluşur. Baudrillard bunun tarihsel bir ilerlemenin parçası olduğunu savunur. Rönesans’ta baskın simülakr, insanların ya da nesnelerin var olmayan gerçek bir göndergeyi (örneğin, kraliyet, soyluluk, kutsallık, vb.) temsil ediyor gibi göründüğü sahte biçimindeydi. Sanayi Devrimi ile birlikte baskın simülakr, sonsuz bir üretim hattında çoğaltılabilen ürün haline geldi. Günümüzde egemen simülakr, doğası gereği zaten sonsuz yeniden üretilebilirliği temsil eden ve kendisi de zaten yeniden üretilen modeldir.
“Artık ne gerçek ne de hayaldir. Bu simülasyonun dönemi, belirsizliğin ve çelişkilerin çağıdır. Belirsizliği ve çelişkileri anlamak için hiçbir ölçüt yoktur.”
Simülakrlar ve Simülasyon, Doğu Batı 2003
Baudrillard’ın Tüketim Toplumu
Baudrillard, insanların gerçekte tüketim nesnelerini tüketmekten çok, bunların ardında gizlenen imgeleri idealleri, fantezileri tükettiklerini söyler. Yani genel anlamda insanlar özledikleri ama ulaşamadıkları yaşam biçimlerini tüketirler. Baudrillard; her şeyin, her şey olabildiği, herkesin her şeyi yapabildiği, söyleyebildiği bir çağı tarif eder. Bu çağa ise “Şeffaflık çağı” vermiştir.
Şöyle bir düşününce, yıllar öncesinden günümüzdeki durumu ne kadar net özetleyebildiğini de vurgulamak gerekir. Tam anlamıyla ulaşamadığımız yaşam biçimlerini tükettiğimiz ve herkesin her konuda –gerekli,gereksiz– fikrini söylediği, her şeyin fütursuzca paylaşıldığı “Şeffaf bir çağ”.
Toplumdaki iletişimin elektronik makineler ya da sosyal medya aracılığıyla kurulmaya çalışması nedeniyle, “sahici, yüz yüze” ilişki dünyasının git gide ortadan kalktığını ve bunun yerine “yüzler arası” sanal bir dünyanın geçtiğini söyler Baudrillard. Bu yeni doğan sanal kültürü ise gerçeğin kendisinden daha gerçek anlamında “aşırı gerçek” şeklinde tanımlar.
“Sizin Aynanız Olacağım“
Eğer bu çağda isteklerimizin ya da ihtiyaç diyen dayatılan çoğu şeyin, davranışlarımızın ne kadar tamamıyla bize ait diye düşünmeye kalkarsak belki de aynada kendimizi en yalın halimizle görmeye başlayacağız. Çünkü muhtemelen şu an, Baudrillard’ın savunduğu gibi aynada bile kendimize süslü yalanlar söylüyoruz. Aslında Baudrillard’a göre,
“‘Sizin aynanız olacağım’ın” anlamı,
Sizin yansımanız olacağım değil!
Sizin tuzağınız olacağımdır.’
Ayna sandıklarımızın tuzak, kendimiz sandıklarımızın belki de bir yanılsama olduğunu, yaşadıklarımızın bir simülasyon olduğunu çarpıcı bir dille ifade etmekten geri durmayan ve bu yönüyle adından sıkça söz ettiren Baudrillard, ‘aşırıgerçekçi’ dünyaya 2007 yılında veda etmiştir.
Kaynakça
Karataş, E. (2009, Nowember) K Dergi
Baudrillard, J. Simülakrlar ve Simülasyon, Doğu Batı Yayınları 2003
Baudrillard, J.Baştan Çıkarma Üzerine, Ayrıntı Yayın Grubu, 2014
Wikipedia (2024, July)