Skip to content
  • https://www.youtube.com/c/SanatsalHareketler
  • https://www.instagram.com/sanatsaalhareketler/?hl=en

Sanatsal Hareketler

  • anasayfa
  • zemin
    • zemin
    • ekip
  • film & dizi
  • edebiyat
  • felsefe
  • sanat
  • müzik
  • dijital kültür
  • tiyatro
  • destek ol
  • deneysel
YouTube
  • Anasayfa
  • Kreatif Üretim Alanı
  • Mesele Sadece Görmekte

Mesele Sadece Görmekte

Yazar: Hatice Nur Demirezen

Görsel: Özge Acu (Tüm hakları Sanatsal Hareketler'e aittir.)

Bak Mihail. Şu tanıdıklarının suratlarına bir bak. Şu yiyişleri, şu gülüşleri görüyor musun? Hangisi tanıdık senin için, hangisi sıcacık? Hangisi yağmurları susturup güneşleri açtırır? Hangisi sana bilmediğin bir şarkıyı hatırlatır? Söyle bana! Kimin mutluluğu gerçek Mihail? Kimin gülüşü gerçek? Kimi hatırlıyorsun Mihail, kimi duyuyor, kimi özlüyorsun?

Adrien genç bir adamdı. Hayatın heyecanlarına göz ucuyla bakar, sevimli bir aldırışla eşlik ederdi. Sevdiği ya da seveni yoktu. Bir tek annesi vardı. Yani, galiba vardı. Sokaklarda dolaşmayı, kitaplara bulaşmayı, güneşle selamlaşmayı severdi. Özlemleri yoktu, keşkeleri yoktu. Hevesleri ve umutları vardı. Ve umutlarına yoldaşlık eden pek kıymetli bir dostu… Her sabah koşa koşa ona gider, gözlerine bakar, bugün de yaşıyor ve bugün de benim dostum diye memnun olurdu. Mihail de ona bakar, genç arkadaşına gülümser, nadir de olsa sarılırdı. Onu görenler bu aptal sevinçleri gençliğine verse de, herkes içten içe Adrien’in ruhuna hayranlık duyuyordu. Çocuksu sevinçle bezenmiş ruhtan daha canlı bir ruh var mıdır? Hele de gerçek dostla paylaşılan bir sevinçse bu…

Mihail çok okumuştu. Belki herkesten çok… Okudukça insan yalnızlaşır, mutsuzlaşır. Çünkü duygularda boğulur okuyanlar. Her insana ulaşır, herkesin ruhunu dolaşır. Dünyanın öbür ucuyla tanışır, tartışır, ayrışır… Mihail yaşından çok daha fazlasını yaşamıştı. Bir ömre belki bin tanesini sığdırmıştı. Adrien’in aksine çok konuşkan, çok enerjik değildi. Ama dostu ona gülünce o da gülmeden duramazdı. Mihail’in duyguları bir ayna gibiydi. Ona verdiğiniz kadarını alırdınız ve ondan esirgedikleriniz nispetinde hayatından çıkardınız. Büyük adamdı Mihail, belki herkesten büyük.

Akşam serinliğinde yürüyüşe çıktılar. Denize inen sokağın başında iki büklüm bir kadın gördüler. Adrien çılgınca bir heyecanla kadına baktı. Bir elini kaldırıp kadını gösterdi Mihail’e. “Bak Mihail, hiç utanmıyor halinden. Yaşadığı onca yıldan sonra hala burada. Didiniyor, uğraşıyor, görüyor musun? Neden peki Mihail? Bir yetmiş sene daha mı yaşayacak? Bir aile daha mı kuracak, yeniden genç mi olacak? Sanki beli mi doğrulacak Mihail? Neden didiniyor, ne için… Şu ellerine bir bak. Titriyorlar ama tutmak için var gücüyle yumulu. Sanki sevdiği bir şeyi kaçırmamak için azıcık kuvvetini harcamaya hazır gibi. Sanki yaşamak istiyor gibi.”

Mihail dostunun keşfine saygı duydu ve sessizce onayladı onu. Kadının yanından usulca geçtiler ve nihayet deniz yüzünü gösterdi. Mihail denizi çok severdi. Kokusunu mu, sonsuzluğunu mu yoksa tek başına bu kadar güçlü oluşunu mu severdi, kendi de bilmiyordu. Ama seviyordu işte. Denizin rengi yoktur. Gökyüzü ne renkse o renktir. Geceleri siyah, gündüzleri mavi, kuşlukta gri ve akşamları tatlı bir turuncu giyinir. Deniz sahiplenicidir. Deniz herkesin dostudur. Ona dokunduğun şekilde sana gelir. Mihail denizi seviyordu. Adrien’i sevdiği gibi.

Kumsalda yürüdüler. Adrien gözlerini ufka dikmişti. Sonra ayağının altında ezilen kumlara döndü. Sonra da Mihail’e. Dostunun varlığının dayanılmaz huşusu içinde gününe hayran oldu. Doğaya dokunmanın büyüklüğüyle mest oldu Adrien. O gün yaş aldı, büyüdü belki. Huzurun yüzüne baktı, gerçek mutlulukla tanıştı. Kahve gözlerini gezdirdi etrafta. Ufak bir çocuk gözüne ilişti. Bir ayağı diğerinden epeyi kısa. Bir bakışta bile anlaşılır. Adrien çocuğun kumları avuçlayışını izledi. Yüzünde anlatılmaz bir kırgınlık vardı çocuğun. Ve daha üstünde de safça bir gülümseme. Adrien yüreğinde bir yangın hissetti. Olduğu yerde kaldı. Akşam esintisi, kumların sıcaklığını soymuş, sarılar kaybolup siyahlar baskın olmuştu. Oysa o çocuk… Belki yarını yok, belki daha bin yıl yaşayacak… Adrien bir büyük adam gibi süzdü ufaklığı. Kendisi de çocuk sayılırdı ama o an değil. Bugün masumiyet yalnızca o ufaklığa mahsustu. Bugün dünyadaki tek çocuk oydu.

“Bak Mihail, şu çocuğu görüyor musun? Tek başına oynuyor. Kimsesi yok mu dersin ya da belki yalnız olmak istemiştir. Çocuklar yalnız olmayı seçmezler mi diyorsun? Sevmezler mi? Sen diyorsan doğrudur Mihail. Çocuklar yalnızlığı seçmezler, yalnız bırakılırlar besbelli. Senin de göğsün acıyor mu? Acıyor değil mi Mihail? O da benim gibi eksik doğmuş. Nasıl da belli bak. Acısı gözlerinden taşıyor. Gözlerimi kapatsam da görürüm Mihail. Ben o çocuğu görürüm. Aynada gördüğüme benziyor. Haksızca ve kahredici şekilde bana benziyor Mihail”.

Adrien ciğerlerinin zayıf olduğunu biliyordu. Onu ne kadar daha taşıyacakları ise bir muamma… O güne değin, alabileceği her nefesi alacaktı. Duyabileceği her kokuyu duyacak, yaşamak için çırpınanları kınayacaktı. Kendi kimsesizliğini gizlemek için herkesten çok gülecek ve herkesten daha değerli hissedecekti. Mihail kumlarla oynayan çocuğa baktı. Bir küçük dost olduğu belli bu ufaklık, dünyanın karşısına çıkmaya cüret edebilmiş azınlıktan biriydi. Mihail hüznünün yanında bir hayranlık besledi çocuğa. Onu tanımak istedi, onun hayatında biri olmak… Değerli insanlar en karanlık köşelere sinip otururlar. Görebildikleri için sessizdirler. Duyguları emer, sessizleşirler. Tüm güzellikler ceplerindedir ve yalnızca birini sahiplenirler. Kumsaldaki ufaklığın yüzündeki gülümsemeye, Adrien’ın neşesine ve Mihail’in büyüklüğüne sebep olan bir nadide güzellik… Denizi her şeyden büyük ve her şeyden güzel yapan o güzellik… O değerli ruhlar herkesi anlar, herkese sahip çıkarlar. Hayatı kabullenmiş, yaşamış ve dersler çıkarmışlardır. Dostlarına gülümsemiş ve ruhlara yaklaşmaya cesaret etmişlerdir. Duygulardan korkmazlar. Hüznü, sevince tercih etmezler ve bütüne uyumlanırlar. Mihail’in ayıplanan kıyafetleri de bu uyumun parçasıdır, Adrien’ın hastalığı da. O çocuğun eksikliği de dünyanın görünüşündendir, sokağın başında iki büklüm yürüyen yaşlının da. Dünya öyledir. Sen varken de yokken de. Mesele sadece görmekte.

Çocuğun yanından geçip gittiler. Adrien insansı hüznüne gem vurmadı. Gözlerindeki yaşları durdurmadı. Mihail dostunun insanlığına bakıp gülümsedi. Elini Adrien’ın omzuna yerleştirip öyle hafifçe sıktı ki, dostunu gözyaşları kadar bile sarsmadı. Adrien Mihail’e baktı. Ne güldü ne ağladı. Bedeninizde ne vukuu bulursa bulsun, içinizdekinin hakkını veremeyecek. Ve ne derseniz deyin, hislerinizi anlatmaya yetmeyecek. Mihail bunu biliyordu. Kaç ruhu gezmişti önceden, kaç hayatı izlemişti. Adrien’ı da gezmişti sayısız kez. Kimliğini karış karış biliyor. Ağlayacak mı, ağlamadan önce bile biliyor. Bir hevesi mi var, anlatmadan da biliyor. Bir çocuk mu gördü, o çocuğun kim olduğunu biliyor. Konuşmaya hacet yok, hissetmek yeter. Dostluk bağları öyle derinlerdedir ki, kelimeler oraya yetişemez. Ve Mihail dostunu anladıkça Adrien hafifledi. Gözlerinden yaşlar silindi. Rüzgâr kibarca temizledi zihnini.

-Çocuklar yalnızlığı seçmezler değil mi Mihail?

-Seçmezler Adrien.

-Seçmezler Mihail.

“Peki ya insanlar, neyi seçerler dostum? Yaşamayı mı, iyiliği mi, neyi gerçekten severler de yaparlar? Hangi iş ardında bir ehemmiyet bırakır? Hangimiz sonsuza dek hatırlanır? Sonsuza dek yaşanır mı Mihail?”

“Yaşanmaz elbet. Ve sonsuza dek de hatırlanılmaz. Yaptığın iş her ne ise, sen ona değer verdikçe büyür. Yalnızca ellerinde değil, yüreğinde de büyür. Sen onu sevdikçe o da seni sever. Tıpkı benim seni sevdiğim gibi. Ve ne kadar yürekten bağlanırsan bir şeye, o da öylesine güçlü sarılır varlığa. Duygularından eksiltip onu besledikçe ona bir ruh verirsin. Yalnızca bir iş, bir kimse olmaz artık o. Senin ruhundan bir parça olur. Ve ruhlar ölmez Adrien. İnsanlar hatırlasın ya da hatırlamasın. Kimse her zaman sevilmez, kimse hep hatırlanmaz. Kimse daima doğru olamaz. Ama eğer bir ruh yaratmışsan, sonsuzluk senindir.”

Adrien denize döndü yüzünü. Mihail’e bakmak için. Ve gördü Mihail’i. Denizde, denizin içinden çıkıp gelen tanıdık bir nefeste. Ayaklarını suya daldırdı hafifçe. Suyu incitmekten korkar gibi.

“Bak Mihail, deniz de seni haklı buluyor. Ruhu var onun, bana ruhunu gösteriyor. Görüyor musun Mihail?”.

Mihail genç dostuna yaklaştı. “Elbette görüyorum. Bizim gibiler birbirlerini görürler Adrien. O yüzden sakın korkma.”

Adrien yaşlı kadını düşündü. Nefes alış verişlerinin ağırlığını, yere eğilişini, yüzündeki çizgileri… Titreyen ellerle hayata tutunuşunu düşündü. Geri gelmeyecek gençliği, kaybedilmiş sağlığı ve daha nice eksiğini o da biliyordu. Gene de oradaydı. Hayatın içinde, tam da olması gereken yerde. Sahte bir tamahkarlıkla kadere boyun eğmeden. Herkes gibi, her şey gibi, öylesine doğadan, öylesine doğal, öylesine benzersiz ve öylesine sıradan biri olarak. Adrien kadında görülecek onca şeye rağmen yaşını gördüğü için kendinden utandı. Bu kez çocuk olma sırası ondaydı çünkü. Safça kızardı denizin karşısında. Mihail’den utandı. Sonra hasta çocuğu düşündü. Kalabalıklarda tanıdık bir iz bulunca insanın içinde kıpırdayan o sancılı heyecanı düşündü. Farklılıklarını ve farklı olmanın anlamını düşündü. Denize sordu bilmediklerini. Ve duyduklarını benimsedi. Kimse bir diğerine benzemez. Kimse eksik veya fazla değildir. Hepimiz biriz, hepimiz aynı kişiyiz. Kabul ettikçe derin, gördükçe gelişmişiz. Mihail’in suskunluğu ve bilgeliği, Adrien’ın neşesinden farklı değildir. Ya da beli bükülmüş kadın, kumda oynayan çocuktan daha yaşlı değildir. Biz birbirimize benzeriz. Ve diğerlerini görmekteyiz. Denizin renkleri yansıtışı gibi, ne kadar kabul edebilirsek, o kadar aitiz.

Daha fazla kreatif üretim alanı içerikleri için deneysel kategorisini ziyaret edebilirsiniz.

Tags: Deneysel Hikaye

Post navigation

Önceki Yeni Bir Moomin Filmi Yolda: Rebecca Sugar, Tove Jansson Evrenini Sinemaya Taşıyor
Sonraki Belirsizlik ve Harold Pinter: Absürd Tiyatro

Son Yazılar

Bazı Çocuklar Terbiye Değil, Tedavi İster Silhouette of a person sitting alone at a long table in a dark room, with an open window behind them letting light in. 1

Bazı Çocuklar Terbiye Değil, Tedavi İster

Irmak Zileli’den Yaşamın İnsanına: Son Bakış Smartphone-style mockup showing a book cover titled 'IRMAK ZİLELİ' with a woman in a teal dress and a white dove, on a black background with a Turkish quote to the right. 2

Irmak Zileli’den Yaşamın İnsanına: Son Bakış

Brain Rot: Dikkat Süremiz Nereye Gitti?  3

Brain Rot: Dikkat Süremiz Nereye Gitti? 

Pentimento: Değişimin Öteki Yüzü 4

Pentimento: Değişimin Öteki Yüzü

Tanrı Olmak ya da Daha İyisi 5

Tanrı Olmak ya da Daha İyisi

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek 6

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek

İlgili İçerikler

Tanrı Olmak ya da Daha İyisi

Tanrı Olmak ya da Daha İyisi

Yeterince Hızlı Değilim

Yeterince Hızlı Değilim

Mutlak Siz

Mutlak Siz

Madalyon

Madalyon

Modern İlişkilerin Anatomisi: Çılgın Zamanlarda Yaşamak Bize Düştü

Modern İlişkilerin Anatomisi: Çılgın Zamanlarda Yaşamak Bize Düştü

Günümüz İlişkileri: Birbirimizi Tüketme Biçimlerimiz

Günümüz İlişkileri: Birbirimizi Tüketme Biçimlerimiz

Sanatsal Hareketler Dijital Tasarımlar
Bazı Çocuklar Terbiye Değil, Tedavi İster Silhouette of a person sitting alone at a long table in a dark room, with an open window behind them letting light in. 1

Bazı Çocuklar Terbiye Değil, Tedavi İster

Irmak Zileli’den Yaşamın İnsanına: Son Bakış Smartphone-style mockup showing a book cover titled 'IRMAK ZİLELİ' with a woman in a teal dress and a white dove, on a black background with a Turkish quote to the right. 2

Irmak Zileli’den Yaşamın İnsanına: Son Bakış

Brain Rot: Dikkat Süremiz Nereye Gitti?  3

Brain Rot: Dikkat Süremiz Nereye Gitti? 

Pentimento: Değişimin Öteki Yüzü 4

Pentimento: Değişimin Öteki Yüzü

Tanrı Olmak ya da Daha İyisi 5

Tanrı Olmak ya da Daha İyisi

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek 6

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar? 7

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar?

Haber bülteni

Son Yazılar

  • Bazı Çocuklar Terbiye Değil, Tedavi İster
  • Irmak Zileli’den Yaşamın İnsanına: Son Bakış
  • Brain Rot: Dikkat Süremiz Nereye Gitti? 
  • Pentimento: Değişimin Öteki Yüzü
  • Tanrı Olmak ya da Daha İyisi

Öneriler

Bazı Çocuklar Terbiye Değil, Tedavi İster Silhouette of a person sitting alone at a long table in a dark room, with an open window behind them letting light in.

Bazı Çocuklar Terbiye Değil, Tedavi İster

Irmak Zileli’den Yaşamın İnsanına: Son Bakış Smartphone-style mockup showing a book cover titled 'IRMAK ZİLELİ' with a woman in a teal dress and a white dove, on a black background with a Turkish quote to the right.

Irmak Zileli’den Yaşamın İnsanına: Son Bakış

Brain Rot: Dikkat Süremiz Nereye Gitti? 

Brain Rot: Dikkat Süremiz Nereye Gitti? 

Pentimento: Değişimin Öteki Yüzü

Pentimento: Değişimin Öteki Yüzü

  • Kullanıcı Sözleşmesi
  • Bize Ulaşın

©SanatsalHareketler2026