Kuş seslerini dinleyeceğim biraz daha ve hesap soracağım kendime. Başka bir yerde olmayı düşlemiyorum artık, başka bir zihin düşlemiyorum. Ne ise o her şey. Ne olduysa oldu ve ne olacaksa olacak. Kuş seslerini dinleyeceğim biraz daha. Bu güneşli günde, bu sandalyede oturacağım ve daha başka günlerin özlemini duymayacağım. Ne yalancısın zihin, ne korkaksın! KORKAK! Basitçe yaşamayı niye çok gördün bana? Neden inanmadın benim de hayatta bir yerim olduğuna?
Ben hariç herkes iyiydi, güzeldi. Hepsini anladın, sana tokat atanların çocukluğunu sorguladın. Yanlarına gidip başlarını bile okşadın. Bir kez olsun beni anlamadın. Ben de bir zamanlar çocuktum. Korkak, korkak, korkak! Korkak… Herkese dost kendine düşman. Ne yalancısın zihin! Şeyleri olduğu gibi görmeyi hedefledin oysa kendine kördün. Gözlerini kendi ellerinle oydun. Senin yaranı sarmayacağım zihin. Yaranı deşeceğim. İyileşmek için.
Yaranı deş
İyileşmek için.
Hatırladığın ilk anın ne? Şikayet ediyorsun ağabeyini babana. Dalga geçiyor seninle çünkü, küçük düşürüyor seni. O da çocuk ama sen de öylesin. Baban ağabeyine kızdı. VAH! Ömrün boyu kendini suçladın. Ne zaman bir şey olsa, gideceğin yol o zaman oluştu zihninde. Suçluluk kondu bir kuş gibi kalbine. Yuva edindi kalbini ve yedi bitirdi seni. Doğduğundan beri kuşları besliyorsun sen.
Senin yuvan nasıldı? Senin yuvan bir savaş alanı. Küçülttün kendini, ses çıkarmamayı öğrendin. Susmayı öğrendin. Başkalarının mutluluğu için, kendini saklamayı öğrendin. Seni kimse dinlemezdi, ağlasan teselli etmezdi. Ne yapacaksın başka? Hayatta kalmak için ne olursa olsun ağlamamayı öğrendin, sen hep gülmeyi huy edindin. Kahkahalarla. Kendi acına da, en derin yarana da.
Ne duydun büyürken? AH! En zoru. Bir bebekti annen, sen salladın beşiğini. Ağladı dinledin, derdine derman olmayı denedin. Kavgaların ortasında sen göğüsledin darbeleri. Yalnızca bir çocuk oysa. Hiç sesi kısılmayan bir radyo. Bastırsın inlemeleri, ağıtları, haykırışları. Saklasın acımızı, bizi kimse bilmesin. Salla annenin beşiğini, uyusun da büyüsün ninni… Daha onu büyütecek ve evlendireceksin.
Küçük sen. Aklına gelince nefret dolardı içine. Var olabilmek için yok oldun. Küçücük bir çocuktun sen de! Neden okşamadın başını? Neden elinden tutmadın, neden herkesi anladığın gibi kendini anlamadın? Sen nefret nedir bilmezsin, öfkelenmezsin ki. Kendine karşı böyle büyük bir nefreti nasıl büyüttün içinde?
Küçücük bir bebekken duymaya başladığın sözlerle konuşuyorsun kendinle. Ama yok, bunlar senin sözlerin değil. Sen nefret bilmezsin. Sen anlarsın, herkes gücü yettiğince yaşamda bir yer arıyor kendine. Kendine, kendi cümlelerinle konuş artık küçüğüm! Bir kez olsun kendi başını okşa küçüğüm. Kendi yaranı deş, kendini iyileştir küçüğüm.
Kuş seslerini dinleyeceğim biraz daha ve anlıyorum her şeyi. Ne öğrettilerse onu yaptın zihin. Ben sana yeni sözler söyleyeceğim, yeni yollar açacağım. Kuşları beslemeye devam edeceğiz. Yaranı beraber deşip beraber iyileştireceğiz. Kuş seslerini dinleyeceğim biraz daha ve anlıyorum her şeyi.