Bu yazımda Paulo Coelho’nun yazar olarak üslubu ve okuyucuyla iletişimini, eserlerinden alıntılar ve örneklerle aktarmaya çalışacağım.
Paulo Coelho’yu hepimiz “Simyacı” romanıyla tanırız. Bu roman dünya çapında 150 milyondan fazla satarak tüm zamanların en çok satan kitaplarından biri olmuştur. O kadar fazla dile çevriliş ve o kadar farklı kültürde tanınmıştır ki, Coelho diyince akla gelen ilk kitaptır. Oysa Simyacı yazarın ilk kitabı değildir. Yazarın ilk kitabı, Simyacı romanının da önünü açan “Hac” adlı romanıdır.
Simyacı’nın Gözünden Roman
Bu romanda yazarın kendisinin ve kitaplarında yer verdiği çoğu karakterin dindarlığı öne çıkmakta, tevekkül inancına olan bağlılığı her kitabında göze çarpmaktadır. Hac romanında yazar otobiyografik biçimde ana karakterin yolculuğunu bize aktarırken, Simyacı’da da çoban Santiago’nun zorlu yolculuğuna tanıklık ederiz. Her iki roman da aynı paralelde ilerleyerek bizlere varılacak olandan hedeften çok yolun kıymetli olduğunu göstermekte ve bunu yaparken temel insani tepkilerin hiçbirini arka plana atmadan, inançların içinde nasıl doğallıkla eridiğini de anlatmaktadır. Coelho’nun kitaplarının hemen hepsinde hissedilen şey; anlatının konusu ya da hikayesinden ziyade, okuyucuyu da içine alan bir düşünselinde ilerlemesidir.
İster dindar olun ister dinsiz, Coelho’nun bakış açısı ve inancına kitap süresince dört elle sarılmak, ona destek olmak istersiniz. İlk iki romanının karakterlerinin yolculukları, onlara kader kavramının ne olduğunu, sonuçtan bağımsız olarak durumları olduğu gibi kabul etmenin önemini öğretirken; aslında amaca yönelik isteğin, ilerleyişte duyulup duyulmamasının asıl mesele olduğunu sert ve öğretici biçimde göstermektedir. Hac romanında rahip, Simyacı romanında ise simyacı ana karakterin mentorluğunu yaparken, yer yer onları kaderlerine terk edip yalnız bırakarak eğitimlerine katkı sağlarlar. Böylece niyetlerinin ne kadar samimi olduğunu hep beraber görmüş oluruz.
Bu romanlar arasında en çok ilgimi çeken kısım, çoban Santiago’nun yolculuğunun objektif olarak bakıldığında hiçbir işe yaramamış olmasına rağmen, kendi kişisel menkıbesini gerçekleştirdiğine duyduğum inançtır. Karakterlerin yol boyunca hissettikleri her türlü umut, hayalkırıklığı, beklenti ve çaresizliği okuyucu olarak bizler de hissediyoruz. Bir anda onların hedefleri bizim de hedeflerimiz oluyor, içten içe biz de onlarla aynı yolu yürüyoruz. Bu şüphesiz Paulo Coelho’nun da yazar olarak karakterlerinin yanında o yola çıkması ve buna sayfalarında şahit olmamızdandır.
Beşinci Dağ’dan Alıntılar:
İnsan yazgısına ihanet etmek için doğar.
Her birimiz beşikte bir ada sahip oluruz, ama yaşamımızı, ona bir anlam vermek için seçtiğimiz adla kutsamamız gerektiğini öğrenmemiz gerekir.
Bir insan kendi yazgısına doğru yürürken, sık sık yön değiştirmek zorunda kalır. Kimi zaman, dış koşullar ondan daha güçlüdür, bu durumda bir korkak gibi görünmek, yönünü değiştirmek zorunda kalır. Bütün bunlar onun eğitiminin bir parçasıdır.
Akra’da Bulunan El Yazması’ndan Alıntılar:
Endişe asla tamamen ortadan kaybolmayacaktır. Ama yaşamın bize öğrettiği en önemli şey, bizleri kendine köle etmeyi amaçlayan şeylerin efendisi olabileceğimizi idrak etmemizdir.
Halen içini kemiren huzursuzluğun sebebi gerçekler değil, gerçekler karşısında nasıl davranacağını bilmeme korkusudur. Yoluna devam etmeye karar verip diğer seçenekleri kenara ittiğinde iradesinin kusursuzluğunun farkına varır ve gerçekler, kararlarına boyun eğer.
Mutluluk… Kadiri Mutlak’ın başlıca nimetlerinden biridir mutluluk. Mutluysak doğru yoldayız demektir.
Yalnızlık tarafından sindirildiğini hissedenlerin şunu unutmamaları gerekir: Yaşamımızın en önemli anlarında daima yalnızızdır.
Mektup’tan Alıntılar:
Kendi yolumuza inanmak için başkasının yolunun iyi bir yol olmadığını kanıtlamamız gerekmez. Böyle davranan kimse kendi adımlarına güvenmiyor demektir.
Ancak yolda yürüyecek cesareti olana açılır yollar.
Simyacı’dan Alıntılar:
Ve bir şey istediğin zaman, bütün Evren arzunun gerçekleşmesi için iş birliği yapar.
Ben de herkes gibiyim. Dünya gerçeklerine oldukları gibi değil de olmalarını istediğim gibi bakıyorum.
Çünkü yüreğin neredeyse hazinen de oradadır.
Okuyucuyu Sahiplenen Yazar
Basitlik edebiyatın yumuşak karnıdır. Kararında olduğunda nefes kesici, fazlaya kaçtığında ise avam durur. Çoğu klasikleşmiş eserde gördüğüm ortak nokta, edebiyatı olduğu gibi bırakmak, fazla üstüne gitmeden kendi dilinde yalınca anlatmaktır. Etkileyicilik, akılda kalıcılık hitap edilen kitlenin ortalama bilgisine ve algısına göre yazmayı gerektirir. Büyük yazarların hiçbirinde okurken yorucu ve teknik bir anlatım göremeyiz. İyi ki göremeyiz ki hepimiz için bir değeri olur bu yazıların. Senin anladığını ben, benim sevdiğimi de sen seversin. Coelho da bu yazarlardan biri olduğunu hemen her kitabında göstermiş, son yüzyılın en önemli yazarlarından biridir.
Edebiyatı parçalayarak değil, yalın ve temiz bir üslupla bize derdini anlatması, en az bende olduğu kadar milyonlarca insanda da aynı tatlı hissi uyandırmıştır. Eserlerinde yoğun temaları, ciddi konuları (kader, hayat, evren, başarı, yalnızlık) kolayca içselleştirilebilecek şekilde anlatıyor olması, kitaptan ona uzanan bir duyguda okurla yakınlaşmasını sağlar. Hiçbir sanatçının insanlığa umut ya da inanç borcu olmamasına rağmen, Coelho gibi sanatçılar sayesinde, büyük kitleler hayatı daha kolay anlayıp talihsizlikleri daha kolay hazmedebiliyor.
Stoacı bir felsefeyle, sahip olduklarımızın değerinin bilinmesi, gücümüzün yetmediklerine fazla üzünülmemesi, kaderi olduğu gibi kabul etme erdemine ulaşmanın bir çeşit insan-ı kamillik olduğunun vurgulanması, aynı fikirde olsak da olmasak da çoğumuz için açık bir kapı olmuş, adeta içimize su serpmiştir. Mutlu insanların mutlu kitapları okunmaya devam ettikçe, hepimiz kendi kişisel menkıbemizin peşinde, yürüdüğümüz yolda yorulmak nedir bilmeyeceğiz. Öyle ki, tıpkı varılan yerden çok yolun değerli olması gibi; anlatılan hikâyeden çok anlatımın kıymetli olduğunu Sevgili Paulo sayesinde bir kez daha öğrenmiş oluyoruz.