Türk edebiyatının en zarif türlerinden biri belki de mektuplardır. Edebiyat dünyasında kimi vakit romanda, kimi vakit şiirde, kimi vakit ise öykünün içinde yer bulmuş; ancak çoğu zaman asılı kalan bir gerçek vardır. Öyle bir gerçek ki, kurgunun içinde alenen görünse dahi, onu ancak bazı okuyucular fark edebilir. Mektup ise, asılı kalan bir gerçekten ziyade, bütünüyle olagelmiş bir gerçektir. Mektuplar sahicidir. Yazan kişi de, okuyan kişi de bilir ki arada bir nesne yoktur; her şey ve herkes öznedir. Mektup, yalın bir öznelik hâlidir.
Oruç Aruoba ise kızına yazdığı bu mektupta yalnızca ikisinin gerçeklerini değil, tüm insanlığın gerçeklerini de dile getirir. Olmayan eriği, olagelmiş bir hâle getiren kızına bıraktığı satırlarda, Aruoba belki de insan olmanın tek koşulu olarak “eriği” koymuştur.
Olmayan eriği.
Aruoba, edebiyatın zarif olmakla birlikte keskin bir çehreye sahip türlerinden biri olan mektupla, belki de hassasiyetin en değerli parçalarından biri olan kızını aracı kılarak anlatır bu büyük meseleyi. Öyle bir meseledir ki bu; bahsi geçen mektup, zamanla kitaplaştırılarak okuyucuyla buluşturulmuştur.
Zilif, tersten yazıldığında kızının adı olsa da; kulakta ve kalpte farklı bir tını, gözde ise farklı bir anlam uyandırır. Bu, okuyucunun merak duygusunu coşkuyla harekete geçirir. “Erikli mektup” olarak da anılan bu metinde Aruoba, “Benim kızım insan olacak” sözlerinin yanı sıra, kendi insan kalma çabasını da anlatır. Kendisi olabilmek uğruna yaşamında karşılaştığı yansımalı gerçeklerin kökenini, bizzat kendi kalemiyle görünür kılar.
Zilif, yalnızca bir baba-kız mektubu değil; bir insanın kendine, dünyaya ve diğer insanlara yazdığı içsel bir metindir. Yaşamsal düzlemde tek bir doğruluğun varlığı, insanlar için neredeyse evrensel kabul görür. Bu doğrultuda çizilen yol; toplumsal normlar olarak sözel biçimde dile gelir, zamanla kabul edilir ve gelenek hâline getirilir. Baba ile kız arasında da, tıpkı bu normlara paralel şekilde, belirli bir ilişki biçimi olduğu varsayılır. Zamanla biçim değişse de baba, hep bir mesafe, bir para, büyük bir aşk olur; sonucu iyi ya da kötü, fark etmez.
Aruoba, mektubunda “kızım insan olacak” dedikten sonra, bunun kendisi için gururlu bir hüzün olduğunu söyler. Çünkü insan olmanın bir diğer anlamı da acı çekebilme yetisine sahip olmaktır. Acı çeken kişi, ancak o zaman tam anlamıyla “insan” olabilmiştir. Oysa günümüz insanından sabah kalkıp yükselmiş dudaklarla kahvesini içmesi, spor salonundan çıkıp eve dönmesi ve bunun içinde sonsuz bir mutluluk taşıması beklenir. İçeride olan değil, dışarıda görülen mutlu hayat makbuldür. Acı çekmek ise depresyon, melankoli ya da çevreyi rahatsız eden bir duygu bozukluğu olarak etiketlenir. Aruoba ise Zilif’te bu acıyı, insan olmanın bir parçası olarak gururla karşılayacağını dile getirir. Öyle ki, kızının insan olacağından emindir; bu onu hem hüzünlendirir hem de gururlandırır.
Mektuba “Erikli mektup” denmesinin nedeni ise, Aruoba’nın aktardığı bir anıya dayanır. Kızının bahçelerinde bir erik ağacı olduğunu bilerek, ondan erik getirmesini ister. Ancak ne yazık ki ağaçta erik yoktur. Bunun üzerine kızı, cebindeki son harçlığıyla manava gidip erik alır ve babasına getirir. Aruoba, bu davranışı anlatırken, onu insan yapan şeyin tam da bu olduğunu yazar.
“Ağaçta erik yoktu; ama Baban senden erik istemişti… – Ne yapabilirdin ki…”
“Yapman gerektiği için yapabileceğini yapmıştın- işte seni insan yapan da bu.” (Sayfa 12)
İnsan olabilmenin belki de tek koşulu eriktir. Büyük meselenin yattığı yer alı al moru mor olan erikler. Sevdikleri için yoktan var edilen erikler kim bilir belki de tanrı için de geçerlidir. İnsanoğlu en nihayetinde tıpkı erik gibi sadece tanrı için yoktan var edilmemiş midir?
“Öyle ‘insan’lar vardır ki, babaları onlardan erik istese, gidip, şöyle bir bakıp, “Ağaçta erik yok” diyebilirler. Böylesi ‘insan’ları tanıdın, biliyorsun.” (Sayfa 13)
Zilif’te bahsedilen yansımalı gerçek Aruoba’nın yaşamının orta yerinde hareler halinde çizilme suretiyle öylece durmuşlardır. O gerçekleri bilhassa ki gerçek “benini” gösterememekten acı duyar ve yazar. Toplumun ondan beklediği şey verilen görevi adeta bir kimlik biçiminde yaşamasıdır. İnsanlar ki kendi benliklerini aramamalı tüm gelenekleri tüm sözel kuralları yerine getirmelidir. İşte tam olarak bu yansımalı gerçeklere ise boyun eğmeyen Aruoba yaşamın ortasında duran bu hareleri kızına yazmayı arzu etmiştir.
“Beni ben olarak tanısınlar, bilsinler istiyordum.”
“İşte etrafımdakiler de bu kişiyi, bu “ben”i görsünler, kişiliğimi anlasınlar istedim. Sahici olmak; sahiden anlaşılmak, tanınmaktı, istediğim.” (Sayfa 19)
En çok anlamasını istediği kişilerin en çok yanlış anlayan kişiler olduğunu söyleyen Aruoba en mühim arzusunun bir gerçekten ziyade yansımaya dönüşmesini görmesi ona derinden ulaşmış ve öylece durarak daha fazla acı duymasını sağlamıştır. Eşinin ona duyduğu nefreti dahi kendisine değil eşinin gördüğü kişiye edildiğini söylemiştir. Eğer ki gerçek kendisinden nefret etseydi sevineceğini de içtenlikle kalemiyle yazmıştır bunu.
Mektup boyunca hissedilen şey esasında insan olabilmeye inanan, kendisinin kendi olabilme uğruna diğerlerden sıyrılma çabasının ne denli zor, senelere yayılan bir mesele olduğudur.
Günümüzde belki de geçmişe nazaran daha fazla olan bu aynılaşma, tek boyuta inmeye Aruoba Zilif’te okuyucuya kendi olabilmeyi hatırlatacaktır. İnsanın kendine duyduğu özlemi pekiştirerek, verilen biçimleri sorgulatarak yaşamın değerinin önemini kalemiyle beraber anlatmıştır.
“Yaşam tek seferliktir. Bir kişi de kim ise odur. Bende ancak öyle, yaşadığım gibi yaşadım; başka türlü yapamazdım.”
“Bütün yoksunluklarımla, kusurlarımla, bozukluklarımla, ben benim… Yaşamımda böyle olacaktı; zaten de öyle oldu…” (Sayfa 28)
Tüm meselenin insan olabilmek, insan olabilmenin tüm meselesinin de acı duyma yetisine sahip olmak olduğunun sayfalarca yazıldığı bu mektupta insan kendinden, yaşamından, arayışından çok şey bulacaktır. Erikten uzanan insanlık yalnızca bir baba ve kızından değil herkesin üzerinden Aruoba’nın kaleminden çıkarak çizilmiştir. Onun da söylediği gibi yaşam tek seferliktir. Toplumun baskısından, verilen tek boyutlu biçimlerden ve en mühimi yansımalardan sıyrılarak teğet geçmek isteyenler için başucu niteliğinde bir insanlık hatırlatıcısıdır Zilif.
“Dünya ne ise oydu; ben de ne isem o oldum- uyuşamadık. Hepsi bu.” (Sayfa 27)
Kaynakça:
Aruoba, Oruç (2024) Zilif. İstanbul: Sel Yayıncılık.
Mektuplar, bireysellik ve insan olma temaları üzerine daha fazla yazı için Sanatsal Hareketler’in Edebiyat kategorisini inceleyebilirsiniz.