Zenosyne… Bu kelimeyi ilk duyduğumda bende hiçbir yankı uyandırmadı. Ancak arkasından gelen açıklamayı okuduğumda tam olarak şunu düşündüm: “Evet, bu kesinlikle benim otuzlu yaşlarımda hissetmeye başladığım ve adını koyamadığım his.” Adeta bir Evreka anı yaşadım.
Yaşadığımız çağda çoğumuz, günlerimizin birbirine benzediğini, doğum günümüzün bir anda gelip geçtiğini, Covid’in başlangıcının üzerinden ne ara beş yıl geçtiğini düşünür olduk. Zenosyne kelimesi de tam bu hislerimize tercüman olarak, John Koenig tarafından The Dictionary of Obscure Sorrows adlı —yaşayıp da anlamlandıramadığımız duygulara isim veren— sözlüğe 2021 yılında eklenmiş.
Zenosyne aslında Zeno ve Mnemosyne kelimelerinin birleşiminden türetilmiştir. Zeno: Antik Yunan filozofu Elealı Zeno’nun adından gelmektedir. Zeno’nun dikotomi paradoksuna ithafen ilk hece oluşturulmuştur. Dikotomi paradoksunu kısaca şöyle anlatabilirim: A noktasından B noktasına gidebilmemiz için önce yolun yarısını gitmemiz gerekmektedir, fakat yolun yarısını gidebilmemiz için de önce çeyreğini gitmemiz gerekmektedir. Yani gitmemiz gereken mesafeyi devamlı 1/4, 1/8, 1/16… şeklinde yarıya bölmektedir. Yani bir noktaya ulaşabilmemiz için sonsuz sayıda görevi tamamlamamız gerekir ki Zeno bunun imkânsız olduğunu savunur. Mnemosyne ise Antik Yunan mitolojisinde düşünce, akıl ve hafızanın kişileştirilmiş hâli olan bir Titan’dır. Gaia ile Uranus’un kızı, Zeus’tan hamile kaldığı Muses’in de annesidir.
Buraya kadar biraz didaktik bilgilerle bağlamdan uzaklaştırmış olsam da bu hissin kökenine bir bakmak anlamamıza yardımcı olacaktı. İşte bu iki kelime Zeno ve Mnemosyne bir araya geldiğinde bizde hayatın eskisi kadar yavaş akmadığını, günlerin artık çocukluğumuza göre çok hızlı geçtiğini hissetmemize yol açan bu hisse tercüman olmuş aslında.
Neden Zenosyne Hissederiz?
Aslında hepimiz yaşlandıkça zamanın daha hızlı aktığını söyleriz. Çocukken hayat çok sıkıcı gelirken, belli bir yaştan sonra yılların nasıl bu kadar hızlı geçtiğinden dem vururuz.
Peki neden çocukken zamanın göreliliği daha yavaşken, belli bir yaşın üstünde bu kavram esner ve hızlanır? Çünkü aslında çocukken taptaze bir beyinle doğmuşuzdur ve içine bilgi eklenmesi gereken bir elektronik alet gibi her şeye açığızdır. Öğreneceğimiz her şey —bakın kafamızı dik tutmak, koltukta desteksiz oturabilmek, ellerimizin bize ait olduğunu keşfetmek, renkli görmeye başlamak gibi— en basit ve temel tüm bilgileri henüz dünyaya geldikten sonra öğreniriz.
Beynimiz bilinç düzeyinde aktiften ağırlaşır ve daha fazla enerji harcar. Doğduğumuzdan itibaren o kadar çok yeni bilgi ediniriz ki çocukluk döneminde her olgu bize ilk kez karşılaştığımız için ilgi çekici gelir. Bu da beynimizi daha çok çalıştırır.
Fakat belli bir yaş ve bilgi birikiminden sonra yeni şeyleri daha az öğrenir hale geliriz. Çünkü hep aynı şeyleri yapmaya başladığımızdan; örneğin aynı işe gidip aynı yemekleri yeriz, aynı insanlarla sohbet ederiz vs. hayatımıza yeni bir tecrübe girmez.
Aslında belki otuz yaşında bile olsak öğrenmeye ve yeni şeyler keşfetmeye sahip beynimiz vardır ama yaşamımız stabil olduğu için onları keşfetmeye ayıracak mesaimiz yoktur. Bunun sonucu olarak da hep aynı şeyleri yapmak, yeni deneyimler yaşamıyor olmak bizi hayatımızın bu evresinde zamanın daha hızlı geçtiği algısına yöneltir.
Aslında hayat daha hızlı geçmiyordur, hayat hep aynı geçiyordur.
Düşününce tam tersi olmasını bekleriz değil mi? Madem çocuklukta yeni şeyler öğreniyoruz, zamanın orada daha hızlı geçmesi gerekmez mi?
Fakat işin aslı öyle değil. Bize heyecan veren şeyler bizi canlı tutar ve yaşamı dolu dolu yaşadığımızı hissettirir. Ne zaman bir şeyler yapmaktan vazgeçip, monoton bir hayat sürmeye başlarsak —aslında önümüzde bomboş bir gün vardır diyelim— fakat günün sonunda kendimize “Bugün ne yaptım ben?” sorusunu sorduğumuzda bizi tatmin edecek hiçbir şey bulamayız. Bu da zamanın hızlı ama niteliksiz akmasının sonucudur.
Kırklarınızda yeni bir hobi edindiğinizi hayal edin mesela; seramik dersi veya yelkene başladınız. Bu hobiye gitme arzusu, hafta sonunun ya da mesainin bitmesini beklemek sizi zinde tutacaktır ve şunu demiş bile olabilirsiniz; “Ya bir türlü hafta sonu gelmiyor ki yelkenle açılalım.” Ama Cuma günü iş çıkışı olduğunda birçoğumuz yine “Bir hafta daha bitti, ne ara Cuma oldu yine anlamadık.” diyoruz.
Zenosyne Hissetmekten Kurtulmalı mıyız?
Elbette artık çocuk değilsek, zenosyne halini hissediyor olmamız olağandır. Çünkü hayatımıza yeni maceralar katmamız geçmişe göre daha zor olacaktır.
Kimse de kendinden her gün yeni şeyler keşfetmesini bekleyemez. Bu pek sürdürülebilir olmayacaktır. Ama bu histen tam olarak kurtulmasak da zinciri kırmanın birkaç yolu olabilir diye düşünmekteyim.
Bence en basiti ve az maliyetlisi lezzet kültürümüzü değiştirmek olabilir. Çünkü bence yediğimiz şeyler de tıpkı yeni hobiler elde etmek gibi değiştikçe bizde ve beynimizde farklı nöronlara değişiklik olduğu sinyalini gönderiyor.
Pekâlâ kolayca evde ya da dışarıda farklı dünya ya da lokal yemek kültürlerini denemek bence kolay bir başlangıç olabilir. Çünkü insan “hadi” deyince bir hobiye başlayamıyor.
Bir diğer önerim de kitap okumayı düzenli yapmıyorsanız başlamanız olacak. Çünkü her kitap bizi tamamen bambaşka yerlere seyahat ettiriyor. Bakın bunu sinema da yapıyor ama yönetmen bizi nereye götürmek istiyorsa oraya gidiyoruz.
Ancak kitaplarda ruhumuz özgür, bir evin içini yazar bize anlatıyor ama her şeyini biz kurguluyoruz. O yüzden bana kalırsa kitaplar dünyanın en ucuz seyahat etme araçları.
Son olarak şunu da söylemek isterim ki; bence yaşımızı, işimizi, sorumluluklarımızı, hayatımızı değiştiremiyorsak onlarla helalleşip kabullenmek bizi rahatlatacaktır.
O zaman belki “zenosyne —zamanın gün geçtikçe daha hızlı akma durumu—”nu da kabullenip üzülmeyi bırakabiliriz. Çünkü evet yaş alıyoruz, kaz ayaklarımız belirginleşiyor, şakaklarımızda beyazlar çıkıyor. İstemediğimiz bir işte ömür boyu çalışacağımızı kabul etmek belki de onu değiştireceğimize dair yıllardır süregelen hayallere inanmaktan daha zor ama daha rahatlatıcı olabilir. Eminim kendimizde değiştirebileceğimiz ve bizi mutlu edecek alanlar elbette orada bir yerde vardır.