1901 yılında dünyaya gelen Werner Heisenberg, Alman fizikçidir. Würzburg’da doğan bilim insanı, Belirsizlik İlkesini bulması ile tanınmıştır. 1932 yılında Nobel Fizik Ödülü’ne layık olan Heisenberg, bilim dünyasının tartışmalı kişilerinden biridir. Ancak hiç bir tartışma onun dehasını görmenizi engelleyemeyecektir. Münih Üniversitesi’nde matematik bölümünü yarıda bırakarak fizik bölümünde eğitim almıştır. Göttingen Üniversitesi’nde profesör olan Heisenberg, atom modelleri ile ilgili sorunlar üzerine çalışmalar yapmıştır. Küçük yaşlardan itibaren müziği hayatının önemli bir parçası haline getirmiş ve profesyonel olarak piyano çalmıştır.

“Evren sadece düşündüğümüzden daha garip değil, düşünebileceğimizden daha da garip.”
1926 yılına geldiğimizde, Kopenhag’daki Teorik Fizik Enstitüsü’nde Bohr’a katılmıştır. Bu, Heisenberg’in hayatındaki en verimli dönemlerden biridir. Bu süreçteki çalışmaları belirsizlik ilkesini bulmasını sağlamıştır. 1927 yılında Leipzig Üniversitesi’ndeki Teorik Fizik Enstitüsü’nde profesör olmuştur. 1932 yılı Heisenberg’in Nobel Fizik Ödülü’ne layık görüldüğü yıldır. Kuantum mekaniğine yaptığı katkılarından dolayı bu ödülü almıştır. Almanya’da yaşanan siyasi kaos ortamı ve II. Dünya Savaşı nedeniyle, Heisenberg’in hayatı da belirsiz bir hal almıştır. Almanya’dan göç etmeyen bazı bilim insanlarından biriydi. Hükümetin üniversite üzerinde kurduğu baskının şiddeti zamanla artmış ve zorlu bir sürece girilmiştir. Heisenberg’in dehası ile yakından ilgilenen hükümet, onu Alman atom bombası projesinin içine dahil etmiştir. Heisenberg belirli bir süre zarfında bu proje üzerinde çalışmıştır. Savaş sonrası müttefik güçler tarafından tutuklandığı ve 1945’ten 1946 yazına kadar tutsak edildiği bilinmektedir. Dönemin içerisinde gerçekleşen bu durum pek çok spekülasyona yol açmıştır. Max Planck Fizik Enstitüsü’nde çalışmalarına devam eden Heisenberg, 1976 yılında böbrek ve safra kesesi kanserinden ölmüştür.
Belirsizlik ilkesi neden bu kadar önemli?
Bilim ile yakından ilgili olanlar bu terminolojiye elbette alışkınlar ve anlamaları daha kolay oluyor olabilir. Fizik dünyasının içinde olmayan bir birey için ise çoğu zaman bu durum kafa karışıklığına sebep olabiliyor. Öncelikle belirsizlik ilkesi kuantum mekaniğinin en temel ilkelerinden biridir. İnsanın var olduğu andan itibaren evrenin gerçekliğini, boyutlarını anlamlandırma çabalarının önemli bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır . Karşılaştırmalı iki örnek ile gidecek olursak eğer, Pierre-Simon Laplace’in “Laplace’ın Şeytanı olarak yayımladığı makaleye bir göz atalım.
“Evrenin şimdiki halini, geçmişin sonucu ve geleceğin nedeni olarak ele alabiliriz. Bir an için evrenin tüm güçlerinin ve bunu oluşturan tüm varlıkların konumlarını anlayabilen bir canlı olduğunu düşünürsek, ve bunun bu verileri inceleyebileceğini de düşünürsek, aynı anda evrendeki en büyük varlıklardan en küçük atomlara kadar her şeyi hesaba katarak bir hesap yaparsa, hiçbir şey belirsiz değildir ve gelecek de, aynı geçmiş gibi, onun gözlerinin önündedir.”

Düşünsel bir deney olan bu görüşte Laplace, evrendeki her şeyin mutlak bilinirliğini sanal bir varlığa yüklemektedir. Her atomun yerini, hareketini bilen bir varlık. Ancak kuantum fiziği ile birlikte gelişen belirsizlik ilkesi, bunun mümkün olamayacağını, bir parçacığın konumu hakkında her şeyi biliyor olsak bile momentumu hakkında hiçbir şey bilmediğimizi ve bunun tersinin de mümkün olduğunu belirtir. Belirsizlik ilkesinin versiyonları, enerji ve zaman gibi diğer nicelikler için de mevcuttur. Sonuç olarak, aynı anda ”elektronunun konumunun ve hızının belirlenemeyeceğini” belirsizlik ilkesinin ifadesinin en net karşılığıdır.