Şans ile lanetlediğimiz dört yapraklı yonca, birçok toplum için başka hikayelere konu olmuştur. Ancak günümüzde en çok bilinen halinin kökeni Kelt Medeniyetine dayanır. İnanışa göre dört yapraklı yonca, cennetten bir parçadır; Âdem ve Havva kovulduklarında, Havva dört yapraklı yoncayı yanına almıştır. Nadir bulunur ve kıymetlidir. Her yaprağı bir değeri temsil eder; umut, inanç, aşk ve şans.
Hayatımdan beklentilerimin arttığı bir dönemde tanıştığım bu mitolojik hikâye, beni yaklaşık üç sene süren bir maceraya çıkardı. Her yıl baharın gül toprağına ve çimenlere dokunmasıyla başlayıp sonbaharın öldürücü yaşlılığına kadar bilfiil dört yapraklı yonca aradım. Bu arayış beni bilgece ve yavaşça eğitti.
Öğrendiğim ilk şey Umut oldu. Etrafımda binlerce yoncanın bulunduğu bahçeler, kırlar ve dağlar vardı. Bu kadar büyük bir ihtimal denizinde nadir kalmak imkansızdır diye düşündüm. Bundan dolayı her yonca avımda büyük bir umutla başladım aramaya. Sürecimi kaydettiğim seyir defterimin her sayfasında ulaşacağıma dair sarsılmaz ümidimi görebilirdiniz. Başlangıçtaki hareketlerim fazlasıyla sonuç odaklıydı. Gözlerimle ve ellerimle ayırt etmeye çalıştığım her yonca yalnızca üç yaprağa sahipti. Yetersizlerdi ve değersizlerdi…
Ardından bu süreç İnanç diye fısıldadı kulağıma. Doğru bir yolculuk umutla başlar ancak inançsız bir umut, kibrit alevinden farksızdır. Bazen kaçınılmaz başarıyı görsek dahi yol alacak halimiz kalmaz. Yağmur yağdığında dışarıya çıkıp ıslanmaktan, güneşin bedenimize fazla şefkatle yaklaşmasından, rüzgârın sert darbelerinden korkmak doğaldır. Bu korkudan ancak ve ancak ‘inanç’ korur yolculuğumuzu. Ayakta kalma çabası veren vücudun omurgasıdır adeta. İnançla harmanladığım umudum bu yüzden beni hiç yarı yolda bırakmadı. Yolculuğumun son raddesinde bile hevesle bahçeye çıkmamın ana sebepleri onlar oldu.
Son olarak aşkı öğrenmem gerekti. Başarma hırsıyla kopardığım binlerce yonca, seyir defterimdeki yerlerini aldıkça bu bitkilerin güzelliklerini keşfettim. Her birinin ne kadar eşsiz ve değerli olduğunu fark ettim. Yolculuğumun başında ‘yetersiz’ olduğunu düşündüğüm her bir yonca, rüzgârda özgürce salınabildiği için saygıyı hak ediyordu artık. Amacım değişmemişti, ancak yolculuğun tadını çıkarmaya başlamıştım. Bu avın ritüelleri ve rutinleri ruhumu besliyordu. Her birinin farklılıklarını sezmek, bana eşlik eden güneşe selam vermek, yaramaz birkaç kediyle oynamak yolculuğuma olan aşkımı perçinledi.
Umudun, inancın ve aşkın birlikteliğinin sonunda, bahar ayının ayak seslerinin duyulduğu sırada, bahçede dört yapraklı yoncamı buldum. Hayatıma ‘şans’ getirmek amaçlı çıktığım bu serüven bitmişti. Büyük bir mutluluk ve heyecanla karşıladım hediyemi. Bazıları bu serüvenin benim için ne kadar kıymetli olduğunu bilmedikleri için tuhaf karşıladı tepkimi. Ancak ben içimde renklerin ettiği dansı hissedebiliyordum.
Dört yapraklı yoncamı defterime yapıştırdığımda bir dönemin kapandığının farkındaydım. Ama aynı zamanda hayatımın yeni bir dönemini şans ile açtığımı biliyordum. Yine de içimi tuhaf bir hüzün kapladı. Büyümek gibi hissettirdi o an. Bana bu yolda kattıkları için teşekkür ettim kendisine ve defteri kapattım.
O sayfanın kapanmasının ardından içten içe sorgulamalarım başladı. “İnsan şansa giden yolu kendi mi çizer?” Bu yol sonunda ulaşılan şey mi yoksa yolda edindiklerimiz mi şanstır?’ Kendimce verdiğim cevaplar vardı elbette ancak bu soruları arkadaşlarıma yönelttiğimde daha farklı bir sonuca ulaştım. Hepimizin hayattan beklentileri farklıydı ancak isteği aynıydı. Hepimiz umutla, inançla ve aşkla bağlı olduğumuz bir yolculuğa çıkmak istiyorduk. Yani şans aslında kendinde umudu, inancı ve aşkı toplayabilmiş tereddütsüz yürümek isteyen, amacına ulaşmaya çabalayan insandı. Marifet bu özellikleri bir araya getirebilmekteydi. Amacına bağlı ve korkusuz olunduğu sürece çıkılan yol şanslı bir insan yaratacaktı.
Bu cevapların ardından tesadüfen kaşıma çıkan Epiktetos’un şu sözü beni çok etkiledi:
Sen istersen karga da sana şans getirebilir.
Yüzyıllar öncesinin bilgeliği, sorduğum sorulara son verdi. Şans bir amaç veya sonuç değilmiş; yola çıkmaya karar veren insanların yoldaşıymış.