Tess of the d'Urbervilles,2008
“Genç adam, Tess’i candan sevse bile, Tess’in ona beslediği duyguların derinliği yanında, onunki doğrusu soyut ve hayali kalıyordu.”
Altı çizilecek birçok alıntıya sahip olmasına rağmen, Tess’i anlatmaya bu sözlerle başlamak istedim. Çünkü bana kalırsa Thomas Hardy’nin kaleminden çıkmış bu sözler, bir erkeğin toplumsal kurallar arasında sıkışan ve belirli koşullara dayanan sevgisinin zayıflığına karşın kadının koşulsuz sevgisinin yüceliğini olabilecek en çarpıcı haliyle anlatıyor.
Hüzün Dolu Bir Hikâye
Orijinal adı ile Tess of the d’Urbervilles olan ve Türkçe çevirilerinde Tess veya Kaybolan Masumiyet ismiyle karşımıza çıkan Thomas Hardy’nin ünlü romanı, Tess Durbeyfield isimli genç ve güzel bir kızın trajedilerle dolu hayat hikayesini anlatıyor. Geçmişinin soylulara dayandığını öğrenmesiyle hayatı değişen Tess, ailesine destek olmak adına aynı soydan gelen uzak akrabalarının yanına gönderiliyor. Gittiği bu evde Alec d’Urberville ile yaşadıkları ise Tess için bambaşka bir hayatın başlangıcı oluyor.
Çarpık Bir Ahlaki Düzende Aşık Olmak
Tess, yaşadığı tüm talihsizliklere rağmen içinde korumayı başardığı masum duyguları ve karakteri ile roman boyunca okuyucu ile derin bir bağ kuruyor. Thomas Hardy, 19. Yüzyılın sonlarında, Viktorya dönemi İngiltere’sinde geçen bu hikâyede toplumsal kuralların ve sınıf farkının yarattığı adaletsiz düzenin sonuçlarını çok çarpıcı bir şekilde okuyucuya sunuyor. Var olan düzeni eleştiren bir bakışla inceleyen bu hikâye, toplumsal kuralların kadın – erkek ilişkileri üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğunu bana kalırsa filtresiz ve hatta acımasız bir şekilde gün yüzüne çıkarıyor.
Zaman ilerlese de değişmeyen, kadının nesneleştirilmesi ile benimsenen çarpık bir ahlaki düzenin izlerini günümüz gerçek dünyasında da görmezden gelmek pek mümkün değil. Bu yönden bakıldığında, yüzyıllar öncesinde yazılmış kurmaca bir hikâyenin günümüzdeki yansımalarına tanık olmak oldukça can sıkıcı, dehşet verici. Bu yüzdendir ki mekân ve zamandan bağımsız, böylesine bozuk bir düzende yaşanmaya çalışılan aşkın, masumluğunu koruması da ne yazık ki çok zor. Peki imkânsız mı dersiniz?
Topluma Karışmış Bir Halden Ayrışmış Bir Hale Geçmek
İnsan, içinde bulunduğu toplumda diğerleriyle bütünleştiği veya diğerlerinden ayrıştığı bir çizgi üzerinde benliğini var eder. Diğerlerini öznel yaşamında nereye konumlandırdığı kendi benliği ile kurduğu ilişkinin yansımalarından biridir. Bu noktada içinde bulunduğu toplumsal ahlaki düzene uyum sağlayarak diğerleriyle bütünleşebilir veya biricik deneyimini odağına alarak bu toplumsal ve ahlaki kuralları benliğinin süzgecinden geçirip bir ölçüde ondan ayrışmayı tercih edebilir.
Romanın geçtiği dönemde bir kadın olarak Tess, her ne kadar davranışlarını toplumun belirlediği kurallar doğrultusunda şekillendirse de benliğinin bu toplumdan giderek ayrıştığını özellikle içinde yaşadığı duyguların dışavurumu ile anlamak mümkün. Diğer yandan, yaşadığı tüm zorluklara; insanların ona karşı tutumuna rağmen onurunu ve aşkını son damlasına kadar koruduğunu görmek romanın tüm kasvetli havasına rağmen umudu ve karakterin aşkının korunan gücünü hissettirdiği önemli bir nokta.
Onurlu duruşu ile birlikte Tess’in son ana kadar yaptığı seçimlerin, duygularının arkasında durması ve tüm bunların sorumluluğunu alma cesareti göstermesi aslında Tess’in kapana kısıldığı toplumun içinden sıyrılıp bir varoluş olarak özgürleştiğinin göstergesi. O halde toplumun sahip olduğu çarpık düzende, bu düzene ayak uydurmuş diğerlerinin gücüne rağmen insan, bu cesareti gösterip kendini gerçekleştirebilir; her ne kadar umutsuz bir yolda, tutsak bir halde yürüdüğünü düşünse de sahip çıktığı duyguları ve dünyaya rağmen koruduğu benliği ile birlikte özgürleşebilir.
Daha fazla Edebiyat içeriği için sayfayı ziyaret edebilirsiniz.