Lev Nikolayeviç Tolstoy’un 1852 yılında yayımladığı Çocukluk onun ilk romanıdır. Yani dünya edebiyatına ilk adımıdır bu. Yirmili yaşların ilk yıllarında yazdığı bu roman geniş ölçüde otobiyografik anlatı taşır. Tiplerin birçoğu yazarın yaşamından alınmıştır. Kendisi, ailesi, arkadaşları…
Tolstoy’un ilk edebi adımı
Çocukluk, yazarın bireysel ve ruhsal dünyasını anlatının merkezine alırken aynı zamanda, dönemin Çarlık Rusya’sında giderek keskinleşen sosyal sınıflar arasındaki yapısal ve ahlaki uçurumu da gözler önüne serer. Tolstoy, çocuk gözünden yaptığı ruh çözümlemeleri ve karakterlerin gücüyle daha ilk eserinde eşsiz bir iş çıkarmış, kendini usta bir yazar olarak kabul ettirmiştir.
Anlatı Yapısı ve Bilinç Akışı
Roman geleneksel yapıya (serim-düğüm-çözüm) sahip olmaktan ziyade anılar biçiminde ilerleyen bir bilinç akışıdır. Bir çocuğun ilk bilinç oluşumuna tanık olan bu yapı, çocuğun iç dünyasına dair zengin bir betimleme sunar. Zaman çizgisel değildir; anılar süreciyle dağınık ama anlamlı bir örüntü kurar. Anlatıdaki geçişler, çocuk zihninin kesik kesik hatırlama biçimiyle uyum içindedir. Mekan ise, aile malikanesi, odalar ve bahçeler gibi dar, içsel ve özel alanlardır. Dış dünyaya temas olabildiğince azdır. Bu durum içsel gelişime dayalı “Bilinç Akışı” izlenimi verir. Kitabın dili her ne kadar sade olsa da anlatımı çarpıcı ve güçlüdür. Tolstoy’un aktardığı gerçekçi çocukluk, annesinden ayrı geçirmek zorunda kaldığı yıllar ve gelişen bütün olaylar, her okuru ona yaklaştırıyor ve ister istemez çektiğimiz acılar ortaktır düşüncesine itiyor.
Bir Çocuğu Anlamak
- Çocukluğun İnşası ve Yitirilişi: Tolstoy, çocukluğu yalnız biyolojik bir dönem olarak değil, ruhsal bir varoluş olarak ele alır. Duygu yansıtmayı çocukluk ve zaman zaman güçsüzlük olarak gören yazar; masumiyet, duyusal yoğunluk, vicdan gibi kavramları iç gözlemle örmüş, içsel anlatımla işlemiştir.
- Ahlaki Sorgu ve Vicdan: Tolstoy’un anlatıcısı, yaşadığı en küçük olayda bile vicdani ve ahlaki bir sorgulama yaşar. Başkasına kötü davranmak, insanlara karşı önyargılı ve acımasız olmak, bir hizmetçiye kaba söz söylemek gibi, hem anlatıcının bizzat yaptığı hem de gözlemci olarak tanık olduğu buna benzer olaylar, anlatıcıda büyük etik sorgulara sebebiyet vermiştir. Bu, sebebiyet ileride Tolstoy’un ahlaki mükemmeliyetçilik düşünsel yapısının oluşmasının ilk adımları olmuştur.
- Sınıfsal Ayrım ve İçsel Gerilim: Eserde doğrudan doğruya politik bir eleştiri yoktur, ancak anlatıcı gözünden köylü ve hizmetçi betimlemeleri sınıfsal ayrımların etkisini gösterir. Anlatıcı, bir yandan köylüleri derin bir acıma duygusu ile severken; diğer yandan aristokrat ayrıcalıkları benimsemiştir. Bu çelişki, ilerideki eserlerinde çok daha açık bir eleştirinin öncülüdür.
- Hafıza ve Anıların Doğası: Roman boyunca anlatıcı, geçmişi bugünün bilinci ve şartları ile yeniden kurar. Hatırlamak, sadece olayları anmak değil, olanları duygusal ve ahlaki açıdan yeniden değerlendirmek anlamına gelir. Bu nedenle şu ince çizgiyi fark etmek gerekir; eserdeki zaman, “çocukken ne yaşandığı” kadar “şimdi nasıl anlaşıldığı” ile alakalı.
Karakter Analizleri
- Anlatıcı/Küçük Nikolay/Nikolenka: Tolstoy’un çocukluğundan izler taşıyan bu karakter hem gözlemci hem de deneyimci konumunda bulunmaktadır. Çocukluğun saflığı ve masumiyetiyle dünyayı tanıyıp, anlamlandırmaya çalışırken sık sık iç çatışmalar yaşar. Ahlaki sorgulumaları, etik kaygıları, duygusal karmaşaları ve hayal gücü, onun sadece bulunduğu ortamı değil, kendi varoluşunu da bulmaya çalıştığını gösterir. Anlatıcı bir çocuk olsa da, anlatım dilinin yer yer yoğun felsefi derinliğe sahip olması, – yakarışlarım sırasında anneme duyduğum sevgiyle, tanrı sevgisi anlaşılmaz biçimde birbirine karışıyor, tek bir sevgi oluyor. – eserin Tolstoy’un olgunluk çağında geriye dönük bir akılla, bilinçle yazıldığını gösterir. Anlatıcı daha romanın başlarında kaygılı, ürkek ve çekingen hallerini okura bildirir. Acı ve sevgi duygusunun başarılı bir şekilde yüceltilip, betimlenmesi ise karaktere çok daha derin bir anlam katmıştır.
- Anne: Sevginin, şefkatin ve yitimin sembolüdür. Annenin varlığı, Nikolenka’nın duygusal dünyasının temelindedir. Anlatıcının romanda bol bol bahsettiği anne figürü, “Evle ilgili her anı annemle doluydu” cümlesi ile anlatıcının duygusal boyutunu gözler önüne seriyor. Çoğu annede olan, aşırı duygusallık, çocuklarına olan özlem ve hayranlık gibi sembolik kavramları bu karakterde de görmekteyiz. Anlatıcının hem bilinç akışında hem de olaylar sıralamasında çok önemli bir yer edinen anne, Tolstoy’un annesine olan hayranlığını ve özlemini kanıtlar niteliktedir.
- Baba: Anlatıcının, annesine kıyasla çok daha az duygusal bağ kurduğu ama saygı duyduğu figürdür. Baba figürü, dönemin aristokrat babalarını yansıtır. Ciddi, mesafeli, otoriter, ketum, sevgisini belli etmeyen gibi kavramlarla donatılan baba, aynı zamanda bireylerden kopuk bir yapıdadır. En büyük tutkuları kumar ve kadın olan baba figürü anlatıcı tarafından, şanslı anlamına gelen “A bones fortunes” kavramı ile taçlandırılmıştır.
- Karl İvanoviç: Alman öğretmen karakteri, disiplinin ama aynı zamanda duygusal mesafenin sembolüdür. Çocuklar tarafından hem sevilir hem de alay konusu olur. Anlatıcı ondan “kalbi temiz, ruhu dingin“ diye bahseder. Batılılaşma ve modernleşmenin temsili olan Karl, anlatıcı ile acıma ve şefkat duyguları üstüne kurulan önemli bir duygusal bağ kurabilmiştir.
- Deli Grişa: Anlatıcının belki de ilk ahlaki sorgulamalarına sebep olan Grişa karakteri, yaşlı, acınası, kimsesiz ve bilge kavramlarının romanda ki sembolüdür. Acınası hali ile anne figürünün sevgisini kazanırken, Babaya göre “mutlu insanların mutluluğu çalan bir deli” düşüncesi oluşturmuştur. Anlatıcının tavan arasından onu izlemesi, Grişa’ya olan bakış açısını değiştirmiştir. Dindarlığı onu etkilemiş, daha içten ve samimi duygular beslemiştir. Anlatıcıda içten iz bırakan karakterlerden biridir.
- Natalya Savişna: Bu yaşlı kadın, anlatıcının annesinin bakıcısı olup, hayatının orta noktasına anneyi koymuştur. Ev için en samimi ve en özel hizmetkarlardan olan Natalya, sevecen, aşırı duygulu ve çalışkan kavramları ile bütünleşmiştir. Özellikle anlatıcının annesini kaybettikten sonra, en çok yanında olan ve duygusal destekte bulunan Natalya, anlatıcı için ikinci anne konumuna gelmiştir. Kitabın son sayfasında geçen “Tanrı, ben arkalarından sonsuza kadar onların yokluğunun yasını tutayım ve acılarını çekeyim diye mi bu iki sevgili varlıkta beni, birleştirdi?” cümlesi, dediklerimizi kanıtlar niteliktedir.
- Katentka: Anlatıcının, ilk aşk diye bahsettiği Katentka, aşkın çocuksu halinin sembolü olmuştur. Anlatıcı ile olan samimi ve çocuksu hoşlantısı, yazar için uzun bir yer etmese de bilinç akışışında bir ilk an konumuna gelerek, özel anlardan biri olmuştur.
Felsefi Arka Plan
Tolstoy henüz bu eserinde açık bir ahlaki ya da dini ideoloji sunmaz, ancak felsefeye dayanan cümleleri ile insan ruhuna dair sezgisel bir derinlik ve anlam oluşturur. İnsanın yetişmesi, iyi ile kötü arasında ki seçimleri, duygusal saflıkla ahlaki sorumluluk arasında ki gerilim ve çelişki eserin arka planında kendine yer edinir.
Düşünsel Bir Geçit Olarak Çocukluk
Çocukluk, salt bir anı kitabı olmaktan çıkıp, çocukluk evresinin bireysel, toplumsal ve içsel katmanlarını sorgulayan bir edebi metindir. Tolstoy bu eserinde kendi yaşam öyküsünü aktarmaktan öteye geçmiş, insan ruhunun narin yapısını, ahlaki gelişim sürecini ve bilincin kendini var edişini derin bir estetikle yansıtmıştır. Bu anlatı, Tolstoy’un sonraki dönemlerde daha da derinleştireceği insan doğasına dair sorgulamalarının ilk adımı olarak kabul edilebilir.
KAYNAKÇA:
Tolstoy, L. (2009). Childhood, boyhood, youth (C. J. Hogarth, Trans.). Oxford University Press. (Original work published 1852).
Christian, R. F. (1969). Tolstoy: A critical introduction. Cambridge University Press.
Terras, V. (1991). A history of Russian literature. Yale University Press.
Tolstoy, L. N. (2019). Çocukluk, ilkgençlik, gençlik (S. Kılıç, Çev.). İş Bankası Kültür Yayınları.
Wasiolek, E. (2011). Tolstoy’nin başlıca kurmaca eserleri (M. Kanar, Çev.). Telos Yayıncılık.