Estetik deneyimin sabit bir hakikat değil, sürekli ertelenen ve yeniden kurulan bir anlamlar ağı olduğunu hiç düşündünüz mü? Derrida’nın yapı söküm felsefesiyle sanatın derinliklerine inmeye hazır olun!
Yapısalcılıkla Düşüncenin Şifresini Çözmek
Yapısalcılığı anlamadan önce, ‘yapı’ kavramı üzerinde durulur. Yapı, bir bütünün işleyişini belirleyen öğedir; bu öğeler arasındaki ilişkilerin bir araya gelmesiyle oluşur. Yapı kavramını açıklamak için bir otomobil örnek olarak verilebilir.
Otomobilin sistemi içerisinde; tekerlek, motor, direksiyon gibi farklı parçalar, otomobilin sistemini oluşturur. Otomobilin işlevini yerine getirmesini, parçaların bir arada çalışmasıyla sağlanır. Bu parçaların her biri tek başına anlamlı olmayabilir; ancak bir araya geldiklerinde, bütün olarak otomobilin işlevini yerine getirirler. Yapısalcılık, etkisini birçok farklı alanda kendini gösterir. Yapısalcılığı doğrudan tanımlamak mümkün değildir; çünkü çok boyutlu bir perspektife dayanır.
Yapısalcılık, realiteyi nesne üzerinden bir noktada konumlandırmak yerine nesneler arasındaki ilişkiyi nesne üzerinden anlamayı amaçlayan bir yöntemdir (Çongur,2021).
Yapısalcılık kavramına tekrar otomobil örneğinden bakalım. Otomobil parçalarını tek tek incelemek yerine, bu parçalar arasındaki ilişkileri ve otomobilin bütünsel yapısını anlamaya odaklanır. Bu şekilde, yapısalcılık, bir bütün olarak sistemi anlamaya yönelir.
Yapı kavramını daha derinlemesine incelediğimizde, farklı bakış açıları ve yaklaşımlar ortaya çıkmaktadır. Yapı kavramını araştırdığımızda üç yaklaşım görülmektedir: “bütünlük”, “dönüşüm” ve “öz de – düzenleme” Bu üç yaklaşımın hepsine sistem denilmektedir (Yıldız,2019:8).
Bu çerçevede, bir makine sistemini göz önünde bulunduralım; motor, dişliler, vitesler ve diğer bileşenler bir arada çalışılarak makinenin bütününü oluşturur. Bu ‘bütünlük’ yaklaşımını yansıtır. Makinenin çalışma esnasında meydana gelen enerji dönüşümü, elektriksel enerjinin mekanik enerjiye dönüşmesi, ‘dönüşüm’ yaklaşımını açıklar. Ayrıca, makinenin parçalarının birbirleriyle uyum içinde çalışarak düzenli bir işleyiş göstermesi, ‘özde- düzenleme’ yaklaşımını ifade eder.
Yapısalcılık; bir yapıtı, bir olguyu, bir değeri toplumsal tarihsel özellikleri içinde değil de bir bütün olarak kavramayı öngören öğretidir. (Timuçin,2004:501). Bu perspektifte, bir görselin ortaya çıkış sürecinde, sanatçının duyguları, özdeki duygusal yansımalar, toplumsal etkinin derinliği ve o dönemin atmosferini resmetme süreci önemli bir rol oynar. Ancak, yapısalcılık bu süreçlere odaklanmak yerine eserin bütünsel yapısını inceler. Yapısalcılığın tipik tanımıdır. Ancak yapı bozumcu yaklaşım, tam da bu bütünlük fikrine karşı çıkar. Derrida, bir yapının iç tutarlılığına, kapalı bütünlük fikrine kuşkuyla yaklaşır. Onun amacı, bu bütünlük izleniminin nasıl kurulduğunu ve nasıl bozulabileceğini göstermektir.
Yapısalcılık kavramının nesne ve anlam bütünlüğü sabittir. Bu yapılar üzerinden kavramamız bir eleştiri hedefi gösterilir. Jacques Derrida, yapı ve anlam sabitliğini sorgulayan bir düşünür olarak öne çıkar.
Derrida’nın Dilde Yapıbozum Stratejisi: ‘Sous Rature’ ve Anlamın Sökümü
Derrida’nın dil anlayışını anlamlandırmak için, ‘sous rature’ kavramının ve bu kavramın dildeki işlevinin incelenmesi gereklidir.
Derrida’nın düşüncesini anlamlandırmak için kavranması gereken kavramlardan ilki, çoğunluk İngilizce’ye “söküme almak” [under eraure] diye çevrilen “sous rature” terimidir. Herhangi bir terime “sous rature” deyişini yüklemek demek, önce bir sözcük yazmak sonra üstünü çizmek, ardından da hem sözcüğü hem de üstü çizilmiş halini baskıya vermek demektir. Buradaki düşünce kısaca şudur: Sözcük eksik ya da daha çok yetersiz olduğundan, ama buna karşın sözcüğün okunabilir kalması da zorunlu olduğundan üstü çizilir. Derrida stratejik değeri yüksek bu işlemi, Varlık sözcüğünün üstünü sık sık çizen (şu biçimde:Varlık) Martin Heidegger’den almıştır (Sarup,1996:52).
Bir kelimenin tek başına anlamı yetersiz olabilir; ancak bu onun olmadan anlamın tamamlanamayacağı anlamına gelmez, aksine anlamın inşasında önemli bir rol oynanabilir. Derrida’nın dil anlayışında sunulan ile yansıtan arasında doğrudan bir ilişki olmadığı söylenebilir (Sarup,1968). Bu anlayışa göre, sanat eserinin tek başına anlamı yetersiz olabilir. Çünkü sanat eseri, sanatçının niyetinden, eserin üretildiği bağlamdan ve izleyicinin yorumu üzerinden şekillenen bir anlam sürecine sahiptir.
Eser, izleyici tarafından tekrar yorumlandıkça, anlamı sürekli olarak değişir. Bu durum ise sanat eserinin yalnızca kendisinde değil, sanatçının ve izleyici arasındaki etkileşime tam anlamıyla varlık kazanabileceğini gösterir. Sanatçının ne söylemek istediği, metnin veya sanat eserinin asıl anlamı olarak görülmez. Derrida için anlam, yazarın niyetinden bağımsız olarak, sürekli ertelenen ve izleyici – okuyucu ile kurulan ilişkide ortaya çıkan bir şeydir. Bu bağlamda, Derrida’nın dildeki anlamın inşasında eksiklik ve yetersizlik üzerine kurduğu düşünceler, dilin sınırlarını ve anlam üretiminin dinamiklerini yeniden şekillendirilmesine neden olur.
Göstergenin Sınırında: Derrida’nın Estetik Deneyim Yorumu
Derrida’ya göre estetik deneyim, kararsız bir yapıya dönüştürülür. Bir sanat eserinin anlam değerinin tam sabitlenmediği gibi nihai şekilde tamamlanmadığı izlenir (Groys, 2012). Estetik deneyim, değişkenlik gösterir. Sanat ve sanatçının daha evvelinden belirlediği sabit bir nitelik değil, izleyiciyle kurduğu anlam ilişkileri sürekli geciken, dağılan bir oluşum süreci olduğu söylenebilir. Yorumlama ve yeniden kurma süreci içindedir. Bu durum izleyiciyi, aktif bir durumda görünür kılar. Bir resim, izleyiciye tam bir anlam sunulması sağlanmaz (Doğan,2021).
Derrida’ya göre sanat eseri de tıpkı dil gibi belirli ve sabit bir anlam taşımaz; anlamı her zaman yapılsa olarak açık ve kararsız kalır. Bu estetik deneyimi daha dinamik ve sürekli değişen bir süreç haline getirir.
Derrida’nın Anlam Labirenti
Différance, göstergebilimsel olarak ele alındığında ise, göstergelerin bir bağlamdan diğer bağlama geçişinde, mevcudiyet sahnesinde gözüküp mevcut olan her öğenin kendisinden başka bir göstergeyle ilişki kurmasını sağlayan şeydir (Can, 2016:25). Bir sanat eserinde göstergeler sabit bir anlamla ilişkilendirilmez. Her gösteren başka bir gösterene gönderme yapar. Anlam sürekli ertelenir ve anlamın sabitlenmemesi gözlemlenir. Eklenti, eksik olan bir şeyi tamamlamak için ortaya çıkar. Ancak bu tamamlayış, bir bütünlük sunmaz; sadece yokluğun yerine geçer.
Sonuç olarak, sanat eserinin hakikati ya da özü yakalanamadığı anlaşılır. Estetik deneyim, bu eksikliği hissetme ve onunla ilişki kurma sürecidir. Ancak deneyim Derrida’da deneyim, yalnızca duygusal değil; anlamın sürekli kaydığı bir dilsel/ ontolojik alandır. İzleyicinin hissetmesi değil, yapının nasıl söküldüğü daha ön plandadır.
Kaynakça
Doğan,S. (2021). Jacques Derrida’nın “Differance” Söylemi ve Postmodern Sanata
Yansıma Biçimleri. Medeniyet Sanat Dergisi, 7(2), ’71-293
Groys,B.(2012,9 Ekim). Zamanın yoldaşları. E Skop. Erişim Adresi:
https://www.e- skop.com/skopbulten/cagdas-estetik-zamanin-yoldaslari/925
Timuçin,A(2004). Felsefe Sözlüğü. İstanbul: Bulut Yayınları
Yıldız, K. (2019). Resim sanatında derrida etkisi:yapısöküm [Yayınlanmamış yüksek lisans tezi]. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Anasanat Dalı.