Skip to content
  • https://www.youtube.com/c/SanatsalHareketler
  • https://www.instagram.com/sanatsaalhareketler/?hl=en

Sanatsal Hareketler

  • anasayfa
  • zemin
    • zemin
    • ekip
  • film & dizi
  • edebiyat
  • felsefe
  • sanat
  • müzik
  • dijital kültür
  • tiyatro
  • deneysel
YouTube
  • Anasayfa
  • Film & Dizi
  • Sıcak Süt: Annenin Enkazı Üzerinde Yaşamak ya da Yığılmak

Sıcak Süt: Annenin Enkazı Üzerinde Yaşamak ya da Yığılmak

Yazar: Merve Özen

Sıcak Süt, Yönetmen: Rebecca Lenkiewicz

Mubi platformunun aylardır duyurusunu yaptığı ve merakla beklediğim Sıcak Süt filminden, itiraf etmeliyim ki, beklediğim ölçüde etkilenemedim. Yine de yazmaya değer buluyorum çünkü yeni yönetmenleri seviyorum.

Öncesinde senarist kimliğiyle tanıdığımız Rebecca Lenkiewicz, bu kez yönetmen koltuğunda karşımıza çıkıyor. İlk uzun metraj filmi olan Sıcak Süt’ün hem senaryosunu hem de yönetmenliğini üstleniyor. Film, Deborah Levy’nin aynı adlı romanından uyarlanarak beyazperdeye aktarılmış ve ilk olarak Berlin Film Festivali’nin ana yarışma bölümünde dünya prömiyerini gerçekleştirmiş.

Filmin künyesine internet üzerinden kolayca ulaşmak mümkün. Bu nedenle detaylara boğmadan, daha çok yeni bitmiş filmin üzerine hem teknik hem de duygusal açıdan düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Filmin atmosferine geçmeden önce müziklerinden söz etmeliyim. Kullanımı dengeli, yer yer sahneleri taşıyan bir etkisi var; ancak sinematografi açısından uzun süre hafızada yer edecek kareler göremedim. Elbette oyunculuklardan bahsetmek adettendir. Fiona Shaw’ın ışığının gözümüzü almasının etkisindeyken Emma’nın performansını da bolca alkışladığımızı belirtmeden geçmeyelim. İki oyuncunun da alın teri yalnızca İspanya’nın neminden ötürü değil. Fiona Shaw’ ın anneliğini izlerken burnuma annemin kokusunun gelmesi tamamıyla onun başarısıdır. Nomadland-Frances Mcdormand performansıyla eş değer bir oyunculuk izledim ekranda.

“Ne yapardın yürüyebiliyor olsaydım?”

“Mutlu olurdum.”

sıcak süt

Filmin ilk kadrajında Sofia’nın iç dünyasından izler görüyoruz; öfkesini seziyoruz. Ama bu öfke neye ve kime karşı, sorularının cevabı kurgunun devamında dallanıp budaklanarak ilerliyor. Sofia ve bakım vericisi olduğu annesini ilk on dakikada tanımaya ve anlamaya başlıyoruz. Anne Rose tekerlekli sandalye ile karşımıza çıkıyor ve talepkâr tutumunu ilk dakikada fark ediyoruz. Ardından bu talepkârlığa karşı Sofia’nın sessizliğine anlam vermeye çabalarken buluyoruz kendimizi. Anneye ait tek taraflı söz yığınlarından oluşan bir iletişimsizlik hâkim diyaloglarda. Sofia’daki uzaklaşma, kaybolma arzusunu sessizliğinden ve pasif-agresif tavırlarından görüyoruz. Öyle ki, annesinin ihtiyaçlarını karşılamaktan kendisine kalan kısa zaman aralıklarında huzuru aradığını ve bazen ona yaklaştığını fark ediyoruz. Bu fark etmeler, sezinlemeler hikâyenin taşları yerine oturmaya başladıkça temelleniyor.

Yönetmen örtük bir anlatı tercih etmiş, bu bazen karakterlerin duygusal dünyasıyla empati kurmamıza engel oluyor. Ama hemen ardından, nostaljik kırıntıların peşine takılıyor ve hayat hikâyelerinin tamamına ulaşma arzusuna kapılıyoruz.

Sessiz ama Güçlü Bir Ayrışma Hikayesi

Filmde cismen yer almayan bir başrol daha var: hastalık… Sofia’yı ve annesi Rose’u derinden etkileyen, kaynağı belirsiz, çözümünün yorucu şekilde sürekli kovalandığı bir hastalık. Ama bu hastalığın gerçekliği hikâye boyunca sürekli sorgulanıyor: Gerçek mi, psikosomatik mi, yoksa manipülasyon mu?

sıcak süt

Film bu belirsizlik etrafında giderek ivme kazanıyor. Hastalığın sahibi Rose, filmin ilk dakikasından bu yana hikâyenin mağduru olarak geçmiyor seyirciye; çünkü ilk saniyeden itibaren manipülatif gücünü hissettiriyor. Bunun en uç örneğini, Sofia’nın kolundaki denizanası saldırısı sonucunda oluşan devasa kızarıklığı görünce verdiği tepkiyle gösteriyor karakter. Duygusal manipülasyon, duygu sömürüsü, acındırma… Seyirciyi irrite eden tüm bu etkenler Rose’un karakterinde toplanmış gibi gözüküyor. Sofia’dan ayrı kaldığı kısa zaman aralıklarında perdeleri açmaktan bile kaçınıyor; kızına olan bağımlılığını adeta her fırsatta tescilliyor. Fakat Rose’un huysuzluğunun altında yatan bir şeyler olduğunu hissediyorsunuz. Bir yerden sonra onun gerçekten iyileşmenin peşinde olduğundan şüphe duymaya başlıyorsunuz; her ne kadar Londra’dan İspanya’ya, isim yapmış bir doktorun hastası olabilmek için zorluklarla gelmiş olsa da…

Rose, Dr. Gomez’in kendisine psikolojik vaka olarak yaklaşmasını başlarda heyecan verici buluyor; öyle ki, fazla ilaçlardan kurtulacak olmanın sevincini yaşıyor. Ama tedavi derinlere, geçmişe indikçe Rose’da kaçma isteği uyandırıyor. İyileşmeyi reddeden tavrını, vazgeçişini ve yorgunluğunu burada açıkça görüyoruz.

“Sofia gel yanıma otur.”

Her anne figürü dağ gibi taş gibi güçlü olmak zorunda mıdır? Ya olamayanlar….

Ezberimizde olan vefakâr cefakâr anne modelinden çok farklı Rose. Bu yüzden onu sevmekten uzak bir noktadan başlıyoruz izlemeye. Ama Dr. Gomez, onun huysuzluğunun, hükmediciliğinin ve kendi çaresizliğini abartarak kızını kendine bağımlı halde tutmaya çalışmasının altında yatan sebepler olabileceği sorusunu getiriyor izleyicilerin aklına.

Bir çocukluk travması kaç kişinin hayatını mahvedebilir?

Kayıplarımızın, ızdıraplarımızın tekrar etmesinden korkarız ve bu korkuyu çevremizdeki insanlara bulaştırırız. Bu bulaşmış korkuyu, bilinçdışında oluşturulan inançlar besler ve tüm bunları bilinç düzeyine ne şekilde aktaracağımıza, maalesef, kolayca karar veremeyiz. Tutarsız tavırlar, bitmez tükenmez kimlik arayışları, her farklı ilişkide başa dönmemiz, yardım almadan kurtulamayacağımız olgular olarak karşımıza çıkar. Ve sorunun cevabına gelince: evet, bir travma sahibine dokunan herkesi etkiler.

Filmde ilgimi çeken noktalardan biri de, Sofia’nın annesinin anılarını dinlerken yüzünde oluşan ifade oldu. Annesinin keyifle büründüğü nostaljik hava, Sofia’yı da her seferinde içine çekti; ama finalinde gelen her trajik öykünme, Sofia’nın da hemen keyfini kaçırmaya yetti. Evin içindeki kolektif ruh hâlini yansıtan ince bir detaydı. Bu detay sahneler, ayrışamamış iki bedende hüznün ve huzurun aynı anda yaşandığını, duyguların bulaşıcı olduğunu aktarmaya yetti.

Arzulara Yönelmek, Özgürleşmek

Yönetmenimiz Rebecca, baş karakterin kırılma noktasını, bence artık bağımsız yapım klişesi hâline gelmiş lezbiyen ilişkiyle, yani özgürleşmeyi arzulara yönelmekle ifade ediyor. Filmin ilk çeyreğinde şehre bir yabancı geliyor ve karşımıza Ingrid karakteri çıkıyor. Sinir bozucu derecede sakinliğiyle Sofia’ya alan açıyor. Sofia, bu kendine ait alanı adeta içine çekiyor, keyfine varıyor. Öyle ki, annesini ihmal edecek kadar Ingrid ile vakit geçirmeye başlıyor. Ingrid, anneden kopuşu mümkün kılan bir figür olarak hikâyeye dâhil oluyor. Yani filmde lezbiyenlik, anneye bağımlı pasif konumdan çıkışın karşı kutbu olarak kurgulanıyor. Sonradan, bir anda öğrendiğimiz Ingrid’in çocukluk travmasının hikâye içindeki yerini tam olarak kestiremedim.

sıcak süt film

Bunu niçin biliyoruz? Ingrid ile Sofia’nın ilişkisi de annesiyle olan ilişkisine mi benzeşecek? şeklinde kafamızda yer eden sorularla izlemeye devam ediyoruz. İlerleyen sahnelerde farkına varıyoruz ki, Sofia’nın Ingrid ile ilişkisinde de sürekli bir kıskançlık, rekabet ve güvensizlik döngüsü var; bu da onun kırılganlığını ve kendini bulma sürecinin sancılarını gösteriyor. Özgürleştiğini sandığı bağın içinde yine kıskançlık ve denetim buluyor. Bu sebeple filmin anlatısı pek umut verici türden gözükmüyor; karamsar bir döngü içinde umutsuzca hikâyeye eşlik ediyoruz.

“Ölülerden bahsetmek gerekir.” Dr. Gomez

Geçmişte olanların, geçmişte ölenlerin boynumuza doladığı ipi görmezden gelerek ilerlemeye çalışmanın kaybettirdikleri üzerine düşündürüyor Hot Milk. Çocuklukta kökleşmiş kaybetme ve sevilmeme korkusunun yetişkinlikteki tezahürüne anne- kız ilişkisi ile ayna tutuyor. Acıtan, düşündüren çok yönlü bir hikaye fakat anlatıdaki örtüklük seyirciyi duygulardan uzaklaştırıyor. Senaryonun roman uyarlaması olmasının bazı amatörlükleri hissedilir kıldığını düşünüyorum. Avantaj olmaktan çok dezavantaj olmuş gibi gözüküyor.

Seyircinin nabzını tavan yaptıran bir hamle ile final yapıyor Rebecca. Vicdansız yönetmenimiz devasa soru işaretleri ile bizi yalnız bırakarak ekran karartıyor.

Hastalık gerçek mi, yoksa ilişkiyi manipüle eden bir araç mı?
Bağlılık ile esaret arasındaki çizgi nerede?
Sevgi, bakım ve bağımlılık arasındaki fark nedir?

Cevapsız sorular…

Tags: Film İnceleme

Post navigation

Önceki Coldplay Konserleri Neden Bu Kadar Popüler?
Sonraki Fatma Aliye: Evliliklere Karşı Realist Bir Bakış | Levâyih-i Hayat

Son Yazılar

Beden: Gerçekten Bir Başyapıt mı? Book or magazine titled 'LIFE' by David Szalay resting on a colorful, weathered desk with a vase of bright flowers nearby and a retro rotary phone in the corner. 1

Beden: Gerçekten Bir Başyapıt mı?

Gotik Londra Anlatısından Beyaz Perdeye: Fleet Sokağının Şeytani Berberi: Sweeney Todd Sweeney Todd 2

Gotik Londra Anlatısından Beyaz Perdeye: Fleet Sokağının Şeytani Berberi: Sweeney Todd

Hartmut Rosa’nın Toplumsal Hızlanma Kuramı: Modern Dünyada Zamanın Daralması Students study at long white tables in a large library with tall bookshelves on two levels and a central banner hanging above. 3

Hartmut Rosa’nın Toplumsal Hızlanma Kuramı: Modern Dünyada Zamanın Daralması

Wunderkammer Nedir? 17th‑century studio still life: wall hung with numerous framed paintings and a cluttered table of shells, coins, busts, and curiosities. 4

Wunderkammer Nedir?

Ve Sanat Sanatçıyı Yarattı Illustration of a colorful desk: pink laptop, notebook, mug, binder clip, and handwriting on a sheet of paper. 5

Ve Sanat Sanatçıyı Yarattı

Umudun Korkusu Silhouetted person stepping through a bright doorway into a dark space, with light beams cutting through the darkness. 6

Umudun Korkusu

İlgili İçerikler

Beden: Gerçekten Bir Başyapıt mı? Book or magazine titled 'LIFE' by David Szalay resting on a colorful, weathered desk with a vase of bright flowers nearby and a retro rotary phone in the corner.

Beden: Gerçekten Bir Başyapıt mı?

Gotik Londra Anlatısından Beyaz Perdeye: Fleet Sokağının Şeytani Berberi: Sweeney Todd Sweeney Todd

Gotik Londra Anlatısından Beyaz Perdeye: Fleet Sokağının Şeytani Berberi: Sweeney Todd

Hartmut Rosa’nın Toplumsal Hızlanma Kuramı: Modern Dünyada Zamanın Daralması Students study at long white tables in a large library with tall bookshelves on two levels and a central banner hanging above.

Hartmut Rosa’nın Toplumsal Hızlanma Kuramı: Modern Dünyada Zamanın Daralması

Wunderkammer Nedir? 17th‑century studio still life: wall hung with numerous framed paintings and a cluttered table of shells, coins, busts, and curiosities.

Wunderkammer Nedir?

Diziden Kitaba Yolculuk: Anne With An E ve Jane Eyre Young girl with red hair in braids examining a plant in a sunlit meadow.

Diziden Kitaba Yolculuk: Anne With An E ve Jane Eyre

Kopenhag Üçlemesi: Çocukluk, Gençlik ve Bağımlılık Woman in a belted coat stands in a narrow alley between old buildings, looking upward; bicycles lean nearby.

Kopenhag Üçlemesi: Çocukluk, Gençlik ve Bağımlılık

Sanatsal Hareketler Dijital Tasarımlar
Beden: Gerçekten Bir Başyapıt mı? Book or magazine titled 'LIFE' by David Szalay resting on a colorful, weathered desk with a vase of bright flowers nearby and a retro rotary phone in the corner. 1

Beden: Gerçekten Bir Başyapıt mı?

Gotik Londra Anlatısından Beyaz Perdeye: Fleet Sokağının Şeytani Berberi: Sweeney Todd Sweeney Todd 2

Gotik Londra Anlatısından Beyaz Perdeye: Fleet Sokağının Şeytani Berberi: Sweeney Todd

Hartmut Rosa’nın Toplumsal Hızlanma Kuramı: Modern Dünyada Zamanın Daralması Students study at long white tables in a large library with tall bookshelves on two levels and a central banner hanging above. 3

Hartmut Rosa’nın Toplumsal Hızlanma Kuramı: Modern Dünyada Zamanın Daralması

Wunderkammer Nedir? 17th‑century studio still life: wall hung with numerous framed paintings and a cluttered table of shells, coins, busts, and curiosities. 4

Wunderkammer Nedir?

Ve Sanat Sanatçıyı Yarattı Illustration of a colorful desk: pink laptop, notebook, mug, binder clip, and handwriting on a sheet of paper. 5

Ve Sanat Sanatçıyı Yarattı

Umudun Korkusu Silhouetted person stepping through a bright doorway into a dark space, with light beams cutting through the darkness. 6

Umudun Korkusu

Diziden Kitaba Yolculuk: Anne With An E ve Jane Eyre Young girl with red hair in braids examining a plant in a sunlit meadow. 7

Diziden Kitaba Yolculuk: Anne With An E ve Jane Eyre

Haber bülteni

Son Yazılar

  • Beden: Gerçekten Bir Başyapıt mı?
  • Gotik Londra Anlatısından Beyaz Perdeye: Fleet Sokağının Şeytani Berberi: Sweeney Todd
  • Hartmut Rosa’nın Toplumsal Hızlanma Kuramı: Modern Dünyada Zamanın Daralması
  • Wunderkammer Nedir?
  • Ve Sanat Sanatçıyı Yarattı

Öneriler

Beden: Gerçekten Bir Başyapıt mı? Book or magazine titled 'LIFE' by David Szalay resting on a colorful, weathered desk with a vase of bright flowers nearby and a retro rotary phone in the corner.

Beden: Gerçekten Bir Başyapıt mı?

Gotik Londra Anlatısından Beyaz Perdeye: Fleet Sokağının Şeytani Berberi: Sweeney Todd Sweeney Todd

Gotik Londra Anlatısından Beyaz Perdeye: Fleet Sokağının Şeytani Berberi: Sweeney Todd

Hartmut Rosa’nın Toplumsal Hızlanma Kuramı: Modern Dünyada Zamanın Daralması Students study at long white tables in a large library with tall bookshelves on two levels and a central banner hanging above.

Hartmut Rosa’nın Toplumsal Hızlanma Kuramı: Modern Dünyada Zamanın Daralması

Wunderkammer Nedir? 17th‑century studio still life: wall hung with numerous framed paintings and a cluttered table of shells, coins, busts, and curiosities.

Wunderkammer Nedir?

  • Kullanıcı Sözleşmesi
  • Bize Ulaşın

©SanatsalHareketler2026