Hepimizin favori filmleri, yönetmenleri, kitapları, tabloları vardır. Bazen, yaratıcısını hiç tanımadan bir fotoğrafa âşık oluruz. Ama bir an durup sorsak kendimize: Hoşlandığımız sanat eserlerinin ne kadarını sanatçısının karakterini ya da dünya görüşünü tanıyarak sahipleniyoruz?
Bu yazıda, Medusa Yayınları’ndan dilimize çevrilen Canavar kitabından da ilham alarak bazı sanatçıların kişilikleriyle eserleri arasındaki ilişkiyi sorgulayacağım.
Tarih boyunca sanatçının karakteri çoğu zaman görünmezdi. Örneğin, 1500’lü yıllarda Leonardo da Vinci’nin kişisel özelliklerine, çalışma arkadaşlarına nasıl davrandığına dair elimizde neredeyse hiçbir bilgi yoktu. Oysa günümüzde bir sanatçının siyasi görüşünden tuttuğu takıma kadar her şeyi biliyoruz. Peki bu bilgi, sanatçının eserine karşı bizde bir önyargı oluşturuyor mu?
Suç ve Sanat Arasında
Hollywood’un önemli yönetmenlerinden Woody Allen, son yıllarda filmlerinden çok, evlatlık edindiği kızına yönelik cinsel istismar iddialarıyla gündeme geldi. Her ne kadar kesin bir yargı kararı olmasa da kamuoyunun zihninde Allen’a karşı ciddi bir önyargı oluştu.
Benzer bir durum Roman Polanski için de geçerli. Piyanist gibi kült filmlere imza atmış bu yönetmen, 13 yaşındaki bir kıza cinsel istismarda bulunduğunu kabul etti. Amerika’dan kaçarak Avrupa’ya yerleşti, çünkü geri dönerse tutuklanacak. Peki tüm bu bilgiler, onun sinemasal yaratım gücünü nasıl etkiler? Etkilemeli mi?
Psikolojik Gerilim mi, Etik Sorumluluk mu?
Sanatçının karakterine dair etik sorgulamalar yalnızca suç isnatlarıyla sınırlı değil. Sylvia Plath, çocuklarını evde bırakıp intihar ettiğinde ardında yalnızca bir mektup bırakmıştı. Bu olay, onun eserlerini okurken okuru etik bir sorguya davet ediyor. Tıpkı Virginia Woolf gibi Plath’in intiharı da yalnızca bir psikozun sonucu mu, yoksa eleştirilebilir bir tercih mi? Hâlâ tartışmalı bir konu.
Siyasi Görüşler ve Toplumsal Algı
Sanatçıların siyasi duruşları da toplumun algısını etkiliyor. Örneğin, Beyoncé ve Jay-Z, Barack Obama’yı destekledikleri için övgüyle karşılanırken, Donald Trump destekçisi birçok ünlü kamuoyundan tepki aldı. Demek ki yalnızca sanat değil, sanatçının politik kimliği de eserin toplumsal karşılığını belirleyebiliyor.
Yerel Örnekler: Ozan Güven Vakası
Bir eser üreten sanatçıların yanı sıra, benzer örneklerle karşılaştığımız başka sanatçılarımız da var. Üstelik çok uzağa gitmeye gerek yok; kendi coğrafyamızdan bir oyuncu olan Ozan Güven örneğini verebiliriz. Güven, eski kız arkadaşına uyguladığı şiddet nedeniyle İstanbul 58. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.(1) Ancak cezası 2 yılın altında olduğu için infaz edilmeyecek. Tüm bu kesinleşmiş cezalara rağmen Güven, kariyerinde kadın hakları savunucusu birçok kadın oyuncuyla dizi ve film projelerinde yer almaya devam ediyor. Burada doğrudan bir “eser sahibi sanatçı”dan söz edemeyiz belki, ama bir aktör olarak topluma karşı sorumluluk taşıyıp taşımadığı sorgulanabilir.
Sanatçı, Toplumun Aynası mı?
“Sanat toplum için mi, sanat için mi?” sorusu, belki de sanat tarihinin en çok tartışılan, en klişe sorularından biri. Kesin bir yanıtı da yok. Ancak ben, evime alacağım ıslak mendilin bile üreticisinin politik duruşunu, yediğim tarhananın içeriğinin doğallığını kontrol ediyorsam; toplumun aynası olan, kamusal etki alanı geniş sanatçıların da etik sorumluluk taşıması gerektiğine inanıyorum.
Çok sevdiğim bir belediye başkanının dediği gibi: “Sanatçıymış, konuşamazmış! Konuşacak kardeşim, konuşacak! Sanatçı konuşacak!”
Sanatçı da her yurttaş gibi haklarını savunmalı, sesini çıkarmalı. Belki sıradan bir vatandaştan daha fazla… Çünkü onu izleyen, dinleyen, takip eden insanlar var. Tıpkı öğretmenlerin çocuklara yalnızca bilgi değil, etik de aktarması beklendiği gibi; sanatçılar da topluma karşı sorumluluk taşıyan figürlerdir.
Sanat toplum içinse, sanatçı da toplumun aynası olmalı.