Ozzy Osbourne Image credit: Getty Images/Erica Echenberg
Ozzy Osbourne 22 Temmuz 2025’te hayatını kaybetti. Son konserini verdi, hastalıktan kırılan vücuduna rağmen çocukluğundan bu yana ömrünü adadığı müzik için son kez mikrofonu eline aldı ve hayranlarına son bir selam verdi.
1960’ların sonları, Birmingham’ın tozlu sokaklarında fabrikanın metal sesleri yankılanıyor. Savaş sonrası dönemde, işçi sınıfının yoğunlukta olduğu caddelerde doğan çocuklar; hayatta kalabilmek adına günlerini agresif bir başkaldırıyla zor koşullar altında çalışarak geçiriyor. Ağır endüstrinin ve kirli bir havanın baskın olduğu şehirde, dumanla kaplanmış gökyüzü aslında müzik tarihinin bir evi haline geliyor. Bir avuç genç metalin metale vurma sesinden tabiri caizse yeni bir müzik türü doğuruyor: Heavy Metal. “Coğrafya kaderdir” derler, Birmingham’ın kaderi de metal müziği, Black Sabbath’ı ve Judas Priest’ı var etmekti.
O dönemde, popüler müziği genel itibarıyla Amerika’nın orta sınıf gençlerinin ürettiği ve barış, aşk ve harmoniye odaklanan ütopik bir idealin yansıtıldığı “hippie” kültürüne ait şarkılar oluşturuyordu. Müzik ve Birmingham’ın sosyo-ekonomik hayat koşulları arasındaki uçurum, Black Sabbath’ı kendi zorluklarını yansıttıkları, distopik sözlerin ve hırçın gitar&baterinin birleşimiyle oluşturdukları bir müzik üretimine itti.
Karanlığın Prensi ve Black Sabbath
Müzik dünyasında “Karanlığın Prensi” olarak bilinen Ozzy Osbourne soğuk bir aralık gününde Birmingham’da doğdu. Dönemin klasik bir işçi sınıfı ailesinden geliyordu. Çocukluğu 5 kardeşiyle aynı yatağı paylaşarak, içeride bir tuvaletinin bile bulunmadığı bir evde fabrika işçisi olan anne ve babasının kazandığı iki gram parayla hayata tutunarak geçti. Müzik ile olan ilk etkileşimi babasının eve sarhoş geldiği zamanlarda mırıldandığı şarkılardı. 15 yaşında okulu bıraktı, zamanının çoğu İngiliz genci gibi birçok işte çalışmaya başladı. 17 yaşında hırsızlık dolayısıyla 2 aylığına hapis yattı ve çıktığında rock gruplarında şarkı söylemeye başladı.

En nihayetinde okul arkadaşları Terry “Geezer” Butler, Tony Iommi ve Bill Ward ile bir araya gelip “Earth” adında bir rock grubu kurdular ancak aynı isimle yer eden başka bir grupla karıştırılmamak için sonradan, eski bir Boris Karloff filminde aldıkları ilhamla, bugün de bildiğimiz şekilde “Black Sabbath” olarak anılmaya başladılar. Şubat 1970’de ise onlara hem Britanya hem de Birleşik Amerika’da ün getiren ilk albümleri yayınlandı.
Bir röportajda Osbourne, “Kazanacak hiçbir şeyimiz yoktu. Kaybedecek hiçbir şeyimiz yoktu. Her halükârda bir fabrikada çalışmaktan daha iyiydi.” ifadelerini kullandı. Müzik kendilerini yansıtmak için bir araçtan çok daha fazlasıydı, fabrikalarda çalışmaya kodlanmış kaderlerinden bir kaçıştı. Şarkı sözleri genellikle grubun basçısı Terrance “Geezer” Butler tarafından yazılıyordu. O da Osbourne ve diğer grup üyeleri gibi Aston civarlarında büyümüştü. Savaş sonrası Birmingham’ı şöyle betimlemişti, “İkinci Dünya Savaşında, Birmingham mühimmatın yapıldığı yerdi. Bu yüzden de şehre bomba yağdırıldı, her yer bombalanan binalardan saçılmış tuğlalarla doluydu.” Bu umutsuzluk, maddi imkânsızlıklar, ölüm, savaş ve birçok tema Butler’ın sözlerine ve Black Sabbath’ın şarkılarına da yansımıştı. War Pigs, savaşın korkunçluğunu ve sınıflar arası farkın ve grubun protest tavrının şarkıya dönüşmüş haliydi.
In the fields, the bodies burning/As the war machine keeps turning
Death and hatred to mankind/Poisoning their brainwashed minds
Politicans hide themselves away/They only started the war
Why should they go out to fight?/They leave that all to the poor
On their knees, the war pigs crawling/Begging mercies for their sins
Satan, laughing, spreads his wings…
Grup o dönem 1974 harici her sene bir albüm yayınladı ve 1978’deki “Never Say Die” turlarından sonra Ozzy o gruptan ayrıldı/kovuldu.
Ozzy’nin Solo Kariyeri
Osbourne hayatının kötü bir evresindeydi, uyuşturucu bağımlılığı ile mücadele ediyordu, ilk eşinden boşanmasından sonra sorunlar gittikçe büyüdü. Ardından onu müziğe geri iten bir kadın girdi hayatına, Sharon Arden ile tanışıp evlenmesiyle ise durumlar düzelmeye başladı, Arden’in teşvikiyle solo bir kariyere adım atan Osbourne 1980-81 yıllarında gelen Blizzard of Ozz, Crazy Train ve Diary of a Madman ile müzik piyasasındaki varlığını sürdürdü. Albümün turunda ise kariyerinin önemli anlarından bir tanesi yaşandı, karanlığın prensi ona fırlatılan “plastik” bir oyuncak olduğu düşüncesiyle canlı bir yarasanın başını ısırarak kopardı. Bu olay yıllar sonra bile anılmaya ve röportajlara konu olmaya devam edecekti.

1993’de Osbourne “I Don’t Want to Change the World” ile Grammy ödülünü kazandı. 1990’ların sonuna doğru Black Sabbath ile yeni bir albüm ve tur için yeniden bir araya geldi ve ekip 1999’da Iron Man şarkısı ile Grammy ödülüne layık görüldü. 35 yıllık bir aranın ardından Osbourne grup ile ilk stüdyo kaydını, “God is Dead?”şarkısını gerçekleştirdi. 2001 ve 2005 yılları arasında Osbourne ailesine odaklanan bir televizyon programı yayınlandı. 2007’de Ozzy son altı yıldaki ilk solo albümü Black Rain’i yayınladı ve onu 2010’da Scream, 2020’de Ordinary Man ve 2022’de de Patient Number 9 takip etti. 2023 yılında, bundan iki sene önce Osbourne yaşlılığa teslim olmaya başladı ve bütün konserlerini iptal etti. Bedeni artık kaldırmıyordu, dört yıl öncesinde yaşadığı omurgasındaki bir sakatlık onu iyice zayıflatmıştı. Ancak yine de kaydetmeye, müziğini dünyayla paylaşmaya ve hayranlarını beslemeye devam etti.
Karanlığın Prensi’nin Sahneye ve Ardından da Hayata Vedası
5 Temmuz 2025’de Ozzy ve Black Sabbath, hem Ozzy’nin hem de Black Sabbath’ın son sahnesi için bir araya geldiler. Metalin kralı, Ozzy Osbourne 76 yaşında Parkinson hastalığı dolayısıyla yürüyemediği için siyah tahtında oturarak sahneye çıktı. Metallica, Slipknot, Guns N’ Roses gibi birçok metal ve rock grubu da sahne alarak Ozzy’e ve Black Sabbath’a olan saygılarını gösterdiler. Rock müziğin genç isimlerinden Yungblud, idolünün son sahnesinde Changes şarkısına yaptığı cover ile konserin odak noktalarından biri haline geldi. Ozzy Osbourne, Yungblud için “Onu gördüğümde kendimi görmüş gibi oldum” ifadelerini kullanmıştı ki genç sanatçı Osbourne ailesiyle olan sıkı bağları ile de dikkat çekiyordu. Ozzy ile bir baba-oğul ilişkilerinin olması, hayranları “Karanlığın Prensi tahtını devrediyor” düşüncesine sürükledi.
Yaklaşık 10 saat süren konser binlerce insan için hayatlarının en önemli anlarından birisiydi. Tüm hayranları ve tüm müzik severler, Ozzy Osbourne’ün tahtından kalkmayı çok istemesine rağmen deneyip başaramayışını ve duygulu gözlerle önündeki kalabalığa bakıp son şarkılarını söylemesini izlediler. “Mama, I’m Coming Home” performansında birçok kişi gözyaşı döktü, bir efsanenin son anlarını izlemek hiçbir zaman kolay olmamıştır. Birmingham’ın kaderi metali doğurmaktır demiştik, Birmingham’ın kaderi Black Sabbath’ın ve Ozzy’nin son konserine de ev sahipliği yapmak oldu.
Şu anın birçok rock ve metal grubu Black Sabbath olmadan var olamazdı, bu nedenle dinlediğiniz dinlediğimiz çoğu ismin kökeni onlardır, bu müziği doğuran insanlar sahnelere veda ettiler.
Ozzy Osbourne, sahnede verdiği o son selamla birlikte, müziğe adanmış bir ömrü ardında bıraktı. 22 Temmuz 2025’te hayata gözlerini yumduğunda, metalin kalbinde yeri hâlâ sapasağlamdı. Karanlığın Prensi artık aramızda değil ama bıraktığı ses, her riffte yankılanıyor. Metali doğuran ve ölümsüz kılan onlardı, metal hiçbir zaman ölmez. Bunu var edenlerse maalesef birer birer gözlerini yumuyorlar… Huzur içinde uyu Ozzy.