Jack London
Jack London’un yarı otobiyografik eseri Martin Eden, ilk olarak 1908’de The Pacific Monthly dergisinde tefrika edilmiş, 1909’da ise Macmillan tarafından kitaplaştırılarak yayımlanmıştır.
Martin Eden ne anlatıyor?
Belki de kitabın bu denli etkileyici olmasının nedeni, yalnızca kurmaca olmaması; yazarın yaşamından güçlü izler taşımasıdır. Martin Eden, proleter sınıftan bir denizcidir. Burjuva bir aileye mensup arkadaşının kız kardeşi Ruth’a âşık olunca, bu sınıfa kabul edilebilmek için kendini geliştirmeye koyulur. Kütüphaneden edindiği kitaplar ve işçi sınıfının toplantılarında öğrendikleriyle bu süreç hız kazanır. Ancak Martin geliştikçe, özendiği burjuva sınıfının hiç de hayal ettiği gibi olmadığını fark eder.
Martin’in içinde yazmaya karşı konulmaz bir istek vardır. Âşık olduğu kadına ulaşabilmenin en kestirme yolunun, yazarak büyük paralar kazanmak olduğuna inanır. Öyle bir açlıkla kaleme sarılır ki bazı günler yalnızca beş saat uyur, geri kalan tüm vaktini öyküler yazmaya adar.
Ne var ki sistemin çarkları düşündüğü gibi işlemez. Ne kadar çok öykü ya da şiir yazsa da, gönderdiği dergi ve gazetelerden sürekli ret alır. Hatta bir süre sonra yazılarının insani bir editör değil, adeta bir makine tarafından reddedildiğine inanmaya başlar.
Yıllarını bu denemelerle geçiren Martin, Ruth’un kendisine maaşlı bir iş bulması yönündeki baskısıyla sarsılır. Oysa onun tek hayali, yazdıklarının bir gün yayımlanıp başarıya ulaşmasıdır. Bu süreçte geliştikçe, Ruth’un ailesinin ve ilk başta yücelttiği burjuva sınıfının aslında ne kadar boş insanlar olduğunu görür. Yalnızca birkaç yıl içinde kendisini böylesine geliştirmişken, üniversite okumuş bu insanların sığlıklarıyla yüzleşir. Ve bu yüzleşme, ister istemez okurun da kendi inançlarını sorgulamasına yol açar.
Zamanla Martin, sadece burjuva sınıfının yetersizliklerini görmekle kalmaz; Ruth’a duyduğu şeyin çoktan fiziksel hoşlantıyı aştığını fark eder. Tıpkı Mecnun’un, Leyla’yı kaybettikten sonra aşkına tutkun olup onu tanıyamaması gibi, Martin de aslında aşkın kendisine aşık olur. Onun sevdiği kişi Ruth değil; Ruth ile yaşadığı, hayatında ilk kez tattığı aşk duygusudur. Bu yüzden Ruth olsun ya da olmasın, Martin yazmaya ve tutkularını kaleme dökmeye devam eder.
Kitabın Bize Düşündürdükleri
Bu yazıyı okuyan bizler, görece daha şanslı bir azınlıktanız. Bilgiye erişimimiz var, belli bir eğitim seviyesine sahibiz. Peki ya Martin Eden gibi bir sınıfta doğmuş olsaydık, kaçımız onun gibi kendimizi geliştirebilirdik? Kaçımız aşkımıza bu kadar sahip çıkabilirdik?
Martin’in içindeki güç, aslında yeni bir sınıfa girmek ya da sevdiği kızı etkilemek değildir. Onun içindeki şey: tutkudur. Yüzden fazla öyküsü editörler tarafından reddedildiğinde bile, yeni bir öykü gönderebilmek için takım elbisesini rehineciye bırakabilen Martin, insan tutkularının sınırlarını bize gösterir.
Kitabın en çarpıcı yönü ise finalinde gizlidir. Yazıları yayımlanıp ün kazandıktan sonra, Martin aslında “Ben o öyküleri zaten o zaman yazmıştım” diye düşünür. Hiçbir şeyin değişmediğini, yalnızca toplumun bakışının farklılaştığını fark eder. “Ben yine aynı insandım” duygusuyla, şöhretin getirdiği yeni ilgiyi kabullenemez. Hatta Ruth ondan af dilemeye geldiğinde bile, bütün aşkına rağmen onu reddeder. Çünkü Ruth, en ihtiyaç duyduğu anda ona inanmamış, tutkularının peşinden gitmesi yerine vazgeçmesini istemiştir.
Martin, sonunda saygın bir yazar olduğunda bile, şöhretin kendisini mutlu etmediğini görür. Tam tersine, bu adaletsizlik ve ikiyüzlülük midesini bulandırır. Ve en sonunda bu yüzeyselliğe, bu sahteciliğe dayanamaz.
Martin Eden ve Bize Öğrettikleri
Bu kitap, aynı zamanda bir sınıf savaşıdır. İşçi sınıfının “Bakın burjuvalar, ben de buradayım!” deme şeklidir. Ama aynı zamanda, oraya ulaşmak için ne kadar çok emek verilmesi gerektiğinin de hikayesidir. Hiçbir iş yapmadan sırf ayrıcalıklı bir aileye doğmuş bir adam ile, fakir bir aileden çıkıp kendini yeniden yaratan Martin’in kavgasıdır.
Bu dünya adil bir yer değil. Belki biz Martin Eden gibi sınıf atlayamayız, dünyaya kafa tutamayız. Ama tutkumuzu öldürmememiz gerekir. Bu yüzden Martin’in tutunduğu gibi, iyi ki kitaplar var. Onlar sayesinde kendimizi geliştirebiliyoruz.
Ama sadece kitaplarla sınırlı değiliz; tutkularımızın peşinden gitmek için şanslıyız ki bugün elimizde sayısız seçenek var.
Sair Ahmet Telli’nin dediği gibi:
“Soluk soluğa yaşamalı insan
Her sabah yeni bir şeyler görebilmeli
Ve cehenneme dönse de bütün bir ömür
Mutlaka bir şeyler değişmeli her gün.”
Değiştirmeye adım atmamız cesaretiyle…
Kaynakça
- Wikipedia contributors. “Martin Eden.” Wikipedia, en.wikipedia.org/wiki/Martin_Eden. Erişim tarihi: 28 Ağustos 2025.
- Epigraf. “Jack London – Martin Eden.” Epigraf Dergisi,
Daha fazla edebi içerik ve analiz için Edebiyat kategorisini ziyaret edebilirsiniz.