İtirafçılık (Confessionalism) edebi hareketi, 20. yüzyılın ortalarında Amerikan şiirinde, şairin iç dünyasını- psikolojik derinliklerini; bastırılmış travmalarını, ailevi çatışmalarını, tüm duygu geçişlerini ve ruhunun en kırılgan katmanlarını saydam ve cesur bir anlatımla şiire dökmesiyle hayat bulmuştur.
Bireyin iç dünyasında yer alan her bir duygu durum halinin toplumda kendine uygun bir yer bulamamasına açık bir başkaldırıdır. Toplumsal normlar arasında sıkıştırılan sadece benlikler değil aynı zamanda insanların başına gelen olayların ve getirdiği içsel karmaşıklığın olması gereken adlı bir düzende sıkıştırılmasına karşın da İtirafçı şairler edebiyatta her şeyi gün yüzüne çıkarmayı seçen bir anlatım biçimini benimsemişlerdir. Kendi acılarını cesur bir şekilde sanatsal itiraflara dönüştürürken, sardıkları yaralar sadece kendilerininki değil aynı zamanda kendinden bir parça bulup hissettiklerini kabul edilir kılabilecek okuyucular için de bir banttır.

Bu edebiyat hareketi insanların en sevdikleriyle dahi paylaşamadıkları, hatta bundan daha acısı; kendi kendine itiraf edemedikleri her bir parçayı edebiyat gibi bir sanat alanında yazılar halinde dökmeleridir. İç dünyalarından akıttıkları kelimeler, boğazlarındaki düğümleri çözdüğü için bu akıma ‘’iyileştirici yazı’’ (therapeutic writing) biçimi de denir. İtirafçı şiirin en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen Daddy (Babacığım) şiiri okuyucuya hem İtirafçı hareketi anlaması hem de Sylvia Plath’ı gerçekten tanıması için bir köprü niteliğindedir.
Bir Çocuğun Adımları; Bir Şairin İtiraf Başlangıcı
İtirafçı yazı biçiminde şiirde konuşmacı şairin bizzat kendisidir, Sylvia Plath Daddy (Babacığım) şiirinde kendi kimlik mücadelesinde en yoğun çatışmalara yol açan babasıyla yüzleşir. Şairin çocukluk travmaları, bastırdığı tüm duyguları ve çocukluğunda yaşanan; anıya dönmekten ziyade hayatının her noktasına yıkıcı bir şekilde sirayet eden gerçekleri gün yüzüne çıkarması, bireysel bir yüzleşmenin dışavurumudur.
Şiir, ilk dizeleriyle adeta bir çocuk şarkısını andıran bir tonda başlar:
You do not do, you do not do / Any more, black shoe (Plath, 1965, lines 1–2)
Yok, artık bir işe yaradığın yok / Tam otuz yıl zavallı / Kanı çekilmiş bir ayak gibi. (Plath, 1965/Çev. Eradam, 2010, s. 54)
“Siyah ayakkabı” ile Plath’ın babası arasında bir paralellik kurulur. ‘’Siyah ayakkabı’’ metaforu, Plath’in babasının şeker hastalığı nedeniyle kangren olan ayağının kesilmeden önce siyaha dönmesine bir göndermedir. Plath, sekiz yaşındayken babasının sancılı ölümüne tanık olmasıyla beraber bu görüntüler zihninde birer travmatik imgeye dönüşmüş ve onu ömür boyu etkilemiştir. Üstelik Plath’ın burada ‘’siyah ayakkabı’’ya seslenmesinin bir diğer nedeni de henüz babasına doğrudan hitap edebilecek duygusal gücü kendinde bulamamış olmasıdır.
In which I have lived like a foot / For thirty years, poor and white, / Barely daring to breathe or Achoo. (Plath, 1965, lines 3-4-5)
İçinde yaşadım senin, kara kundura, / Ancak bir soluk, ancak bir Hapşu. (Plath, 1965/Çev. Eradam, 2010, s. 54)
Şair kendisini, siyah ayakkabı içinde yaşayan bir ayak gibi betimler. Hayatı boyunca bu baskıcı imgeyle yaşadığını ve bu travmatik çocukluk anısından kurtulamadığını ifade eder. Plath’ın hayatını alt üst eden şey sadece bu çocukluk anısıyla ilişkili değildir; çok küçük yaşta kaybettiği babasından ona geriye kalan ancak travmatik olarak değerlendirebilecek anıların zihninde var olmasıdır.
Ayakkabı burada aynı zamanda baskının ve ağırlığın simgesidir çünkü tüm vücut ağırlığını taşır. Pasif bir organ olarak konumlandırılan ayağı boğan şey ayakkabı iken; ayakkabı içinde sıkışmış hisseden Plath’ı boğan şey ise bir otorite olarak babasıdır. Şairin zihninde kalıplaşmış bu ayakkabı imgesinden kurtulmak istemesi; babasından, babasının varlığının ve yokluğunun yarattığı tüm acı dolu deneyimlerden ve babasının ona hiç hissettiremediği güzel duyguların yokluğuyla ızdırap içinde yaşamaktan kurtulmak istemesidir.
“Barely daring to breathe or Achoo” (Plath, 1965, line 5) ‘’Ancak bir soluk, ancak bir Hapşu’’ (Plath, 1965/Çev. Eradam, 2010, s. 54) dizesinde ‘’Achoo’’ (Hapşu) kelimesi aslında yansıma bir sözcüktür; bir sesi taklit eden bir ifadedir. Plath özellikle bu çocukça ifadelere şiirinde yer vererek otuzlarında bir kadının sahip olduğu travmanın kökenin nerede başladığını gösterir. Şair nefes alamayacak düzeyde fiziksel bir acı çektiğini tarif eder; mücadele ettiği zihnindeki kalıntılar, fiziksel ve somut bir şekilde hayatının bir parçasıdır.
Simgesel Bir Ölüm, Şiirsel Bir Diriliş
Daddy, I have had to kill you. / You died before I had time——” (Plath, 1965, lines 6-7) Babacığım, öldürmek zorundayım seni. / Ben zaman bulamadan ölüverdin… (Plath, 1965/Çev. Eradam, 2010, s. 54)
Şiir ‘’sen’’ kelimesiyle başlar, ikinci kıtada “baba’’ olarak netleşir. Şair artık doğrudan babasına hitap eder. Plath babasıyla zihinsel bir mücadele içindedir, onun ölümüyle hesaplaşır ve gecikmiş olduğunu düşündüğü yüzleşme arzusunu nihayetinde yerine getirme cesaretini bulur. Onu “öldürmesi” gerektiğini söyler; bu, babasının ölümünü kabullenmeye çalışma ve onun hayaletiyle yüzleşme biçimidir.
Yalnızca fiziksel olarak ölmüş olan babasını zihninde öldürmek istemez, baba figürüyle beraber o kırılgan, savunmasız ve kendini güvende hissetmeyen kız çocuğunu da öldürmek ister; çünkü onu yetişkin bir kadın olarak diriltme arzusu vardır. Birinin ölümü; başka birinin dirilişi olabilir. Bu sembolik ‘’öldürme’’ ona otuz yıldır alamadığı nefesi; özgürlüğünü verecektir. Baba figürünün yarattığı tüm zihinsel ve psikolojik etkiler sanki her an her yerden çıkabilme gücüne sahip bir hayalet gibi onunla her günü geçirirken, Plath bu hayaleti silmeye çalışmaktadır.
Marble-heavy, a bag full of God, / Ghastly statue with one gray toe / Big as a Frisco seal” (Plath, 1965, lines 8-9-10)
Mermer gibi ağır, bir torba dolusu Tanrı, / San fransisco ayıbalığı gibi kocaman / Tek bir ayak parmaklı, iğrenç anıt (Plath, 1965/Çev. Eradam, 2010, s. 54)
Burada “heavy” (ağır) kelimesi hem babasının fiziksel bedenine hem de ölümün psikolojik ağırlığına işaret eder. ‘’Marble-heavy’’ (Mermer gibi ağır) hem ölü bir bedeni hem de duygusal olarak ulaşılmaz ve donuk bir figürü simgeler. Çocuk gözünde baba; her şeyi bilen, güçlü ve otoriter kişidir. Burada baba figürü tanrısal güçlerle donatılmıştır.
Plath’ın “God” (Tanrı) kelimesini büyük harfle yazması da babasının otoritesini ve kutsallığını vurgular. Bu tanrısal figürü “öldürmeye” çalışması, aslında kendi içindeki korkuyu ve baskıyı ortadan kaldırma çabasıdır. Kendi gözünde tanrıyla eş değer olabilecek biri ile hesaplaşma halindedir. Bu hayatını tümüyle ele geçirmiş zihinsel ve fiziksel oluşumlarıyla bir ömür mücadele ettiklerinin de ne denli güç gerektirdiğini gösterir.
“Ghastly” (ürkütücü, hayalet gibi) sıfatı bu dizelere karanlık bir anlam yükler. “one gray toe” (tek bir ayak parmaklı) ifadesi de tıpkı ilk kıtadaki “black” (siyah) kelimesi gibi babasının kangrenli ayağına bir göndermedir. Plath’ın belleğindeki travmatik görüntüler yeniden ve yeniden canlanır. Ayrıca “Frisco seal” (San Francisco ayıbalığı) ifadesiyle, babasının San Francisco’da yaptığı bilimsel çalışmalara göndermede bulunur.
Plath’ın Ruhunun Anatomisi: Kurtuluş ve Arınma İçin Sanat
Plath’ın Daddy şiirinin bu ilk iki kıtası, onun yaşam öyküsündeki kırılma noktalarıyla yakından ilişkilidir. Bu şiir, bir yandan geçmişin karanlık gölgeleriyle yüzleşme çabası iken, diğer yandan bir tür ruhsal arınma sürecidir. Plath, çocukluk imgelerini (ayakkabı, heykel, parmak, Tanrı) yeniden anlamlandırarak travmalarını sanatsal bir itirafa dönüştürmüştür. Bu yönüyle “Daddy”, yalnızca bireysel bir anlatı değil, aynı zamanda patriyarkal düzene, ailevi baskılara ve toplumsal normlara karşı bir başkaldırıdır.
Plath’ın şiirini baştan sona incelemek, onun hayatını; daha da ötesi onun ruhunu tanıma fırsatına erişmektir. Şiire çocuk olarak başlayan Plath, ilerleyen kıtalarda büyür, son dizelerde ise bir yetişkindir. Ölümünden dört ay önce yazdığı bu şiirle Plath artık her şeyin farkında olduğunu belirtir; hissettiklerini anlamlandırmış, mantığına sığdırabileceği birkaç şeye ulaşmış ve baba figürünün hayatında yarattığı tüm acılarla yüzleşmiştir. Şiirin sonunda Plath, artık babasını öldürmüştür, ancak bazen yüksek bir bilinçle her şeyi farkında olmak acıları silmek için yeterli değildir. Plath, yaşamının bir mücadeleye dönüşmesinin en büyük sebeplerini şiirinde açıkça itiraf etmiş, nefes almanın ise fiziksel değil; zihinsel bir şey olduğunu göstermiştir.
Kaynakça:
Plath, S. (1965). Daddy. Ariel. HarperCollins.
Plath, S. (1965). Babacığım (Y. Eradam, Çev.). Ariel ve Seçme Şiirler (s. 54). Kırmızı Kedi Yayınevi.