Noah Baumbach’ın 2012 yapımı Frances Ha filmi, 27 yaşında New York’ta yaşayan ve dansçı olmaya olmaya çalışan Frances isimli bir kızın hikayesini anlatır. Ana karakterimizin artık 20’li yaşlarının sonunda olmasına rağmen düzenli bir işi ve parlak bir kariyeri yoktur. Hala dansçı olma hayali için uğraşmaktadır. Buna rağmen Frances neşeli, uçarı ve adeta yetişkin olmayı adeta reddeden bir karakterdir.
Arkadaşı Sophie ile aynı evi paylaşmaktadır. Sophie bir ev arkadaşından ötedir, Frances’in aynı zamanda en yakın arkadaşıdır. Ancak Sophie’nin beklenmedik bir şekilde taşınmaya karar vermesiyle karakterimizin de hayatının kırılmaya başladığını izleriz. Artık onun için de yetişkin olma baskısı artmaya başlamıştır. Hayatın ona biçtiği kalıplara ısrarla sığamayan Frances’in hikâyesi, özellikle 20’li yaşlarının sonundaki izleyici için bir ayna görevi görüyor. Frances’in büyümesi ya da büyümeye direnmesi, bizleri son yıllarda sıkça tartışılan bir kavram olan çeyrek yaşam kriziyle karşı karşıya getiriyor.
Yetişkinliğe Girişin Sessiz Krizi: Çeyrek Yaşam Krizi
Frances ve en iyi arkadaşı Sophie, üniversiteden arkadaşlar. Birlikte ilk gençliklerini geçirip yetişkinliğe adım attıkları zamanları paylaşmışlar. Hepimizin hayatında Sophie gibi hayatımızın bir dönemini paylaştığımız ve o zaman bizim için çok önemli olan kişiler olmuştur. Ancak bir gün geldiğinde onlar artık yetişkin hayatına geçmiştir ve bir devir kapanmıştır. Onların artık gerçek işleri, evlilikleri, çocukları gibi sorumlulukları vardır, sen ise akşam ne yiyeceğinden bile emin değilsindir.
Çeyrek yaşam krizi (quarter life crisis), ergenlikten yetişkinliğe geçiş aşamasında kişilerin meslek ve romantik ilişkiler gibi alanlarda yaşadığı belirsizlik, kararsızlık, hayal kırıklığı ve aidiyet eksikliğini anlatan bir kavramdır. Önceki nesillere baktığımızda 20’li yaşlar, işe girme ve evlilik gibi yetişkin rollerinin benimsendiği bir evre olsa da günümüzde 20’li yaşlar ve hatta 30’lu yaşların başındaki genç bireylerin kendisini yetişkin olarak tanımlamakta güçlük çektiklerini görürüz. Ergenlik ve yetişkinlik arasında kalan bu evreyi tanımlamak için psikolog Jeffrey Arnett tarafından belirtilen yetişkinlik (emerging adulthood) kavramı önerilmiştir. Bu dönemde genç yetişkin sonsuz seçenek havuzu içinde ancak belirsizlikle dolu bir dünyada kendini var etmeye çalışır.
Bu kriz, tam anlamıyla Frances’in hayatına sirayet etmiş durumdadır. Frances 27 yaşındadır ama ne dans kariyeri netleşmiştir ne maddi geliri sabittir. Bir an Paris’e kaçar, ertesi gün New York sokaklarında elinde bavulla dolaşır. Arkadaşları evleniyor, yerleşiyor; o ise bir evden diğerine taşınarak hayatta kalmaya çalışıyordur. Aslında tüm bunlar karakterin hayatta kendine yer bulma çabasının bir yansımasıdır. Frances hem bir yandan kendini var etmeye çalışıyor hem de yetişkin olmaya ve hayallerinden vazgeçmeye direniyordur.
Beliren yetişkinlikle birlikte gelen belirsizlik, finansal olarak stabil olamama, kararsızlık, geç kalmışlık gibi düşüncelerle sonuçlanan başarısız girişimler kişide yoğun strese neden olarak gelişimsel bir krize dönüşebilmektedir. Diğer psikolojik süreçlerde olduğu gibi çeyrek yaşam krizi de kişiler tarafından farklı olarak deneyimlenebilmektedir.
Hapsolma (Locked-in) ve Dışarıda Kalma (Locked-out) Krizi
Çeyrek Yaşam Krizi daha bütüncül bir bakış açısıyla ele alındığında hapsolma (locked in) krizi ve dışarıda kalma (locked out) krizi olarak iki boyutuyla ortaya konabilir.
Hapsolma (locked-in) krizinde genç yetişkin kendisini yetişkin rolü içine hapsolmuş hisseder. Yaptığı işten, uzun süreli ilişkisinden memnun değildir ancak bir döngünün içinde kapana kısıldığını düşünür. Yetişkinlik böyle bir şey midir? Sevmediğimiz işleri her gün yapmayı, sevmediğimiz insanlarla yaşamayı mı gerektirir?
Dışarıda kalma (locked out) krizi ise yetişkin hayatı ve deneyimleri içinde kendisine yer bulamamakla ilgilidir. Yaşıtları hayatlarını yoluna sokmuşken kriz içindeki kişi hala kendi hayatının sorumluluğunu alamamıştır. Düzenli bir işi ya da ilişkisi yoktur, finansal olarak stabil değilidir.
Frances’e baktığımızda ne bir ilişkisinin ne de umut vadeden bir işinin olduğunu görürüz. Ancak Frances’in durumu dışarıda kalma krizinden ziyade bilinçli bir tercihtir. Dansçı kadrosuna girememesi sonucunda hocası Frances’e dans stüdyosunun ofisinde evrak işi yapacağı bir iş teklif eder. Bu şekilde hem sabit bir geliri olacaktır hem de boş zamanlarda stüdyoyu kullanabilecektir. Ancak bu teklif ve belki de yetişkin olmak Frances’i o kadar ürkütür ki hayallerinden vazgeçmek yerine mezun olduğu üniversitenin yaz kampında garsonluk yapmayı tercih eder.
Yetişkin Olmak Gerçekten Hayallerden Vazgeçmek Demek Mi?
Bu deneyimden sonra Frances hayatını ve hayallerini ne kadar sevse de yetişkin olmaya direnemez. Filmin sonunda bu işi kabul ettiğini görürüz. Dansçı olmamıştır ancak dans tutkusundan hiç vazgeçmeyip koreograf olmuştur. Kendisini hayallerinden vazgeçmeden ama yetişkin olmayı da göğüsleyerek var etmiştir. Ve çok mutludur. Bunları yaparken de kendisinden ödün vermemiştir, her şeyi yine tam olarak kendi stilinde yapmıştır.
Filmin son sahnelerinde film boyunca tanıdığımız herkesin Frances’in koreografisini yaptığı gösteriye geldiğini görürüz. Bir sahnede Sophie ile birbirlerine bakarlar. Birbirlerine karşı duydukları gurur ve sevgi gözlerinden okunmaktadır. Artık birlikte sabahlara kadar çılgın partilere katılmazlar ya da aynı yatakta sohbet ederek uyumazlar ancak yine de hala birbirlerinin en iyi arkadaşı olmayı başarmışlardır.
Filmin son sahnesinde ise Frances’in artık kendine ait bir dairesi ve kapıda adının yazacağı bir zili vardır. Kapı ziline ismini sığdıramaması onun için hiç sorun olmamıştır çünkü dairesinde kollarını iki yana ayırıp hiçbir yere çarpmadığını gördüğü an, artık başarmıştır.
Frances’in küçük ve kişisel zaferleri bize hayatın anlamının büyük başarılarla değil, kendine ait küçük alanlarda, kendi ritmini bulabilmekte gizli olduğunu söyler.
Çeyrek yaşam krizi hepimize farklı yüzlerle uğrar. Frances’in yaptığı gibi dans etmeye devam edebildiğimiz sürece, büyüme denen o garip süreç, belki de en çok kendimizi kaybettiğimiz anlarda başlar. Yetişkin olmak tutkularımızdan vazgeçmek anlamına gelmek zorunda değildir. Frances hayallerinden ödün vermiş olsa bunları dönüştürmeyi becermiştir. Yetişkin olmak hem kariyer hem de ilişkilerimizi terk etmeyi değil bunları yetişkin hayatlarımıza yedirmeyi gerektirir.
Tüm geçişler sancılıdır. Yaşarken hiç bitmeyecekmiş gibi gelir. Ancak her şey eninde sonunda sona erer. Her şey için vakit vardır ve herkesin mevsimi birbirinden farklıdır. Çiçek açan ağaçlara bakıp iç geçirmek yerine bazen sadece kendi mevsimini yaşayıp çiçek açmaya izin vermek gerekir.