Arthur Miller, 1963 © Inge Morath / Magnum Photos
Amerikalı yazar Arthur Miller’in Satıcının Ölümü adlı tiyatro oyununu inceleyeceğim bu yazıda, öncelikle eserin yazıldığı döneme ve kazandığı başarılara değinmek gerekir.
Arthur Miller’in 1949 yılında kaleme aldığı ve büyük yankı uyandıran Satıcının Ölümü, aynı yıl Pulitzer Tiyatro Ödülü’nü kazanmış; ayrıca ilk sahnelendiği yıl Tony Ödülleri’nde de önemli başarılara imza atmıştır. Oyun, 1949’da “En İyi Oyun”, “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” (Arthur Kennedy), “En İyi Sahne Tasarımı” (Jo Mielziner), “En İyi Prodüktör (Dramatik)”, “En İyi Yazar” (Arthur Miller) ve “En İyi Yönetmen” (Elia Kazan) dallarında ödüle layık görülmüştür.
Eserin ilk sahnelenmesi ise 10 Şubat 1949 tarihinde, dönemin önemli sahnelerinden biri olan Morosco Theatre’da gerçekleşmiştir.
Uyarı: Bu inceleme yazısı, Satıcının Ölümü oyununu henüz okumamış veya izlememiş olanlar için spoiler içermektedir.
Oyunun Konusu
Ön planda, üç yaşında babasını kaybeden, hangi yöne gideceğini, ne istediğini bilmeyen; geçmişe özlem duyan, kendisiyle yüzleşmek yerine hayallerin ardına sığınan satıcı Willy Loman’ın trajik yaşam öyküsü ve onu intihara sürükleyen süreç işlenir. Arka planda ise, Amerikan rüyasının sorgulanması ve kapitalizme yönelik bir eleştiri dikkat çeker.
Oyunun Karakterleri
Karakterler
Willy Loman: Yaklaşık 60 yaşlarında, ömrü boyunca satıcılık yapmış ve yaşlandıkça işini sürdüremez hale gelmiştir. Çalışamaz oluşunun yarattığı bunalım, onu intihara sürükler. Babasız büyüdüğü için kendisine rol model olarak abisini ve bir satıcıyı örnek alır. Oyun boyunca sık sık geçmişe dönerek kendi yaşamını ve kararlarını sorgular. Hayalperest ve kibirli bir kişilik sergiler.
Linda Loman: Willy Loman’ın eşi. Hayatını tamamen kocasına adamış, onun mutlu olması için çabalamış ve çocukları ile babaları arasında bir köprü rolü üstlenmiştir. Sadakati ve fedakârlığıyla öne çıkar.
Biff Loman: Willy’nin büyük oğlu. Babasının verdiği temelsiz güven ve yanlış yönlendirmeler sonucu hayatında bir türlü başarı sağlayamamıştır. Çalma alışkanlığı vardır. Babasının ihanetini öğrenmesiyle hayallerinden ve eğitiminden vazgeçer. Ancak oyun sonunda kendisiyle yüzleşebilen tek karakter olur.
Happy Loman: Willy’nin küçük oğlu. İçindeki mutsuzluğu kadınlarla ve yüzeysel ilişkilerle bastırmaya çalışır. Umursamaz ve sorumluluktan kaçan bir kişiliğe sahiptir.
Bernard: Willy’nin komşusu Charley’in oğlu ve Biff’in okul arkadaşıdır. Çalışkanlığı ve başarılarıyla Loman ailesinin çocuklarıyla tezat oluşturur.
Charley: Willy’nin sadık arkadaşı. Willy her sıkıştığında Charley’den borç alır ve son yıllarda evin ihtiyaçlarını da bu sayede karşılar. Ona iş teklif ederek destek olmak istese de Willy’nin gururu buna engel olur.
Ben Amca: Willy’nin ağabeyi. Genç yaşta Afrika’ya gidip yıllarını ormanlarda geçirdikten sonra zenginleşmiştir. Willy için başarı ve servetin sembolüdür.
Howard Wagner: Willy’nin patronu. Tüccar zihniyetli, pragmatik bir karakterdir. Willy’nin yaşlanmasını ve iş yapamaz hale gelmesini acımasızca karşılar.
Jenny: Charley’in sekreteri.
Kadın: Willy’nin ilişki yaşadığı, Biff’in ihanetini öğrendiği karakter.
Stanley: Restoranda garson.
Miss Forsythe ve Letta: Restoranda Biff ve Happy ile sohbet eden kadınlar.
Oyunun Sahneleri
Oyun toplam 2 perdeden oluşuyor.
1. Perde flütle çalınan bir melodi ile başlar. Satıcının evi: Derme çatma, küçük bir evdir. Evin etrafı koca apartmanlarla çevrilidir. Evin içi görülür.
Satıcı Willy Loman işten gelir, yorgun ve kafası karışıktır. Yaşı ilerlemiş ve araba kullanamaz hale gelmiştir. Aynı gün oğlu Bıff de Teksas’tan gelmiş, gelir gelmez birbirleriyle tartışmışlardır.
Satıcı Willy Loman kendi kendine konuşmakta ve sık sık geçmişe gitmekte, geçmişte olanları hatırlamaktadır. Geçmişe dair hatırlamalarından; oğlu Bıff’ın matematik dersinden kaldığını, bu yüzden üniversiteye gidemediğini, çeşitli eyaletlerde hayvan bakıcılığı yaptığını; Willy Loman’ın babasının ise Willy 3 yaşındayken onları terk ederek Alaska’ya gittiğini, ağabeyi Ben’in de babasını aramak için Alaska’ya doğru yola çıktığını, kendini Afrika’da bulup 4 yıl ormanlarda kaldıktan sonra elmas madeni bulup zengin olduğunu öğreniriz. Ben, Willy’ye iş teklif etmiş; ancak Willy, 84 yaşında bir satıcının sadece telefonlarla bile para kazanabildiğini, rahat bir hayat yaşadığını ve çevresi tarafından itibar ve saygı gördüğünü anlayınca satıcı olmaya karar vermiştir. Willy’nin babası da bir satıcıdır ve kendi yaptığı flütleri satmaktadır.
Otuz altı yıl satıcılık yapan Willy, çalıştığı firmanın adını birçok eyalette duyurmasına rağmen, yaşlanınca maaş alamaz duruma gelmiştir. Evin ihtiyaçlarını ve taksitlerini arkadaşı Charley’den aldığı borçlarla gidermektedir. Tek varlıkları, 25 yıl boyunca taksitlerini ödedikleri bir ev ve arabadır.
Bıff, Happy ve Linda’nın diyaloglarından ise Willy’nin, araba ve evdeki su ısıtıcısının gaz çıkışına bağladığı plastik boru ile intihar denemeleri yaptığını öğreniriz. Bıff bu olanları duyunca, eski patronu Oliver ile görüşüp ondan borç alarak Happy ile birlikte bir hayvan çiftliği kurmayı düşünür. Linda da Willy’i artık yola gitmemesi, New York’ta kalması için patronu Howard’la görüşmeye ikna eder.
2-PERDE Willy Loman’ın evi /Hogard Wagner’in ve Charley’in ofisi/ Restoran/ Willy Loman’ın evi
Willy, patronu Howard’la görüşür; fakat görüşme olumsuz sonuçlanır. Bıff de Oliver’la görüşmeye gider; ancak Oliver kendisini hatırlamaz. Bu duruma öfkelenen Bıff, onun dolmakalemini çalar. Daha önce de aynı işyerinden bir kutu futbol topu çalmıştır.
Willy, Howard’ın ofisinden çıkarken Charley’in oğlu Bernard’la karşılaşır. Bernard avukat olmuştur, evlenmiş ve iki oğlu vardır. Yüksek Mahkeme’de dava savunmak için Washington’a gidecektir. Willy ve Bernard, Bıff hakkında konuşurlar. Bıff’ın, kendisinin Boston’da bir otelde kaldığı sırada yanına geldiğini ve gitmek istediği üniversitenin isminin yazılı olduğu spor ayakkabılarını bodrumdaki kazanda yaktığını öğreniriz. Willy, Bernard’a “Ben mi suçluyum?” diye tepki verir. Ardından Charley’den borç alır; ancak Charley kendisine sık sık iş teklif etse de kabul etmez.
Sonrasında oğullarıyla buluştuğu restoranda geçmişe gidişleri artar. Oğlunun, Boston’da otelde kendisini bir kadınla birlikte gördüğünü hatırlar. İçindeki suçluluk duygusuna dayanamaz; eve döner, aldığı havuç tohumlarını bahçeye ekmeye çalışır, yine geçmişe gider. Bıff ona gerçekleri söyler: Aslında hiç satıcılık yapmadığını, Oliver’ın yanında ambar memuru olarak çalıştığını ve sorunun onda değil kendinde olduğunu, işe yaramaz biri olduğunu anlatır. Ancak Willy, ailesinin kendisi ölünce sigortadan para alacaklarını ve hayatlarını yeniden kurabileceklerini hayal eder ve arabayla giderek intihar eder.
Cenazesinde sadece ailesi ve Charley, Bernard vardır. Linda ise ağlayamamakta, bunun nedenini de bilmemektedir.
Oyunun Dramatik Yapısı
Yazar Arthur Miller, karakterin geçmişte yaşadığı olayları yine karakterin geçmişe gidişleri ile anlatarak bizlere farklı bir oyun sunuyor. Merak unsurunu çok iyi kullanan bir yazardır ve tıpkı Hepsi Oğlumdu oyununda olduğu gibi, oyunun sonuna kadar seyirciyi ya da okuru merakta bırakır.
İpuçlarını verir; ancak araya başka olay ya da diyaloglar yerleştirerek merak unsurunu daha da artırır.
Biff’in annesi Linda ile olan diyaloğunda, çevirdiği dolaplar yüzünden “Bütün sorumluluğu bana yükleme.” demesi; Bernard’ın Boston’a geldikten sonra ayakkabılarını yakma olayını anlatması; Willy’nin restoranda “Matematik, matematik…” diye sayıklaması ve sık sık duyduğu kadın kahkahası, kadın görüntüsü, bizi adım adım geçmişte olan ve Biff’in evden gitmesine sebep olan olaya doğru sürükler. Olayın tamamını ise oyunun sonunda öğreniriz.
Oyunun ana çatışması Willy ile Biff arasında olsa da, yan çatışmalar da dikkat çeker: Willy’nin kendi iç çatışmaları (geçmişe özlem, yaptığı seçimin yanlış olduğunu düşünme, suçluluk duygusu vb.), kibrinin Charley’in iş teklifini kabul etmesine izin vermemesi gibi.
Oyun hem gerçekçi (realist akım), hem de kişinin duygularını aktarma bakımından ekspresyonist akıma yakın durur.
Oyundaki göstergeleri incelersek; apartmanların arasında kalan derme çatma küçük bir ev, Willy Loman’ın kendi içinde sıkışmışlığını ve geçmişle bugün arasındaki farkı anlatır.
Oyunda geçen “Eskiden burada ağaçlar vardı, hepsini kestiler.” ya da havuç yetiştirdiği bahçede artık havuç yetiştiremez oluşu, eski–yeni farkını gösterir. Aldığı eşyaların borç bitiminde bozulması ve üreticilerin bunu planlayarak yaptığını söylemesi; Happy’nin, alım satım müdürünün inşa ettiği çiftlikte iki ay oturduktan sonra satıp yeni çiftlik inşa etmeye başlaması, Amerikan rüyasına yapılan eleştiriler olarak sıralanabilir.
Linda’nın Amerikan peyniri aldığını söylemesi üzerine Willy’nin “İsviçre peynirinden başka peynir yemem.” demesi, değişime olan direncini gösterir.
Biff’in Oliver’ın dolmakalemini çalması, statü sahibi olmak istemesi olarak yorumlanabilir. Sonrasında elindeki dolmakaleme bakıp “Ne işi var bunun benim elimde?” diyerek kendi gerçeğiyle yüzleşir.
Bahçeli bir ev ve çevresindeki apartmanlar, doğal yaşamdan uzaklaşmayı; komşuluğun azalmasını; 84 yaşındaki satıcının cenaze töreninin çok kalabalık olmasına rağmen Willy’nin cenazesinde çok az kişi olmasını ise geçmişle bugünün farkını ve değişen dünyayı gözler önüne serer.
Willy’nin oyunun başında flüt sesinden etkilenmesi ve oyunda babasının flüt çaldığını öğrenmemiz de simgesel bir ayrıntıdır.
Oyun için modern tragedya denebilir. Oyunda tragedyalara ait birçok unsura rastlıyoruz:
- Peripetia (Baht dönüşü): Biff’in babasını başka bir kadınla gördükten sonra okumaktan vazgeçmesi.
- Willy’nin o olaydan sonra bir daha oğlu ile eskisi gibi yakınlık kuramaması ve o suçluluk duygusunu hep içinde taşıması.
- Willy’nin otel odasında yaşanan olayları hatırladıktan ve oğlu ile yüzleştikten sonra intihar etmesi.
Anagnorisis (Bilme hali): Biff’in, dolmakalemi çaldıktan sonra eline alıp “Neden aldım?” diyerek kendiyle yüzleşmesi; Willy’nin, Charley’e “Bernard’la hiç ilgilenmedin, değil mi?” diyerek kendi yanlış davranışlarını görmesi.
Hibris (Kibir, böbürlenme): Willy kibirli bir karakterdir ve sık sık oğullarıyla böbürlendiğini görürüz. Kibri yüzünden Charley’in yaptığı iş teklifini kabul etmez.
Pathos (Acı ya da acıma duygusu): Willy’nin intiharı bizde acıma duygusu uyandırır.
Tıpkı Oidipus’un annesiyle birlikte olduğunu öğrendiğinde gözlerini kör ederek kendini cezalandırması gibi, Willy de oğullarına başarılı bir hayat veremediği için kendini cezalandırır.
Tragedyalardaki karakterlerin Tanrılara başkaldırması gibi, Willy de kendi ölüm zamanını kendi belirleyerek Tanrı’ya başkaldırır.
Oyunun birinci perdesi serim, ikinci perde Willy ve Biff’ın görüşmelerinin olumsuz geçmesi düğüm, Willy’nin intiharı ise çözüm bölümü olarak nitelendirilebilir.
Kaynaklar
Miller, A. (1949). Satıcının Ölümü. (Çev. Aytuğ İzat & Y. Emre İzat). İstanbul: Mitos Boyut Yayınları.
Ertin, S. (2017). “Arthur Miller’ın Satıcının Ölümü Oyunu Üzerine Bir İnceleme.” Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 30.
Vikipedi. (t.y.). Satıcının Ölümü. Erişim adresi: