Cehennemin en sıcak yerleri, büyük ahlaki kriz zamanlarında tarafsız kalanlara ayrılmıştır.
Bu söz genellikle Dante Alighieri’ye atfedilir. İlahi Komedya’nın ilk bölümü olan Inferno’da doğrudan geçmese de, eserin giriş kısmında taraf seçmeyenlerin ruhlarının bir aidiyetsizlikle cezalandırılması tasvir edilir. Onlar ne cennete kabul edilirler, ne cehenneme.
Bugünün dijital sistemleri, insan davranışlarını uçlara zorlayan bir ritimle iki veya daha çok kutuptan birine dahil olması için işler. Böylece eldeki büyük veriye bakarak anlamlandırması ve kişiyi tasnif etmesi kolaylaşır. Taraf tutmanın her anlamda yüceltildiği bu çağda, ortada kalmak çoğu zaman kararsızlıkla, bilgisizlikle ya da sorumluluktan kaçmakla suçlanır. Ancak bu, oldukça yüzeysel bir bakış olmaktan öte yanlış ve eksik bilgiden kaynaklı önyargılı bir okumadır.

Bazı zamanlarda tarafsız kalmak, yalnızca pasif bir konumda kalmak demek değil; iki yanlışa da ortak olmamayı seçecek kadar bilinçli bir etkin duruşa sahip olmak demektir. Bu şekilde vaziyet alma biçimi, yönsüzlükten değil, ilkesel bir sadelikten doğar. İdeolojik kutupların birbirine bakarak meşrulaştırdığı hatalara katılmamak ve taraf olmanın sağlayacağı konfor alanı ile nimetleri reddetmek adına, bu gri çizgide kalmak bir kaçış ya da saflık hali değil, aksine bir karşı çıkıştır. Çünkü toplumsal kutuplarda kötülük çoğu zaman “diğer tarafın varlığı” ile aklanır ve bu da diğer tarafın etik olmayacak faaliyetlerini meşru kılmaktan ziyade rövanşist bir tepkisel haklılık kisvesiyle görünmez kılar.
İşte tamda bu yüzden, gerçek cesaret taraflardan birine savrulmadan tutarlı ve kirlenmemiş bir alanda tüm baskı ve ısrarlara rağmen konumunu koruyabilmektir. Tarafsız kalmak, muallakta kalmak demek değildir; aksine zamanı geldiğinde toplum belleğinde temiz bir bölgede kalmışlar olarak geleceği yeniden kurmak adına alınmış bilinçli bir kültürel pozisyondur.
Bugünün algoritmik kültüründe de, sosyal medya platformları kullanıcıları etiketleyebilmek adına onların tepkilerine bağımlıdır. Beğeni, öfke gibi taraf belirtmeye yönelik açık davranışlar sistem için oldukça kıymetlidir. Ancak tarafını belli etmeyen, kutuplaşmaya dâhil olmayan, gri alanda hatta sisteme göre marjinal kalan kullanıcı; bu düzen için derhal bir tarafa dair sınıflnadırılması yapılması gereken bir hata kaydı gibidir. Oysa tam da bu “belirsizlik” hali, insan olmanın en incelikli direnç biçimlerinden biridir. Çünkü sistemin dışladığı bu gri alan, çoğu zaman yeniliğin yeşerdiği verimli topraklardır.
Bu bağlamda George Orwell’in 1984 romanındaki Winston Smith karakteri, sistemin hem içinden hem dışından bakan bir figür olarak ayrı bir öneme haizdir. Winston, iktidarın tarafı değildir ama net olarak bir devrimciliğe de yaslanmaz. İşte bu ara pozisyon, onu hem “yandaş” hem de “muhalif” gözünde güvensiz yapar.
Bugün de benzer biçimde, toplumsal düzenin taraflar üzerinden inşa edildiği alanlarda, araf bölgesinde kalanlar sistem tarafından görmezden gelinerek marjinal alana itilseler de geleceği kurma cesareti, tam da o kutupların dışında kalanlara aittir. Ve onların hakkıdır. Taraf tutmayanlar, sessizce izleyenler değil; kirli haklılıkların dışında, yeni bir düzeni düşleyenlerdir. Bu yüzden, o “cehennemin en sıcak yerleri” değil; “geleceğin en temiz sayfaları”, bu tutarlılığını koruyanlara ayrılmıştır.