Skip to content
  • https://www.youtube.com/c/SanatsalHareketler
  • https://www.instagram.com/sanatsaalhareketler/?hl=en

Sanatsal Hareketler

  • anasayfa
  • zemin
    • zemin
    • ekip
  • film & dizi
  • edebiyat
  • felsefe
  • sanat
  • müzik
  • dijital kültür
  • tiyatro
  • destek ol
  • deneysel
YouTube
  • Anasayfa
  • sanat
  • Ustalara Saygı: Halit Akçatepe

Ustalara Saygı: Halit Akçatepe

Röportaj: Özlem Ateş

Halit Akçatepe, Özlem Ateş

“Size Hayranlığımız Hiç Tükenmedi”

“Ömrü boyunca alkış sesleriyle can bulmuş insanların sessizlikle sınanmasına, bir köşede unutulmasına baş kaldırıyorum” diyerek on beş sene önce kapısını çalıyorum Halit Usta’nın. Usta gideli sekiz, bu soruları hoş sohbetiyle cevaplayalı dedim ya tam on beş sene oldu. Benim çocukken güldüğüm adama şimdi çocuklarım hala gülüyorsa, bu satırlar yeni okurlarla buluşmalı dedim kendi kendime. İyi demiş miyim? Buyurun, satırlara davetlisiniz. Halit Akçatepe’ye bir ödül töreninde söylendiği gibi sesleniyorum yine: “Size hayranlığımız hiç tükenmedi.”

Tiyatroyla Büyüyen Bir Çocuk

Halit Akçatepe 1938 yılının Üsküdar’ında oyuncu bir anne-babanın oğlu olarak dünyaya gelir. Bilmeyenler için bir not: Babası unutulmaz serinin omuzlarda taşınan ve haylaz öğrencilerini bir türlü sınav yapamayan Paşa Nuri’si Sıtkı Akçatepe’dir. Annesi ise Hababam Sınıfı’nın Damat Ferit’inin annesini oynayan veli, fedakar anne rolleriyle tanıdığımız Leman Akçatepe’dir. Aslında annesi onu daha iyi besleyebilmek için oyuncu olacaktır: “Annem, babam oyuncu ama anam sonradan olma oyuncu. Bugün bile tiyatrocuların aldığı para bir işe yaramaz ama o zaman hiç yaramıyor. Annem de üzülüyor benim oğlum meyve yiyemiyor diye.

Çünkü babamın aldığı para evin ihtiyaçlarını görüp, kirasını vermeye anca yetiyor. Annem ‘bari bende oyuncu olayım da o parayla da oğlumuza meyve alırız’ diyor. Böyle başlıyor oyunculuğa ama çok iyi bir oyuncu oldu.” Zaten Halit Usta’nın savunduğu bir tez bu: “Bu iş konservatuarla filan olmaz. Bu iş içeride olacak. Oyunculuk insanın yüreğinde olacak. Demek ki annemin de yüreğinde varmış oyunculuk. Çok iyi oyuncu oldu benim annem… Yeşilçam’da bütün herkesin annesi oldu. Babamsa tiyatrocudur. Sinemada Hababam Sınıfı’nda oynadı. 1939 yılında Taş Parçası filminde oynamış ama ondan sonra sinemayı düşünmemiş. Tiyatrocu. Benim babam tiyatroyu çok severdi. Bu sevgi bana da geçmiş. Ben de tiyatroyu çok seviyorum. Tiyatro benim aşkım. Sinemada, televizyonda da çok severek oynuyorum ama tiyatro bambaşka. Tiyatro sahnesine çıktığım zaman, sedyeyle getirseler beni oraya koysalar çıkarım, şakır şakır oynarım, tekrar gidip sedyeye yatarım. Öyle bir aşk bu…”

Okumuş Serseri

‘Yüreğinde olan oyuncu olur’ dedi ya usta, kendi öyküsü de tıpkı böyle. Rahmetli babası “doyurmadığı için” biricik oğlunun tiyatrocu olmasını istemez. “Babam tiyatrocu olmamı istemedi. ‘Aç kalırsın’ dedi. Çünkü kendisi çok sıkıntı çekti. İstemiyor oğlunun da aynı sıkıntıyı çekmesini. Okuttu beni. Allah razı olsun, nur içinde yatsın, yavrum benim. Ama elimde değil, içimde var, oyuncu oldum. Babam da bana ‘okumuş serseri’ derdi.” Koyu Fenerbahçeli olan oyuncu, Galatasaray Lisesi’nde okumayı kabul etmez ve renkleri için Saint Benoit’i Fransız Lisesi’ni seçer. Usta aktör Güdük Necmi’nin aksine çok başarılı bir öğrencidir ve üç üniversitede İktisat, Hukuk ve Sosyal Antropoloji okur: “Muammer Karaca’yla çalışırken tekrar üniversiteye girmek istiyorum. Ankara’da turnedeyiz. Gittim sınava gireceğim diye kağıt doldurdum. Sınav tarihinde turne İzmir’de olacağı için orada girdim. İzmir’den turneye Erzurum’da tekrar katıldım. Gazeteye baktım kazanmışım. Muammer Ağabey dedi ‘git, kayıt yaptır, gel.’ Oradan çıktım, İstanbul’a geldim. Sosyal Antropoloji kaydını yaptırdım. Giresun’da turneye kaldığım yerden devam ettim.”

Üniversite yıllarına geldiğinde çoktan başarılı bir oyuncu olmuştur Halit Akçatepe, zira kendisi ilk rolünü beş yaşında Nasrettin Hoca Düğün’de adlı bir filmde oynamış. Tiyatroda ise kimlerle aynı sahnede selam vermemiş ki daha küçücükken: “İlk şehir tiyatroları çocuk bölümünde oynadım. İlk 1947’de Cyrano de Bergerac oynadı. Orada üç tane çocuk vardı. Börekçiye gelirler, ‘üç börek’ derler. Galip Arcan oynuyordu. Börekleri saracak, kâğıt çeker ama ‘burada bilmemkinin resmi var, burada şunun resmi var’ der, bir türlü saramaz. Benim için en güzel tarafı finalde o günlerin ve hala da gelmiş geçmiş tüm zamanların çok önemli oyuncularıyla birlikte sahnede selam vermemdi. Cahide Sonku, Sami Ayanoğlu, Hüseyin Kemal Gürmen, Galip Arcan, ne aklına gelirse… Böyle bir oyunda, böyle oyuncularla geçen bir çocukluk unutulmazdı.”

Bir Devrin Hikayesi

Halit Akçatepe’yle edilen koyu bir sohbette, Türk sinemasının en komik ustalarından Kemal Sunal’ı anmamak olur mu? Rahmetli aktörün sinemayla ilk tanışmasını Halit Usta’dan keyifle dinliyorum. O güzeller güzeli köy öğretmeni Filiz Akın’la, şehrin en yakışıklısı Tarık Akan ve fonda “tatlı dillim/güler yüzlüm/ey ceylan gözlüm”: “Tatlı Dillim’i çekeceğiz. Sene 1972. Baktım bu film, Yeşilçam’ın en çok çekilen kadının fendi filmlerinden bir tanesi. Ertem Abi’ye ‘biz bu filmi niye çekiyoruz, en az yüz defa çekilmiştir’ dedim. ‘O herifin boyu upuzun. Basketçi yaparız, basket takımı kurarız, öyle gider’ dedi. Basket takımı yapacağı için de uzun boylu oyunculara ihtiyacı var. Ama asla figüran kullanmıyor. Zeki Alasya, Metin Akpınar dediler ki ‘bizim tiyatroda uzun boylu bir arkadaş var, onu da getirelim mi?’ Ertem Ağabey ‘getirin’ dedi. Kemal’i getirdiler.”

Gülümseyerek sözlerine şöyle devam ediyor usta oyuncu: “Arzu Film’deki sistemimiz şuydu. Senaryo gelirdi. Yazarımız Sadık Şendil, Türkiye’nin en iyi diyalog yazan yazarlarından biridir. O gün çekilecek sahneleri verirdi, bakarız. Ertem Ağabey ‘alın onu baştan yazın’ der. Ama yazmak nerde! Sadık Ağabey’in sözü üstüne yazı yazmak imkânı var mı? Olmaz öyle! Sadık Ağabey’in lafları durur, biz ortama uygun, metin içine bir iki laf ilave ederiz. Yazdık beğenmedi. Birkaç kere yazdık, kolay kolay da beğenmezdi. Kağıdı aldı. Takım otobüsle köye geliyor. Girdi otobüsün içine, elinde kağıt. Çocuklar oturmuşlar. ‘Sen bunu söyle’ dedi, ‘sen bunu söyle’ dedi. Baktı, Kemal’e geldi, laf bitti. ‘Evladım, sen de burada gülersin’ dedi. Allah’ın insanlara dokunduğu anlar vardır. O anlardan birisiydi. Kemal bir güldü, bütün Türkiye güldü.”

Yeşilçam’ın en keyifli ve önemli yapıtlarına imza atmış büyük yönetmen Ertem Eğilmez, Halit Usta’nın tabiriyle çok dikkatli bir adammış. Kemal Sunal’ın beyaz perdede ilk tanışmasında halkın nabzını çok iyi gözlemlemiş. O günleri ustadan dinleyelim: “Orada gülmeyi görünce, ‘seyirci neye güldü? Bu herifte bir şey var’dedi. Emel Sayın’la bir film çekeceğiz, Kemal’in rolü yok. Aldı Kemal’i getirdi, Emel Sayın’a hayran bir takip ışıkçısı oynattı. Akıllı herif, ben napıyım ya! Arkasından şarkıcıyı takip ediyor, ama hayran ya; ikide bir gülüyor. Müthiş bir zekaydı. Baktı orada da gülüyor seyirci, bir sonraki film Oh Olsun’a da Kemal’i ekledi. Tarık, Kemal ve ben üç kardeşi oynuyoruz. İki kardeştik, Kemal’i üçüncü kardeş yaptı. Orada gerçek anlamıyla oynattı Kemal’i. İyi de oynadı, ondan sonra Kemal’le yürümeye başladı. 1975’e kadar birçok filmde oynadık birlikte.” Ve 1975. Ertem Eğilmez kafaya koymuştur. Hababam Sınıfı’nı çekecektir. O güne dek kimler kimler istemez bunu ama başaramaz. Çünkü eser sansüre takılmıştır. Bir öğretmene kel denilemeyeceği için.

Ama Eğilmez usta allem eder, kallem eder, gider Ankara’larda uyur ve filmi sansürden çıkarır. Ve bir efsane doğar: “Bir gün Rıfat (Ilgaz) Ağabey’e dedim ki ‘Sen Kemal’i daha önce gördün mü? Niye ki?’ dedi. ‘Sen bu tipi ona göre yazmışsın. Bu tip nereden çıktı böyle?’ dedim. Cuk oturuyor, müthişti. Bana ‘seni bir seviyordum ama şimdi yüz seviyorum. Sen beni oynuyorsun evladım’ dedi. Oğlu Aydın anlatmıştı, ‘ortaokul, lisedeyken babamın boyu bu kadar bile uzun değilmiş. Güdük derlermiş.’ Filme başladık. Bir tane çekeceğiz. Oynamaya başladı, aman kıyamet kopuyor. Arzu Film’in İstiklal Caddesi üstünde Yeni Melek’e giden sokağın köşesinde ofisi vardı. Karşısında da Saray Sineması. Biz pencereye otururduk, on iki matinesinde bakalım seyirci kuyruk olacak mı diye. Ne kuyruğu evladım, oradan çıkıyor, Sakız Ağacı’na gidiyor, oradan Ağa camiine, öyle upuzun kuyruklar…”

Kimse izlemezse sadece biz izleriz

Halit Usta’nın hayatında bir filmin ayrı bir yeri olur. Kahraman Kıral’lı, Tarık Akan’lı, Halit Akçatepe’li bir klasik: Canım Kardeşim. “Canım Kardeşim, Ertem Eğilmez’in Türk sinemasına hediye ettiği muhteşem bir filmdir. Tarık o zamandan beri komedyen olmak istemiyor. Gidiyor geliyor, Ertem Ağabey’e ‘yeter bu komediler, beni doğru düzgün bir filmde oynat” diyor. Ertem Ağabey’de Canım Kardeşim’i çekmeye karar verdi. Beş kişi oturduk, çalışmaya başladık. ‘Ağabey, Tarık’ın resmi beyaz perdede görülünce kızlar çığlık atıyorlar, onu çok seviyorlar. Bu filmdeyse Tarık’ın aşkı yok, aşk yok. Ne olacak?’ dedim. ‘Bak evladım’ dedi. ‘Şu filmi bir çekelim. Saray Sineması’na takalım. On iki matinesine buradaki beş kişi kalkıp gidelim. İsterse bu beş kişiden başka kimse bilet alıp içeri girmiş olmasın. Beş kişiye oynasın film ama biz film bittiği zaman aferin bize doğru bir iş yapmışız diyeceksek ben bu filmi çekeceğim’ dedi. İşte bu yapımcının büyüklüğüdür. Param gidecek filan demiyor. İyi bir şey yapacağım diye düşünüyor. Neticede çok iyi bir film oldu.”

Seyircimden hakkımı aldım

Alkışlarla, başarılarla, hayranlarıyla dolu bir hayat… Peki değeri biliniyor mu yaklaşık yetmiş senesini sahnelere vermiş oyuncunun? “İtiraz etme hakkın yok. Bir arkadaşım anlattı. İsveç’te bir filmde oynamış. ‘Telif hakkını gel al’ demişler. Norveç’ten aramışlar, ‘burada da var, gel al’ diye. Samanyolu’nun bestecisi Metin Bükey’in şarkısını bir şarkıcı İngilizce söyledi. Londra’dan mektup geliyor, ‘burada telif hakkın var, gel al’ diye. Şaşırıyor tabi, kimse beş kuruş vermez ki bizde. Londra’ya gidiyor ve evladım düşün oradan aldığı parayla Londra’da müzik stüdyosu kuruyor. İstanbul’a dönecek, ‘giderken Paris’e uğrayın, oradan da paranızı alın’ diyorlar. Paris’te bir kanun varmış, otomatikman sendikalı olmuş. Ölünceye kadar Fransız frangı olarak emekli maaşı aldı.”

Yozgat’ta yaptığı askerlikte, tezkeresini alınca otobüs bileti satmamışlar İstanbul’a dönmesin diye. Muğla’da yağlı güreş izlerken, bir çekim dönüşü uğradığı köyde halkın tezahüratları karşısında yanındakilere ‘ne çok seviliyormuşsun Halit Ağabey, aşk olsun!’ dedirtmiş. Belediye otobüsü şoförlerinden, köşedeki manavdan, karşı komşudan, marketteki çocuktan, yani seyircisinden hakkını almış Akçatepe: “Ben seyirciden hakkımı aldım.” Usta aktör biraz kırgın devam ediyor sözlerine: “Bunca yıldır yapıyorum ben bu işi, sadece ben değil benden öncekilerde hakkını alamamıştır. Para olarak ya da telif, hiçbir şekilde… Ama dediğim gibi burası Türkiye. Bu şartlar altında çalışacaksın. Kabul edersen! İstemezsen git başka iş yap. Telif hakkı verilse… Telif hakkı yasasını çıkarmak zor değil ki. Meclisteki dört yüz elli milletvekili parmak kaldıracak.”

Yıllar sonrasından bir not:

Bazı şeyler hiç değişmiyor.

Bizi güldürenler ve ağlatanlar gibi!

Tags: Röportaj

Post navigation

Önceki Frida Kahlo’nun Otoportrelerinde Beden, Kimlik ve Travma
Sonraki Gabriel Garcia Márquez: Aşk ve Öbür Cinler Adlı Romanında Kimlik İzleği

Son Yazılar

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek 1

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar? 2

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar?

Trecento ve Hacim Duygusu 3

Trecento ve Hacim Duygusu

Simone Weil ve Dikkat Kavramının Bugünkü Anlamı 4

Simone Weil ve Dikkat Kavramının Bugünkü Anlamı

Flanör: Modern Şehirde Yürümek Neden Bir Düşünme Biçimine Dönüştü? 5

Flanör: Modern Şehirde Yürümek Neden Bir Düşünme Biçimine Dönüştü?

Her Şeyi Yarım Bırakma Hissi: Neden Tamamlanmışlık Duygusu Azaldı? 6

Her Şeyi Yarım Bırakma Hissi: Neden Tamamlanmışlık Duygusu Azaldı?

İlgili İçerikler

Trecento ve Hacim Duygusu

Trecento ve Hacim Duygusu

Hilma af Klint: Soyut Resimler ve Spiritüalist Defterler

Hilma af Klint: Soyut Resimler ve Spiritüalist Defterler

On Kawara ve “I Am Still Alive” Telgrafları

On Kawara ve “I Am Still Alive” Telgrafları

Magritte’in “Bu Bir Pipo Değildir” Tablosunda Temsil Sorunu

Magritte’in “Bu Bir Pipo Değildir” Tablosunda Temsil Sorunu

Mise en Abyme Tekniği

Mise en Abyme Tekniği

Postmodernizm Nedir?

Postmodernizm Nedir?

Sanatsal Hareketler Dijital Tasarımlar
Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek 1

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar? 2

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar?

Trecento ve Hacim Duygusu 3

Trecento ve Hacim Duygusu

Simone Weil ve Dikkat Kavramının Bugünkü Anlamı 4

Simone Weil ve Dikkat Kavramının Bugünkü Anlamı

Flanör: Modern Şehirde Yürümek Neden Bir Düşünme Biçimine Dönüştü? 5

Flanör: Modern Şehirde Yürümek Neden Bir Düşünme Biçimine Dönüştü?

Her Şeyi Yarım Bırakma Hissi: Neden Tamamlanmışlık Duygusu Azaldı? 6

Her Şeyi Yarım Bırakma Hissi: Neden Tamamlanmışlık Duygusu Azaldı?

Aşağıdaki Pencere Tiyatro Oyunu: Bir Soğan, İki Domates ve Üç Biber 7

Aşağıdaki Pencere Tiyatro Oyunu: Bir Soğan, İki Domates ve Üç Biber

Haber bülteni

Son Yazılar

  • Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek
  • Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar?
  • Trecento ve Hacim Duygusu
  • Simone Weil ve Dikkat Kavramının Bugünkü Anlamı
  • Flanör: Modern Şehirde Yürümek Neden Bir Düşünme Biçimine Dönüştü?

Öneriler

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek

Jakob von Gunten Üzerine: Bir Şey Olmaktan Vazgeçmek

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar?

Orlando ve İnsan: Bir İnsan Kaç Hayat Yaşar?

Trecento ve Hacim Duygusu

Trecento ve Hacim Duygusu

Simone Weil ve Dikkat Kavramının Bugünkü Anlamı

Simone Weil ve Dikkat Kavramının Bugünkü Anlamı

  • Kullanıcı Sözleşmesi
  • Bize Ulaşın

©SanatsalHareketler2026