Ivan Gonçarov’un Oblomov romanı, edebiyat tarihinin en çok yanlış anlaşılan karakterlerinden birini sunar: Oblomov. Çoğu okura göre o, tembel ve edilgen bir adamdır.
Bir süredir pencereyi açmıyorum. Hava nasıl, bilmiyorum. Sabahları kahvemi içerken saate bakmıyorum çünkü kaçta kalktığım artık önemli değil. Yazmak mı? Evet, yazıyorum. Ama o “üretkenlik” takvimine göre değil. Ne zaman içimden bir şey taşarsa, o zaman. Ve bugün, içimden Oblomov taşmakta.
Gonçarov’un Oblomov’unu ilk okuduğumda üniversitenin son sınıfındaydım. O zamanlar karakteri anlayamamıştım. Anlayamazdım. Hâlâ “girişimcilik ruhu” ile dopdolu, zamanın kıymetini bilen, “bir günü bile boşa geçirmeyen” o övülen gençlerden biriydim. Oblomov bana tembel gelmişti. Zayıf iradeli, edilgen ve kendi hayatının sorumluluğunu alamayan biri.
Ama şimdi? Artık otuzlarının ortasında, şehirden çekilmiş, hızdan yorulmuş biri olarak… Onun odasındaki yatakta, sırtüstü uzanırken düşündüğü şeyleri neredeyse birebir hissediyorum. Oblomov’un koltukta mayışmasını değil, o mayışmanın altındaki metafizik suskunluğu anlıyorum.
Çünkü Oblomov tembel değildi. O, başka bir dili konuşan biriydi. Modern dünyanın temposuna yabancı, aceleye anlam veremeyen, iş yapmanın değil düşünmenin insanıydı. Ve belki de en çok bu yüzden, dünyadan dışlanmıştı.
Oblomov’un hayatı boyunca yapmak istemediği şeylerin listesi, yapmak istediklerinden daha uzundur. Ve bu listeyi okurken insan, ilk başta onu yargılamak ister. Ama sonra fark eder: Bu adam, aslında o kadar da farklı değildir. Sadece yüksek sesle itiraf etmiştir. Yatakta kalmak, mektuba cevap vermemek, evrakları açmamak… Evet, bunlar bir tembellik emaresi olabilir. Ama ya başka bir şeyse?
Belki de Oblomov, eylemsizlikle değil, seçimle yaşıyordur. Belki bu eylemsizlik, modern dünyanın eylem takıntısına karşı bir başkaldırıdır. Çünkü eylem, çoğu zaman sadece görünmek içindir. İşe gitmek, işe yaramak, kendini göstermek… “Boş durma” fikri, sistemin bize giydirdiği en kalın palto olabilir. Ama Oblomov, o paltoyu hiç giymedi.
O yatakta uzanırken, dünya akıyor. Dışarısı değişiyor, insanlar birbirini geçmeye çalışıyor, hayat yarışına bir kişi daha katılıyor. Ama o hep içeride. Ve içeride kalmak bazen korkaklık değil, bir seçimdir. Bir reddediştir. Koşmamak da bir hak olabilir.
Ben, pencereyi açmadan saatlerce oturduğum günlerde onu düşünüyorum. Yavaşlayan kalbimi, hızdan arınmış zihnimi dinliyorum. Belki bu hâlimin adı Oblomovluk’tur. Belki de sonunda her şeyin yavaşladığı bir noktaya geldiğimizde, hepimiz biraz Oblomov oluruz.
Ama şu bir gerçek ki, zamanla yarışmadığında, zaman başka türlü işlemeye başlıyor. Ve bu yeni zaman duygusu, kimseye yetişmeye çalışmayan bir insanın içinde sessizce büyüyor. Belki Oblomov’un “tembelliği”, bizim anlamlandıramadığımız bir tür içsel zamanlamadır. Bir tür yavaş düşünme hakkı. Ve bu hak, hiçbir çağın kolayca kabullenmeyeceği kadar devrimci.
Oblomov’un yatış biçiminde bile bir manifesto saklı. Dünyaya sırtını dönmek değil onun yaptığı; dünyayı kendi içine çekmek… Dışsal olanı dışarıda bırakıp içsel olanı merkeze almak. Bu çağda adı tembellik olan şey, belki de bir tür dikkat türüdür yalnızca içeriden akan bir hayatı izleyebilenlerin bildiği bir dikkat. Hızın ve verimliliğin tanrısallaştırıldığı bir dönemde, hiçbir şey yapmamak kadar büyük bir karşı duruş olabilir mi?
Çünkü Oblomov’un tembelliği, boşluktan değil doygunluktan geliyor. O, dış dünyanın anlamsız çağrılarına kulak tıkamıştır. Uyanmak istemeyişi, çünkü uyanıldığında yapılacak şeylerin saçmalığını çok önceden görmesindendir. “Yapmak için yapmamak” değil onunki “yapmamak için düşünmek.” Ve bu, eylemin değil, anlamın peşinden gitmek.
Ne var ki biz, onu okurken kendimizi huzursuz hissediyoruz. Çünkü onun hayatı, bizim kaygılarımıza ayna tutabilir. Biz sürekli bir şey yapmalı, üretmeli, görünür olmalıyızdır. Yoksa “boş” oluruz. Ama Oblomov bize başka bir şey anlatır: Belki de boşluk dediğimiz şey, aslında bizim en sahici hâlimizdir.
Kendime itiraf ediyorum bazen: Ben de sabahları uyanınca maillerimi kontrol etmiyorum. Görev listeleri yapmıyorum. Bazen sadece boş boş oturuyorum ve bu boşlukta kendime yeniden kavuşuyorum. Belki de hepimiz içimizde bir parça Oblomov taşıyoruzdur. Ve bu parça, bizi verimliliğin gölgesinden çıkarıp kendi zamanımıza geri getiriyordur.
📚 Kaynakça
Gonçarov, Ivan. Oblomov. Çev. Erol Güney İş Bankası Yay.