Laszlo Krasznahorkai
Bir romanın sayfaları ilerlemez bazen. Karakter yürür, sadece yürür, hiçbir yere varmaz. Okur da onunla birlikte ilerlemez aslında beraber durur. Soluk bir sokak lambasının altında, rüzgârın kıpırdatmadığı yaprakların önünde, harf harf çözülen bir sessizlikte beklerler. İşte Laszlo Krasznahorkai evreni, tam olarak bu ilerlemeyen ama çözülen zamanla çevrili. Karakterleri yürür, evet, ama bu yürüyüş, bir varışın değil, bir yıkımın izini sürer.
Onlar bir şeyin peşinde değildir. Daha çok bir şeyin artığından kaçmaktadır. Ve yürüyerek, zamanı uzatırlar çünkü her durma, farkındalık demektir. Ve farkındalık, Krasznahorkai’nin evreninde neredeyse bir cezadır.
Yürümek, Düşünmenin Fiziksel Biçimi mi?
— ya da düşünce, neden ancak adım adım çözülür Krasznahorkai evreninde?
Krasznahorkai’nin karakterleri öyle bir yürür ki, adımlarına eşlik eden her düşünce, neredeyse bir labirentin duvarına çarparak geri döner. Düz ilerleyemezler. Zihinsel olarak da, fiziksel olarak da… Cümleler kıvrılır, iç içe geçer, uzar, uzadıkça daha da daralır. Ve yürüyüş, bu iç içe geçmiş düşünceleri taşımak için gereklidir; çünkü durduklarında, düşünceler çürümeye başlar. Hareket, çürümenin ertelenme biçimidir belki de.
Ama bu bir kaçış değildir. Hızla uzaklaşmak için değil, tam tersine bir kararsızlık içinde yavaşça batmak içindir yürümeleri. Bir çukurun etrafında döner gibi, orada olmamakla oraya düşmemek arasındaki o küçük farkta ilerlerler. Ve işin garibi, bu yavaşlık, sadece karakterin değil, anlatının da kuralıdır. Krasznahorkai, sanki zamana karşı değil, zamana rağmen yazmaktadır. Çağdaş anlatıların hızına inat, cümleleri nefessiz bırakacak kadar uzatır, paragrafları noktaya susatacak kadar gerer.
Modern İnsan Değil, Düşmüş Bir Melek: Krasznahorkai’nin Figürleri Neye Benzer?
Krasznahorkai’nin karakterleri “insan” değildir yalnızca. Daha doğrusu, çağdaş anlamda insan figürünü temsil etmezler. Ne tam bireydirler ne de artık toplumun içinde bir yere otururlar. En çok da melekleri andırırlar düşmüş, yarı hatırlayan, ama hâlâ bir tür anlam arama içgüdüsünü kaybetmemiş olan varlıklar gibi.
Ne tesadüf ki çoğu zaman post-apokaliptik bir estetik içinde yürürler. Sokaklar sessizdir. Kapılar ya tamamen kapalıdır ya da sonuna kadar açıktır orta hâli yoktur. Köyler yıkıntı içindedir. Kentler sessizce çürümektedir. Ve tüm bu fiziksel boşluk, aslında zihinsel bir boşluğun yankısıdır.
Bu figürler; bazen eski bir öğretmen, bazen taşrada unutulmuş bir filozof, bazen ölmeye karar veremeyen bir adam olabilir. Ama hepsi, sistemin kenarında, zamanı taşıyamayan bedenlerdir. Birer varoluş enkazı gibi dolaşırlar anlatının içinde. Ve onların yürüyüşü, sadece bir fiziksel hareket değil, kendi varlıklarını hâlâ taşıyabildiklerine dair inatçı bir ispat gibidir.
Modern birey; seçim yapan, karar veren, planlayan bir özne olarak tanımlanır. Krasznahorkai’nin karakterleri ise, tam aksine, seçemez, yön belirleyemez, çoğu zaman neden yürüdüğünü bile bilmez. Ama işte bu bilinçsizlik değil aşırı farkındalık hâlidir. Bu figürler, dünyaya fazlasıyla maruz kalmış kişilerdir. Ve bu yüzden yavaş yürürler.
Çünkü her adım, bir düşünceyi değil, bir yükü taşır.
Daha fazla edebiyat içeriğine ulaşmak için edebiyat yazıları arşivimizi inceleyebilirsiniz.