Mahcup zevk, gizli haz… Böyle söyleyince kulağa pek havalı gelmiyor, değil mi? Güzel dilimiz Türkçemizde pek çok yabancı kelimeye şahane çevirilerimiz olmasına rağmen guilty pleasure, tam karşılığı olmayan bir söz öbeği. Yapılmasından haz duyulan ama utandığımız için gizli gizli yaptığımız zevklere deniliyor.
Hadi gelin, sizinle bir sanat platformunda “antisanatsal” zevklerimizi konuşalım. Çünkü biliyorum ki hepimizin bir guilty pleasure’ı var ve bunlardan dolayı kendimizi “guilty” (suçlu) hissetmemizi sürdürülebilir bulmuyorum.
Guilty Pleasure Kültürü ve Gizli Zevklerimiz Üzerine Mizahi Bir Bakış
Yaptığım şeye bir isim verildiğini sanırım lise çağlarımda öğrendim. Gizli gizli Wattpad tadında vampir kitapları okurken, hem aşırı zevk aldığımı hem de sadece evde okuyup özellikle erkek arkadaşlarımın yanında göstermemeye çalıştığımı hatırlıyorum.
Yaşadığım duyguya birisi isim verip onu tanımlayınca kendimi daha “normal” hissetmeye başladım. Evet, Twilight okuyor olmam iyi edebiyat okurları tarafından onaylanmazken, İsviçreli bilim insanları buna isim verince onaya ihtiyaç ortadan kalkıyor. (Orijinali İsviçreli bilim insanlarına dayanmıyor tabii ki.) Guilty pleasure terimi ilk kez New York Times gazetesinin 1860 yılındaki baskısında bir genelev için kullanılmış.
Dostlar, Romalılar! Bakın, genelev için kullanılmış diyorum. Lütfen gizli gizli dinlediğiniz arabesk rap şarkılarınızdan utanmayın. İnsanlar zamanında neyi “gizli zevk” olarak isimlendirmişler, bir düşünün.
Bu yazının amacı, tabii ki alenen tüm zevklerimizi cesurca ortaya koyalım tavsiyesi değil. Söylemek istediğim, içimizde kendimize dair hissettiklerimizi anlamlandırmak ve bunlardan utanmamak adına bir çağrı.
Bir şirkette üst düzey yöneticisinizdir ama reality show izlemekten zevk alıyorsunuzdur. Arkadaş ortamında şarap gurmesi olarak biliniyorsunuzdur ama pilava ketçap döküp yemek gizli zevkinizdir. Bunların hepsi normal. Zaten bizi biz yapan tüm güzellikler de bu zevklerde saklı. Bunların gizli kalıyor olmasında hiçbir sakınca yok. Hatta gizli kalması gerekebilir.
Deney olduğuna dair şehir efsanesi dolanan — fakat herhangi bir bilimsel makaleye rastlamadığım — “siyah zeytin” deneyimini hatırlayalım. İnsanları iki gruba ayırıp önlerine siyah zeytin koyuyorlar ve bir gruba yemeleri yasaklanıyor. Tabii ki sonuçta yasak olan gruptaki zeytin yenme oranı, yasaklanmayan gruptan daha fazla çıkıyor. Zaten Adem de tadına bakmadan duramadığı elma için cennetten kovulmadı mı?
Hazlarımız bizi biz yapan şeyler. Onları kaybedersek içimizdeki tutkuyu yitiririz. Ama bu hazların ne olursa olsun, toplumsal normlara uyma zorunluluğunu sorgulamak istiyorum.
Yıllarca eşimden gizli izlediğim IMDb puanı 5’in altındaki romantik komedileri artık alenen açtığımda şunu fark ettim: Eşimin de gözü takılıyor ve izlemese bile sonunda ne oldu diye sorabiliyor. Ama burada bahsettiğim nokta, onun da bu tarz filmleri izleyip izlememesi değil; benim bunu kendimden utanmadan, gizlemeden yapıyor olmam. Evet, insanlık için küçük ama benim için önemli bir adım.
Grinin Elli Tonu’nu gizli gizli okudunuz ve sinemaya gitmekten utandığınız için evde izlediniz belki de. Hiç üzülmeyin, ben sinemada izlediğimde salonda sadece altmış yaş üstü teyzeler vardı. Ve inanın, kimse sevişme sahnelerinden utandığı kadar, o filme gelmiş olmaktan utanmadı. Sadece o yaştaki kadınların değil, o gün salonda benimle olan hepimizin evlerimizden kalkıp filmi izleme cesaretimizi takdir etmek lazım.
Sabah gazetede burç yorumunu okumanız da “bu ne bilimsizliktir” dememize yol açmaz, merak etmeyin. Çünkü o burç yorumunda iyi bir şey duymaya ihtiyacınız vardır belki de. Tıpkı “rastlantının da bu kadarı olamaz” dediğimiz romantik filmlerde içimizi ısıtan his gibi. Bazen de beynimizi kaliteli şeylerle doldurmaya değil, boşaltmaya ihtiyacımız vardır.
Hafta sonu evde malzeme olmasına rağmen dışarıdan makarna söylemek de kimse tarafından ayıplanmıyor — dert etmeyin. Gizli zevklerimizin gizli kalmasıyla bir derdim yok, önemli olan kendimizi suçlu hissetmememiz. Bir şirket yemeğinde arkadaşıma Kim Kardashian’ın reality show’unu izlediğimi söylediğimde “Aa senden hiç beklemezdim” dediği için — eskiden olsa üzülürdüm. Şimdi izlemeye devam ediyorum ama gerekmedikçe bu bilgiyi paylaşmıyorum.
İyi edebiyat, müzik, sergi, tiyatro, film… Bunlar entelektüel anlamda insanı besleyen, doyuran şeyler. Ama nadir de olsa bazen kötü edebiyat da ruhu besleyebilir. Yeter ki kötü olduğunu ve anlık bir istekten ibaret olduğunu bilelim de, Jane Austen’ın kemikleri sızlamasın.