Portrait d'Edouard Glissant en 1958 Paris Photographie ©Mario Dondero/Leemage
Édouard Glissant ve şeffaf olmama hakkı üzerine bir okuma.
Modern düşünce, özellikle Aydınlanma sonrası Batı epistemolojisi, özneyi anlaşılabilir, çözülebilir ve açıklanabilir bir varlık olarak kurar. Kimlik, bu çerçevede, okunabilir olmak zorundadır. Köken, aidiyet, kültür ve tarih, öznenin başkaları tarafından kavranabilmesi için saydamlaştırılır. Édouard Glissant’ın düşüncesi ise bu zorunluluğa radikal bir itiraz yöneltir. Glissant, kimliğin ancak şeffaflık talebinden kurtulduğunda etik ve politik bir imkâna dönüşebileceğini savunur.
Glissant’ın “şeffaf olmama hakkı” kavramı, ilk bakışta bir kapalılık, hatta bir içe kapanma önerisi gibi okunabilir. Oysa burada savunulan şey, kimliğin gizlenmesi değil, başkası tarafından tam olarak çözülebilir olma zorunluluğunun reddidir. Şeffaflık, Glissant’a göre masum bir talep değildir. Kolonyal düşüncenin temel araçlarından biridir. Anlamak, sınıflandırmak, adlandırmak ve tanımlamak, aynı zamanda yönetmek ve denetlemek anlamına gelir. Bu nedenle şeffaflık, iktidarla iç içe geçmiş bir epistemolojik pratiktir.
Glissant’ın opaklık kavramı, özellikle sömürgecilik deneyimi yaşamış toplumlar için hayati bir savunma hattı oluşturur. Kolonyal iktidar, ötekini sürekli olarak kendine benzeterek, onu kendi kavramsal çerçevesi içinde görünür kılmaya çalışır. Bu görünürlük, çoğu zaman bir tanıma değil, bir indirgeme biçimidir. Opaklık ise bu indirgemeye karşı, kimliğin tekil, parçalı ve ilişkisellik içinde var olma hakkını savunur. Kimlik burada sabit bir öz değil, ilişkiler ağı içinde sürekli değişen bir oluş hâlidir.
Glissant’ın kimlik anlayışı, köken fikrinden ziyade ilişki kavramı üzerine kuruludur. Ona göre kimlik, tek bir soya, tek bir tarihe ya da tek bir dile indirgenemez. Özellikle Karayipler bağlamında geliştirdiği bu düşünce, köksüzlük değil, çoklu kökenlilik fikrini öne çıkarır. Bu çokluk, açıklanması gereken bir problem değil, korunması gereken bir durumdur. Opaklık, tam da bu çokluğun başkası tarafından tek bir anlam altında toplanmasına karşı bir direnç biçimi olarak ortaya çıkar.
Şeffaf olmama hakkı, aynı zamanda etik bir ilişki önerir. Glissant, başkasıyla kurulan ilişkinin onu tamamen anlama üzerine kurulmasının şiddet içerdiğini söyler. Gerçek ilişki, başkasının anlaşılmazlığını, çözülemezliğini ve belirsizliğini kabul etmekle mümkündür. Bu anlamda opaklık, iletişimin reddi değil, iletişimin başka bir biçimidir. Anlamaya değil, birlikte var olmaya dayalı bir ilişki biçimi.
Bu perspektiften bakıldığında Glissant’ın düşüncesi, çağdaş kimlik politikalarına da önemli bir eleştiri getirir. Günümüzde kimlik, çoğu zaman görünürlük üzerinden talep edilir. Tanınmak, anlaşılmak ve temsil edilmek arzusu, şeffaflığı neredeyse zorunlu bir politik strateji hâline getirir. Glissant ise bu stratejinin sınırlarını gösterir. Her görünürlük özgürleştirici değildir. Bazı görünürlük biçimleri, özneyi yeniden tanımlar, sınırlar ve sabitler. Opaklık, bu nedenle, kimliğin kendi hareket alanını koruma biçimidir.
Opaklık ve İlişkisellik: Glissant’ta “Relation” Kavramı
Glissant’ın şeffaf olmama hakkı, tek başına ele alındığında eksik kalacaktır, çünkü bu kavram, onun düşüncesinde daha geniş bir ontolojik ve etik çerçevenin parçasıdır. Bu çerçevenin merkezinde Relation kavramı yer alır. Glissant için kimlik, kendi içine kapalı, kendine yeterli bir öz değildir. Aksine, kimlik ancak başkalarıyla kurduğu ilişkiler içinde, temaslar, kesişmeler ve çakışmalar yoluyla oluşur. Ancak bu ilişkisellik, karşılıklı açıklık ve tam anlaşılabilirlik talebi üzerine kurulmaz.
Burada “Relation” kavramı, Türkçedeki sıradan “ilişki” kavramıyla örtüşmez. Glissant, bu terimi, öznenin ancak başkalarıyla kurduğu temaslar içinde var olabildiği, ancak bu temasların açıklık, karşılıklılık ya da tam anlaşılabilirlik zorunluluğu taşımadığı ontolojik bir durum olarak kullanır. Bu nedenle metin boyunca “Relation” kavramı, indirgenmiş bir çeviri yerine kavramsal özgünlüğü korunarak kullanılmaktadır.
Relation, Glissant’ta bir tür karşılaşma alanıdır. Bu alanda özne, kendini başkasına tamamen açmak zorunda değildir, başkası da özneyi tümüyle kavramak zorunda değildir. Buradaki ilişki, modern düşüncenin alışık olduğu diyalektik modele uymaz. Karşıtlıkların uzlaştırıldığı, farkların aşındırıldığı bir sentez önerilmez. Tam tersine, farkların korunması esastır. Opaklık, bu ilişkinin sürdürülebilirliğini sağlayan temel ilkedir.
Glissant’ın Relation anlayışı, özellikle evrensellik fikrine yönelik güçlü bir eleştiri içerir. Evrensel olanın genellikle Batı’nın kendi tarihsel ve kültürel deneyimini norm olarak dayattığını vurgular. Bu bağlamda evrensellik, çoğu zaman farklı olanı kapsamak yerine, onu kendi ölçütlerine göre yeniden şekillendirir. Opaklık ise evrensel açıklığın dışında kalma hakkını savunur. Bu, evrenselliğin reddi değil, tekil deneyimlerin evrensel adına silinmesine karşı bir uyarıdır.
Bu noktada Glissant’ın düşüncesi, çokkültürlülük söylemlerinden de ayrılır. Çokkültürlülük, farklılıkları tanıdığını iddia ederken, çoğu zaman bu farklılıkları sınıflandırılabilir, temsil edilebilir ve yönetilebilir kategoriler hâline getirir. Opaklık ise kategorileştirmeye direnir. Kimlik, burada sabit bir temsile indirgenemez. Sürekli değişen, kendini her karşılaşmada yeniden kuran bir süreçtir.
Relation kavramı, dil meselesinde de belirleyici bir rol oynar. Glissant, tek bir egemen dilin açıklık ve anlaşılırlık iddiasına karşı, çokdilliliği ve çevirinin eksikliğini savunur. Opaklık, dildeki bu tamamlanmamışlık hâliyle birlikte düşünülmelidir.
Glissant’ın poetik dili de bu düşüncenin bir uzantısıdır. Onun metinleri çoğu zaman bilinçli olarak dolaylı, metaforik ve açık uçludur. Bu, okuyucuyu metnin mutlak hâkimi olmaktan çıkarmak içindir. Okur, metni çözmek yerine onunla birlikte hareket eder. Bu da opaklığın estetik bir boyut kazandığı noktadır.
Bu bağlamda opaklık, estetik bir duruş olarak da okunabilir. Anlatının tamamlanmamışlığı, anlamın askıda kalması, sessizliklerin ve boşlukların korunması, hepsi opaklığın farklı biçimleridir. Glissant’ın düşüncesi, sanatta ve edebiyatta anlamın direnç noktalarını önemser diyebiliriz.
Kolonyal Deneyim ve Opaklığın Tarihsel Zemini
Glissant’ın opaklık düşüncesi doğrudan kolonyal deneyimin içinden şekillenir. Karayipler, modern dünyanın şiddetli tarihsel deneylerinin yoğunlaştığı bir laboratuvardır. Köle ticareti, zorunlu yer değiştirme, dilin parçalanması ve kültürel sürekliliğin kesintiye uğraması, Glissant’ın kimlik anlayışının temelini oluşturur. Bu bağlamda opaklık, bir teorik tercih değil, hayatta kalma biçimidir.
Kolonyal düzen, yerli ve köleleştirilmiş toplulukları sürekli olarak görünür kılmaya çalışır. Bu görünürlük, onların kendilerini ifade edebilmesi için değil, denetlenebilmesi içindir. Kim oldukları, nereden geldikleri, nasıl düşündükleri açık, net ve kayıt altına alınabilir olmak zorundadır. Glissant’a göre bu zorunlu açıklık, özneyi kendi hikâyesinden koparır. Kendi adına konuşamayan, yalnızca başkası tarafından tanımlanan bir varlığa dönüştürür.
Karayip kimliği, bu nedenle Glissant’ta hiçbir zaman “saf” ya da “öz” bir kimlik olarak düşünülmez. Köken fikri, burada parçalanmıştır. Afrika, Avrupa ve yerli kültürlerin zorla iç içe geçtiği bir tarih söz konusudur. Ancak bu parçalanma, bir eksiklik olarak değil, çoğul bir oluş olarak ele alınır. Opaklık, bu çoğulluğun tek bir anlatıya indirgenmesini engelleyen bir koruma alanıdır.
Glissant’ın “créolisation” kavramı da bu noktada önem kazanır. Kreolleşme, kültürlerin uyumlu bir şekilde karışması değildir. Çatışmalı, öngörülemez ve kontrol edilemez bir süreçtir. Bu sürecin sonucu baştan belirlenemez. Tam da bu belirsizlik, kolonyal aklın en çok rahatsız olduğu şeydir. Opaklık, kreolleşmenin düşünsel karşılığıdır. Sonucu önceden bilinemeyen, tanımı tamamlanamayan bir kimlik hâlidir.
Bu tarihsel bağlam, Glissant’ın neden “anlaşılma” talebine bu kadar mesafeli durduğunu açıklar. Anlaşılmak, kolonyal bağlamda çoğu zaman eşit bir ilişki anlamına gelmez. Anlaşılmak, çoğu zaman açıklanmaya zorlanmak, sadeleştirilmek ve başkasının kavramsal çerçevesine hapsedilmek demektir. Opaklık ise bu zorlamaya karşı, kimliğin kendi ritmini ve karmaşıklığını koruma hakkıdır.
Burada önemli olan bir nokta da şudur, Glissant opaklığı bir izolasyon biçimi olarak düşünmez. Opaklık, ilişkiyi kesmez, ilişkiyi başka bir etik zemine taşır. Kolonyal bakışın aksine, ilişki her şeyi bilme hakkına dayanmaz. Birlikte yaşamak için başkasını tamamen anlamak gerekmez. Bu düşünce, modern hümanizmin bilgi merkezli etik anlayışına ciddi bir meydan okuma içerir.
Kimliğin açıklanamaz, indirgenemez ve sabitlenemez olması, iktidarın müdahale alanını daraltır. Opaklık, bu anlamda, sessiz ama ısrarlı bir karşı duruştur.
Kaynaklar ve İleri Okuma
Glissant, É. (1989). Caribbean discourse: Selected essays (J. M. Dash, Trans.). University of Virginia Press.
Glissant, É. (1997). Poetics of relation (B. Wing, Trans.). University of Michigan Press.
Glissant, É. (2010). Philosophie de la relation. Gallimard.
Dash, J. M. (1995). Édouard Glissant. Cambridge University Press.
Lionnet, F. (1995). Postcolonial representations: Women, literature, identity. Cornell University Press.
Deleuze, G., & Guattari, F. (1987). A thousand plateaus. University of Minnesota Press.
Foucault, M. (2015). Bilginin arkeolojisi (V. Urhan, Çev.). Ayrıntı Yayınları.
Han, B.-C. (2017). Şeffaflık toplumu (H. Barışcan, Çev.). Metis Yayınları.
Rancière, J. (2014). Estetiğin Huzursuzluğu (A.U Kılıç, Çev.). İletişim Yayınları.