Skip to content
  • https://www.youtube.com/c/SanatsalHareketler
  • https://www.instagram.com/sanatsaalhareketler/?hl=en

Sanatsal Hareketler

  • anasayfa
  • zemin
    • zemin
    • ekip
  • film & dizi
  • edebiyat
  • felsefe
  • sanat
  • müzik
  • dijital kültür
  • tiyatro
  • deneysel
YouTube
  • Home
  • Edebiyat
  • Dünya mıdır insana yabancı gelen, yoksa insan mıdır yabancılaşmayı seçen?

Dünya mıdır insana yabancı gelen, yoksa insan mıdır yabancılaşmayı seçen?

Yazar: Hatice Nur Demirezen

Hepimiz biraz yabancıyız evrenimize. Hatta ailemize, sevdiklerimize… Onları yeterince tanıdığımızı düşündüğümüz anda bile bizi şaşırtacak bir eğretilik peyda olur kimi zaman. Bildiklerimiz kolayca sarsılır, bazen güvenimiz, bazen de kalbimiz kırılır.

Bir toplumdan sıyrılabilmek de pekâlâ büyük iştir. Sonuçlarına katlandıkça anlamını gösterir. Kendimizi tanıdıkça, kimseyi tanımadığımız fikri ile yüzleşilir. O zaman ki, yabanlaşmış, belki de kendimize alışmışızdır.

Bir ayna düşünün. Yalnızca sizin suretinizi yansıtabilen. Sadece siz bakınca görülebilen bir ayna. Diğer herkes için değersiz olacaktır bu gereç. Oysa siz, en hakiki hallerinizi görebilirsiniz o aynada. Sorsanız, işe yaramaz bir eşyadır belki. Ve sizi, herkesten soyutlar. Yalnızca siz görünür, göründükçe ayrılırsınız suretlerden.

Yabancı, bir gruba uyum sağlayamayandır. Tanıdık olmayan, tereddütle bakılan, kimi zaman kınanan… Gözden çıkarılabilir, yüz çevrilebilir, görmezden gelinebilir olandır. Oysa yabancı, anlaşılamadıkça yabancılaşır. Sıkış tepiş çukurundan gökyüzüne baktıkça, kafasını kaldırdıkça farklıdır. Herkesin içinde bir yabancı, her mekânda bir tanınmamışlık vardır.

Bu yazımda yabancılaşmayı, edebiyattaki en sade ve anlaşılabilir örneklerinden biri olan “Çavdar Tarlasında Çocuklar” romanı üzerinden anlatmaya, gerekli alıntılarla yazımı güçlendirmeye çalışacağım.

Holden ve Uyumsuz Kimliği

Salinger, romana ana karakter olarak henüz ergenlik çağlarındaki haline tanıklık ettiğimiz Holden’ı seçmiştir. Holden’ı okuduğu okuldan atıldığı sırada tanımaya başlarız. Ne var ki karakterimiz ne okulu ne de okuldan atılmış olmasını umursar. Derslerin birçoğuna girmemiş, girdiklerini de benimsememiştir. Böylece Holden’nın değerlerini tanımaya ve içinde bulunduğu ortamda kendisini nasıl adlandırdığını öğrenmeye başlarız.

Holden, diğer insanların onu anladığı şekilde bir çocuk olmaktan çok uzak ve yaşadıklarını anlamlandırmaya çalışan biridir. Gözlem yeteneğiyle bizi roman boyunca şaşırtmaya devam eder. Oda arkadaşlarından öğretmenlerine kadar bir dolu tasvir ve karakter analizini bizimle paylaşır. İnsanlara yabancılaştıkça gözlemleri derinleşir. İfade yeteneğindeki kuvvet arttıkça konuşmaktan imtina etmeye, kendini anlatmamaya başlar. Sohbetleri yüzeysel bir tempoda kalır, bir görevmişçesine duygusuzdur. Ancak monologları alabildiğine özenilmiş, oldukça dürüst ifade edilmiştir. Bu haliyle biz Holden’ı olduğu gibi görürüz. Onu dinlemez, adeta onu izleriz. Tıpkı onun diğerlerini izlediği gibi.

“İnsanlar hiçbir şeye dikkat etmiyorlar zaten”. Onun insanları analiz ettiği gibi, insanların durumları analiz edemiyor oluşu ona bu sözleri söyletmiştir. Kendi duvarlarının arkasından böylesi bir serzenişte bulunmak istemiştir Holden. Çünkü ne kadar uzak da dursa her şeyden, bildiğini söylemek gayreti hissetmektedir.

Kolayca yalan söyler Holden, yalan söylemekte iyi olmamasına rağmen. Bunu kendisi de biliyor ancak gene de söylüyor. Sanki gizlenmek ister gibi. Sessiz sakin, bir kenarda kalmak onun için idealmiş gibi.

“İnsanlar size hiç inanmıyorlar zaten”. Belki de bu yüzden konuşmaları geçiştiren, bolca yalan söyleyen bir üslubu vardır. İnsanlara güvenmek istiyor ama bunun mümkün olmadığını biliyor. Roman boyunca ona iyilik yapan herkese gıpta eder bir hali vardır karakterimizin. Ve ona sıcak davranan herkes için aklında bir yer ayırmaktadır. Haklarında kötü konuşmaktan imtina eden, onları anmaktan çekinmeyen bir şekilde konuşur. Böylece anlarız ki, birçok yalnızlık, seçimlerden değil, mecburiyetlerden ve denk gelememekten sebep var olur.

Kitapta üç kardeşinden de sıkça ve detaylı şekilde bahseder Holden. En küçüklerinden merhametle, ortanca kardeşinden özlemle ve abisinden de gizli bir hayranlıkla bahseder. Ortanca kardeşinin ölümünün şüphesiz çokça etkisi olmuştur Holden’nın üzerinde. Sürekli olarak onun masumiyetini vurgular. Diğer tüm çocuklarda övülecek bir özellik bulmasına neden olabilecek bir görüş geliştirmiştir. Holden erginliğe atım atmış ama erginlerin dünyasına yabancı kalmak isteyen biridir. Çocuklardan güzellikle bahsederken, kendisini de yaşından çok daha büyükmüş gibi tanımlayarak, mevcut düzensizliğine yakışacak olumsuzluklar sıralar. Kardeşleri güzeldir. Ama Holden… Hiçbir yere sığamayan, koca bir adam… Oysa belki de en çocukça davranışları yapan da kendisidir. Sürekli tuhaf olduğunu vurgulama gereği hissedecek kadar çocuk… Büyüklerin öğütlerini kulan arkası yapacak kadar çocuk…

“Bana birisi bir armağan verdiğinde, sonunda üzülen hep ben olurum”. Annesinin yanlış paten alması üzerine söylediği bu söz, karakterimizin güzelliğe ve belki de yakınlığa da ne denli uzak kaldığını anlatmanın en net yoludur. İnsan ilişkilerini algılayış biçimi, kendi ideallerinin dışında kalan olay ve olguları hor görmek üzerine şekillendiği için, Holden’ı çoğunlukla memnuniyetsiz ve şikâyet eder halde buluruz.

“Hödük birisiyle konuşuyorsam, ben de hödükçe hareket ederim”. Kendini gizleme eğilimden bahsetmiştik. Diyalogların yönünü kendisinin değil bir başkasının tayin ediyor oluşu onu içten içe rahatsız ediyor belli ki. Ancak bunu düzeltmeye de tenezzül etmiyor. Sohbetlerini ne denli önemsediği kolayca anlaşılabilir bu yorumundan.

“İnsanlar hep yanlış şeyleri alkışlıyorlar”. Holden kendini gösteren ve övünen kimselerden hoşlanmıyor. Hatta filmleri de bu yüzden sahtekarlık olarak adlandırıyor. Sinemaya gitmenin ne denli saçma olduğunu anlatıyor okuyucuya. Gerçeklik arayışından mı yapıyor bunu yoksa samimiyete duyduğu ihtiyaçtan mı bilemem. Ancak kitapta bir noktada onu film seyrederken bile görüyoruz. Yabancılıklarına parmak ucuyla dokunmaktan çekinmiyor.

Duyguların yoğunlaştığı çoğu şeye oldukça uzak. Her şeyden nefret ettiğini bile dile getiriyor bir noktada. Kadınlardan hoşlandığını gururla vurguluyor ama kadınların erkekleri yanlış değerlendirdiğinden bahsedip serzenişte bulunuyor. Şüphesiz kendinden bahsediyor. Kadınlara yaklaşmanın onda anlamsız bir tarafı bile var. Yoğun duygulardan kaçınan biri için fazlaca ruha sahip. Sekse anlam veremiyor. Ancak beraber vakit geçirdiği bir kızı bize sayısız kez anlatıyor. Kendi karmaşıklığında bir çözüm arıyor Holden. Kendine uygun bir dünya arıyor.

“Kaybedince üzüleceğim bir şeyim olmadı hiç”. Elle tutulur şeylere karşı hayran olunası bir kayıtsızlığı var. Oysa “İnsanlar mesajınızı hiç kimseye iletmiyorlar” diye de bozuluyor. Kendisini anlattığı gibi ‘tuhaf’ olmadığını onu tanıdıkça anlıyorsunuz. Yalnızca konuşmak konusunda eksiklikleri var. Oysa Holden, romanda sıkça geçtiği üzere biliyoruz ki kompozisyonlar yazabilen biri. Düşündüklerini konuşarak aktaramıyor diye onu farklı görecek değiliz, değil mi?

Kitabın sonlarına doğru Holden’a yapmak istediği iş soruluyor. Cevabı gerçekten inanılmaz. Ve okuyucunun onu tanıdığı şekliyle var olabilmeyi başarıyor bir anda. “Çavdar tarlasında oynayan çocukları, tarlanın kenarında uzanan uçuruma düşmekten kurtarmak istiyor”. Yalnızca çocukları. Kendini ait hissettiği şekildeki varlıkları… Belki de kendini en dürüstçe açtığı an da bu andır. Ve anlıyoruz ki, Holden çocuk olmaktan çıktıkça, çocukluğu kendine yakıştırmadıkça yabancılaşıyor. Saçlarındaki beyazlardan ve uzun boyundan da dem vurması bu yüzdendir. Ne çocukça bir güzellikte var olabilir ne de yetişkinlere ayak uydurabilir. Yalnızca uzaklaşır, uzaklaştıkça kaybolur. O kayboluşun içinde bir yerde, kardeşini atlı karıncada mutlu gördüğü anda, okuyucuya dönüp de ‘keşke siz de burada olsaydınız’ dediği anda, işte tam o anda, Holden artık bize pek de yabancı değildir.

Tags: Edebiyat İnceleme

Post navigation

Previous Bir Roman Toplumu Değiştirebilir mi?
Next Pluribus Dizisi: Zorunlu Mutluluk Çağında İnsan Bilinci

Trending

Ahlak Nerede Başlar? John Steinbeck – Cennetin Doğusu Copy of John Steinbeck's East of Eden standing on a rustic wooden table with a bouquet, mug, and vintage books in a sunlit countryside setting. 1

Ahlak Nerede Başlar? John Steinbeck – Cennetin Doğusu

Yapay Zeka Çağında Yaratıcı Endüstriler Neden Görünmez Oluyor? WeDirectory’nin Yaklaşımı Homepage hero on a black site with a white W logo, top navigation, and a rounded search field; three project tiles below the fold. 2

Yapay Zeka Çağında Yaratıcı Endüstriler Neden Görünmez Oluyor? WeDirectory’nin Yaklaşımı

Beden: Gerçekten Bir Başyapıt mı? Book or magazine titled 'LIFE' by David Szalay resting on a colorful, weathered desk with a vase of bright flowers nearby and a retro rotary phone in the corner. 3

Beden: Gerçekten Bir Başyapıt mı?

Gotik Londra Anlatısından Beyaz Perdeye: Fleet Sokağının Şeytani Berberi: Sweeney Todd Sweeney Todd 4

Gotik Londra Anlatısından Beyaz Perdeye: Fleet Sokağının Şeytani Berberi: Sweeney Todd

Hartmut Rosa’nın Toplumsal Hızlanma Kuramı: Modern Dünyada Zamanın Daralması Students study at long white tables in a large library with tall bookshelves on two levels and a central banner hanging above. 5

Hartmut Rosa’nın Toplumsal Hızlanma Kuramı: Modern Dünyada Zamanın Daralması

Wunderkammer Nedir? 17th‑century studio still life: wall hung with numerous framed paintings and a cluttered table of shells, coins, busts, and curiosities. 6

Wunderkammer Nedir?

İlgili İçerikler

Ahlak Nerede Başlar? John Steinbeck – Cennetin Doğusu Copy of John Steinbeck's East of Eden standing on a rustic wooden table with a bouquet, mug, and vintage books in a sunlit countryside setting.

Ahlak Nerede Başlar? John Steinbeck – Cennetin Doğusu

Yapay Zeka Çağında Yaratıcı Endüstriler Neden Görünmez Oluyor? WeDirectory’nin Yaklaşımı Homepage hero on a black site with a white W logo, top navigation, and a rounded search field; three project tiles below the fold.

Yapay Zeka Çağında Yaratıcı Endüstriler Neden Görünmez Oluyor? WeDirectory’nin Yaklaşımı

Beden: Gerçekten Bir Başyapıt mı? Book or magazine titled 'LIFE' by David Szalay resting on a colorful, weathered desk with a vase of bright flowers nearby and a retro rotary phone in the corner.

Beden: Gerçekten Bir Başyapıt mı?

Gotik Londra Anlatısından Beyaz Perdeye: Fleet Sokağının Şeytani Berberi: Sweeney Todd Sweeney Todd

Gotik Londra Anlatısından Beyaz Perdeye: Fleet Sokağının Şeytani Berberi: Sweeney Todd

Hartmut Rosa’nın Toplumsal Hızlanma Kuramı: Modern Dünyada Zamanın Daralması Students study at long white tables in a large library with tall bookshelves on two levels and a central banner hanging above.

Hartmut Rosa’nın Toplumsal Hızlanma Kuramı: Modern Dünyada Zamanın Daralması

Wunderkammer Nedir? 17th‑century studio still life: wall hung with numerous framed paintings and a cluttered table of shells, coins, busts, and curiosities.

Wunderkammer Nedir?

Ahlak Nerede Başlar? John Steinbeck – Cennetin Doğusu Copy of John Steinbeck's East of Eden standing on a rustic wooden table with a bouquet, mug, and vintage books in a sunlit countryside setting. 1

Ahlak Nerede Başlar? John Steinbeck – Cennetin Doğusu

Yapay Zeka Çağında Yaratıcı Endüstriler Neden Görünmez Oluyor? WeDirectory’nin Yaklaşımı Homepage hero on a black site with a white W logo, top navigation, and a rounded search field; three project tiles below the fold. 2

Yapay Zeka Çağında Yaratıcı Endüstriler Neden Görünmez Oluyor? WeDirectory’nin Yaklaşımı

Beden: Gerçekten Bir Başyapıt mı? Book or magazine titled 'LIFE' by David Szalay resting on a colorful, weathered desk with a vase of bright flowers nearby and a retro rotary phone in the corner. 3

Beden: Gerçekten Bir Başyapıt mı?

Gotik Londra Anlatısından Beyaz Perdeye: Fleet Sokağının Şeytani Berberi: Sweeney Todd Sweeney Todd 4

Gotik Londra Anlatısından Beyaz Perdeye: Fleet Sokağının Şeytani Berberi: Sweeney Todd

Hartmut Rosa’nın Toplumsal Hızlanma Kuramı: Modern Dünyada Zamanın Daralması Students study at long white tables in a large library with tall bookshelves on two levels and a central banner hanging above. 5

Hartmut Rosa’nın Toplumsal Hızlanma Kuramı: Modern Dünyada Zamanın Daralması

Wunderkammer Nedir? 17th‑century studio still life: wall hung with numerous framed paintings and a cluttered table of shells, coins, busts, and curiosities. 6

Wunderkammer Nedir?

Ve Sanat Sanatçıyı Yarattı Illustration of a colorful desk: pink laptop, notebook, mug, binder clip, and handwriting on a sheet of paper. 7

Ve Sanat Sanatçıyı Yarattı

Haber bülteni

Son Yazılar

  • Ahlak Nerede Başlar? John Steinbeck – Cennetin Doğusu
  • Yapay Zeka Çağında Yaratıcı Endüstriler Neden Görünmez Oluyor? WeDirectory’nin Yaklaşımı
  • Beden: Gerçekten Bir Başyapıt mı?
  • Gotik Londra Anlatısından Beyaz Perdeye: Fleet Sokağının Şeytani Berberi: Sweeney Todd
  • Hartmut Rosa’nın Toplumsal Hızlanma Kuramı: Modern Dünyada Zamanın Daralması

Öneriler

Ahlak Nerede Başlar? John Steinbeck – Cennetin Doğusu Copy of John Steinbeck's East of Eden standing on a rustic wooden table with a bouquet, mug, and vintage books in a sunlit countryside setting.

Ahlak Nerede Başlar? John Steinbeck – Cennetin Doğusu

Yapay Zeka Çağında Yaratıcı Endüstriler Neden Görünmez Oluyor? WeDirectory’nin Yaklaşımı Homepage hero on a black site with a white W logo, top navigation, and a rounded search field; three project tiles below the fold.

Yapay Zeka Çağında Yaratıcı Endüstriler Neden Görünmez Oluyor? WeDirectory’nin Yaklaşımı

Beden: Gerçekten Bir Başyapıt mı? Book or magazine titled 'LIFE' by David Szalay resting on a colorful, weathered desk with a vase of bright flowers nearby and a retro rotary phone in the corner.

Beden: Gerçekten Bir Başyapıt mı?

Gotik Londra Anlatısından Beyaz Perdeye: Fleet Sokağının Şeytani Berberi: Sweeney Todd Sweeney Todd

Gotik Londra Anlatısından Beyaz Perdeye: Fleet Sokağının Şeytani Berberi: Sweeney Todd

  • Kullanıcı Sözleşmesi
  • Bize Ulaşın

©SanatsalHareketler2026