Daisies Papatyalar. Yönetmen: Vera Chytilová
Věra Chytilová’nın 1966 tarihli filmi Daisies (Sedmikrásky), Çekoslovak Yeni Dalga sinemasında biçimsel radikalliği kadar, modernliğin ahlaki yapısını, özne anlayışını ve tüketimle kurulan ilişkiyi sorunsallaştırma biçimiyle de ayrıcalıklı bir konuma sahiptir.
Film, kendisini doğrudan politik ya da didaktik bir anlatı olarak sunmaz, bunun yerine kara mizah, absürtlük ve estetik aşırılık üzerinden felsefi bir düşünme alanı açar. Bu yönüyle Daisies, modern insanın etik yönelimlerini, ideolojiyle ilişkisini ve eylem ile sorumluluk arasındaki gerilimi sorgulayan deneysel bir düşünce pratiği olarak okunabilir.
Chytilová’nın filmi, geleneksel anlatı yapılarından bilinçli bir kopuş sergileyerek olay örgüsünde sürekliliği reddeder, karakterleri psikolojik derinlik iddiasından bilinçli biçimde arındırır ve neden–sonuç ilişkilerini sistematik olarak askıya alır. Ancak bu, yüzeysel bir anlamsızlık üretmek yerine, anlamın alışıldık temsili düzlemlerinin dışına taşınmasını mümkün kılarak, filmin yarattığı belirsizliği izleyici için kapatılması gereken bir boşluk değil, düşünsel olarak etkin bir sorgulama alanı hâline getirmektedir. Yazı spoiler içermektedir.
Daisies Filmi ne anlatıyor?
Filmin merkezinde yer alan iki genç kadın, ikisi de Marie adını taşır. Bu adlandırma bile bireysel kimliğin silikleştiğine, karakterlerin tekil öznelerden çok birer tip, hatta birer ilke gibi işlev gördüğüne işaret eder. Marie’ler, dünyanın “bozulmuş” olduğuna karar verirler ve bu bozulmaya ahlaki bir yanıt geliştirmek yerine, onu radikalleştirerek yeniden üretmeyi seçerler. Bu noktada film, klasik ahlak felsefesinin temel sorularından birini gündeme getirmektedir, “bozuk bir dünyada doğru davranmak mümkün müdür, yoksa her eylem kaçınılmaz olarak bu bozulmanın bir parçası mıdır?”

Marie’lerin davranışları yüzeyde nihilist ya da anarşik olarak okunabilir. Yalan söylerler, manipüle ederler, aşırı tüketirler, insanları araçsallaştırırlar. Ancak bu davranışlar basit bir ahlaksızlık anlatısı olarak sunulmaz. Chytilová, bu eylemleri bilinçli olarak absürd düzleminde kurar. Abartı, tekrar, grotesk jestler ve çocuksu oyunlar aracılığıyla Marie’lerin davranışları gerçeklikten koparılır. Bu kopuş, izleyiciye mesafe kazandırır ve ahlaki yargıyı bir nevi askıya alır. İzleyici artık “doğru” ya da “yanlış”tan önce “neden böyle” sorusunu sormak zorunda kalır.
Çek Yeni Dalga bağlamında Chytilová’nın çalışması, stereotip kadın temsillerini bozmak ve feminenliği yeniden tesis etmek amacı da taşıyor diyebiliriz. Filmdeki Marie’ler, Daisies’in özgün biçimsel dili sayesinde, cinsiyet rollerinin biçimlendirilmiş doğasını göze sokar şekilde sunulur. Tabii film aslında feminist manifesto olarak değerlendirilmese de, feminist kuram açısından güçlü bir okuma alanı sağlıyor. Chytilová’nın filmini feminist bağlamda yorumlayan eleştirmenler filmdeki sinematografik tekniklerin ve karakter davranışlarının patriyarkal güç yapılarına meydan okuma aracı olduğunu öne sürmektedir.
Tüketim ve Modern Özne
Filmin alt metinlerine baktığımızda pek çok sahnesinde yiyecek, tek başına bir beslenme aracı olmaktan çıkar, sapkınlık, haz ve tüketimin metaforik aracı hâline gelir. Bir yemek sahnesinde Maries’in karşısına sıradışı bir biçimde üst üste gelmiş yiyecekler çıkar, bu yiyecekler “mizah üretmek için tüketilir” ve bu şekilde modern tüketime dair hem hiciv hem de grotesk bir yorum yapılır. Bu, geleneksel sinematik resmiyetin tüketim nesnesi hâline getirdiği beden, yiyecek ve arzu üçlüsünü ironik bir düzleme taşır.
Marie’lerin kendilerini “panna” olarak tanımlamaları, yani hem bakire hem de oyuncak bebek anlamını taşıyan bir kavramla özdeşleştirmeleri, filmin ontolojik düzlemini derinleştiren temel bir hamle olarak okunabilir. Bu tanımlama, karakterleri psikolojik bireyler olmaktan ziyade, bedensel ve davranışsal figürler hâline getirir. Film boyunca belirginleşen kukla estetiği, Marie’lerin jestlerinde, yürüyüşlerinde ve tekrara dayalı eylemlerinde açıkça hissedilir, hareketler canlılıktan ziyade otomatiklik izlenimi yaratır. Bu durum, Henri Bergson’un Gülme adlı metninde geliştirdiği komik kuramıyla doğrudan ilişkilendirilebilir.

Bergson’a göre gülünç olan, yaşamın akışkanlığına mekanikliğin sızmasıdır. Canlı olanın katılaşması, esnekliğin yerini tekrarın alması ve davranışın içsel bir yönelimden koparak otomatikleşmesi, komiğin temel koşulunu oluşturur. Bu bağlamda gülme, yalnızca bir eğlence tepkisi değil, toplumsal bir düzeltme mekanizmasıdır, mekanikleşmiş davranışa yöneltilmiş bir uyarıdır. Daisies’te Marie’lerin kuklamsı bedenleri tam da bu mekanikleşmenin yoğunlaşmış hâli olarak değerlendirmeye açıktır.
Bergson’un düşüncesi çerçevesinde bakıldığında, Marie’lerin bedensel jestleri bir özgürleşme ya da masumiyet hâline işaret etmemekte aksine, modern yaşamın birey üzerinde yarattığı otomatikleşmenin grotesk bir görünümünü ortaya koyar. Vicdandan ya da ahlaki yönelimden vazgeçmek, onları daha serbest ya da daha “doğal” kılmamakta, davranışlarını esnekliğini yitirmiş, tekrara bağımlı ve duygusal derinlikten yoksun bir düzleme hapsetmektedir. Bu anlamda Daisies, Bergsoncu anlamda komiği üretirken, aynı anda modern öznenin yaşamsallığını kaybetme riskini de görünür kılar. Marie’lerin giderek mekanikleşen bedenleri, filmin etik boyutunu sessiz ama güçlü biçimde kurar, zira burada sorun bireysel ahlaksızlık değil, yaşamla temasını yitirmiş davranışın kendisidir.
Marie’lerin “varız” diyerek yürüdükleri sahne, hemen ardından gelen kilitli kapılar ve ters yönde akan tren görüntüleriyle kesilir. Bu montaj, varoluşun yalnızca eylemle ya da tekrar yoluyla doğrulanamayacağı üzerinden okunabilir. Tren rayları, bireyin davranışlarının ne ölçüde önceden belirlenmiş olduğunu, toplumsal normların nasıl bir yön tayin ettiğini simgeler. Filmin açılış ve kapanışında yer alan savaş görüntüleri ise bu felsefi sorgulamayı daha geniş bir tarihsel bağlama taşır. Endüstriyel makineler ve bombardıman sahneleri, bireysel ahlaksızlık ile kolektif yıkım arasındaki ilişkiyi kurar. Modern dünyanın gerçek barbarlığı nerede başlar?
Bu noktada film, Jan Patočka’nın “ruha özen” kavramıyla okunabilir. Patočka’ya göre modernliğin krizi, insanın eylemlerinin dünyadaki etkisiyle bağını koparmasından kaynaklanır. Daisies, izleyiciyi bu kopuşla yüzleştirir. Marie’lerin yıkıcılığı, yalnızca onların ahlaki çöküşünü değil, izleyicinin gündelik hayatındaki kayıtsızlıkları da görünür kılar. Filmin finalinde yer alan cümlesi, “Bu film, yalnızca ayaklar altında ezilmiş salataya öfkelenenlere adanmıştır.” filmin felsefi tutumunun altını çizmektedir. Chytilová, ahlaki duyarlılığın seçiciliğini eleştirir. Küçük estetik ihlaller karşısında öfkelenen, ancak sistematik yıkımlara karşı sessiz kalan bir bilinç yapısını hedef alır.
Chytilová’nın Daisies’i hâlâ özgünlüğünü koruyan bir çağdaş eleştiri olarak okunabilir çünkü film, modern tüketim pratiklerinin birey üzerindeki ideolojik etkisini açığa çıkarır. Marie’lerin davranışları, tüketim toplumunun arzularını, beklentilerini ve bireye dayattığı anlamsız hedefleri parodileştirir. Modern toplumda tüketim artık sadece ekonomik bir faaliyet değil, bireyin varoluşsal bir rol edinmesidir, Daisies bu rolü, abartı düzeyinde sahneleyerek izleyiciyi hem güldürür hem düşündürür.
Kaynaklar ve İleri Okuma
Baudrillard, J. (2016). Tüketim toplumu: Söylenceleri ve yapıları (H. Deliçaylı & F. Keskin, Çev.). Ayrıntı Yayınları.
Bergson, H. (2019). Gülme: Komiğin anlamı üzerine deneme (Y. Avunç, Çev.). Ayrıntı Yayınları
Patočka, J. (1996). Heretical essays in the philosophy of history (E. Kohák, Çev.). Open Court.
Škvorecký, J. (1975). All the bright young men and women: A personal history of the Czech cinema (M. Schonberg, Çev.). Peter Martin Associates.