Yabancılaşma, bireyin kendi benliğine olan uzaklığıdır. Yabancılıkta en çok bireyin duygularına olan uzaklığıdır. İlişkilerimizde bu durum daha görünür haldedir. Çünkü değişken duyguları somut bir şekilde görülür.
Öznenin nesne ya da bilinç ile şeyler arasındaki ilişkinin bozulması öznenin ötekileşmesidir. Ötekileşen bilinç zihnindeki görsel imajını kaybeder. Yabancılaşma kavramının varlığını 18. yüzyıldan bu yana hala görebilmekteyiz. Kavramın manası Latincede “alienus”tan türemiş olan alienare kelimesinden gelir. Alienus kelimesi ise ruh hastası manasına gelir (Akyıldız,1998).
Yabancılaşma bireysel psikolojik bir durumdur. (Akyıldız,1998) Ruh ve zihin bir zıtlaşma yaşadığı durumda birey kendine yabancılaşır ve ruh, deformasyona uğrar. Modern çağın karmaşasında insan, yalnızca toplumdan değil kendinden de uzaklaşmıştır. Kendinle bağ kuramadığı gibi birtakım maskelerle kendini izole eder veya toplumda farklı bir kimlik yaratabilme umuduyla tutunma çabasına girer.
Çevresine gösterdiği maskeyi, kendine gösterirse içsel dengesini kaybeder. Yaşantısındaki dengeyi bulamadığı takdirde, kendine göstermediği yüzüyle karşılaşır. Bireyin, kendisiyle baş başa kaldığı anlardan biri de aynanın karşısında yüzüne odaklandığı andır. Aynaya baktığında bulunan yüz anatomisinin aslında kendisine yabancı olmasıyla ilk defa karşı karşıya gelmesidir. İlk yüzleşmedir. İlk sorgulamalar, ilk hesaplaşma gerçekleşir.
Birey, kendine söyleyemediklerinle yüzleşir ve bunları net bir biçimde görür. Bu anatomik görüntü, çeşitli duyguları kendisinde hissettirdiklerinle gerçekçi şekilde yüzleştirir. Çünkü birey kendinle baş başa kalmıştır. Yansımada oluşan görsellik ruhunun ifadesidir. Ruhu poz vermiştir. Ruhun özüdür. Ancak bireyin kendisini gördüğü ve aynanın aktardıkları farklıdır. Ruh, kendini görmek istediği gibi görmektedir. Ayna ise görmek istenene kılavuzluk yapar. Birey, zihninde ürettiklerinle kendini anlamlandırmaya çalışır. Bu durumda görmek istediği gibi görür. Ayna ise gerçekleri hakikatiyle apaçık yansıtır. Bir diğer deyişle sanatçı da aynı işlevselliği kullanır. Görmek istediğini görür ve anlamlandırır. Ayna ise görüntüyü salt bir biçimde verir.
Ancak sanatçı kendi ruhunun ihtiyaçlarını da karşılama arzusundadır. Sanatçı gördüklerini bazen filtreleme yapmaz olduğu gibi de gösterebilir. Bu durumda insan gördüğünü anlamlandıran bir yolculuğa çıkarken ruhu bambaşka hissedebilir. İnsan sürekli gözlemleyen, gözlenen bir varlıktır. Kendinle, geçmişinle, toplumla ve gelecekle hesaplaşan haldedir. Hesaplaşan ruh hastalanmaya başlar. Çünkü orada artık özne yoktur. Kendisini göremez. Olmak istediğini görmeye başlar. Ruh, kıyaslama halindedir. Bu durum onun maskelerini takmasına yol açar. Göründüğü gibi değildir. Bu durumu sanatçıda vizyonuna alır. Sadece gördüklerini çizmekle yetinmez. Göremediklerine eklemeler yapabilir. İroni ve mizahi yorumlamalar onun sanatının maskesi haline gelir. Buna en yakın Türk sanatçı Mehmet Güleryüz’dür.
Figürleri deformasyona uğramış birden fazla deseni, heykelleri vardır. Figürlerindeki maskeler, yüzdeki gerilimler sahicidir. Ruhtaki yabancılaşmayı ironik bir biçimde aktarmayı seçmiştir. İçsel sesin yansımasını görünür hale getirmiştir.
Kaynakça
Akyıldız H.(1998) Bireysel ve toplumsal boyutlarıyla yabancnılaşma. Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi S3 (Güz)s.163-176