İmge, düş gerçekliğinin zihinde canlanma sürecidir. Bu görüntülerin iletişimde aktarmalar yapabilmesi için işlevsellik taşır. Dilin kendi yapısının içinde göndergesel bağlamlar vardır. Zihinde canlanan bir kelimenin karşılığında bir görüntü oluşmaktadır. Ancak Wittgenstein’a göre anlam bu değildir. Zihinsel anlamı görsel görüntüler üzerinde açıklamaz. Önermelerin gerçeklik üzerindeki etkisinin resimsel yapısını özümser. Anlam ona göre sözcüğün kullanım biçimidir. İletişim sürecinin içerisinde sadece kelimeler değil simge ve göstergelerde bulunmaktadır. Göstergeler, kelimeler ile bir araya gelebilmektedir. Göstergelerin çözümlenmiş hali anlamın özünü oluşturabilmektedir. İmgenin bütünlüğü zihinde bağlantı kurabilmelidir. İm ve gösterge dışında anlam da olmalıdır.
Wittgenstein’ın kuramına göre gösterge ve imgenin tek başına yeterli gelmediği bunun yanı sıra anlamın göstergesel mantığa da yerleşmesidir. Göstergelerin tanımlanması, onların kullanım içinde ortaya çıkan, işaret etme yolunun belirlenmesidir Bu belirmede adların gönderimi olan nesnelerin tanımlanması söz konusu değil, bu nesnelere karşılık olarak dilde kullanılan göstergelerin tanımlanmasıdır. Günlük dilde göstergeler kuralına uygun olarak kurulmuş olsa bile, açık seçik olarak tanımlanmadıkları, açık- seçik bir simgesel yönleri olmadıkları için anlamı açık seçik olarak ifade edemezler (Çakmak,1997:142)
Wittgenstein, “Tractatus Logico-Philosophicus” adlı eserinde dilin işlevinin anlatımsal olduğunu ifade eder. Bir dilin görsel olarak ifadelendirme süreci olduğunu dile getiren filozoftur. Bu eserde dilin dünyayı resmetme işlevini ifade eder. Ancak bu görsel bir süreç değildir. Tasarım, renk sanat estetik süreçlerle bağlantısı yoktur. Bir resim, renk ve çeşitli temel tasarım kurallarının yanı sıra çeşitli tekniklerle bir araya gelerek oluşturan bir süreç gibi görünse de ressamın duygu düşünceleri ve yaşam deneyimleri resmin özüne yansımaktadır. Bir şair kelimeleri yan yana bir araya getirmesi sözcüklerin seçimiyle doğrudan ilgili olsa da tek başına yeterli değildir. Çünkü zihinsel mantığa uyan diğer göndergesel simgelerden de yararlanarak dil oyunlarını gerçekleştirmektedir. Bir kelimenin birden fazla göstergesel ve göndergesel işlevi bulunur (Düşünbil,2018).
Wittgenstein’na göre ise kelime işlevi, kullanım bağlamı ve dil oyunu içindeki rolü önemlidir. Wittgenstein’ın dil anlayışı estetik üretim süreçlerine dayanmaz. Onun ama dilin kullanım düzeni ve mantıksal işlevini açıklamaktadır. Kelimelerle mizahı dokunuşlar yapmak mümkündür. Kelime oyunlarınla anlamı değiştirmek mümkündür. Anlamı bozmak ya da herhangi bir şaka iletişimde de yer alır. Anlam, mantık dil oyunlarının yapı taşıdır. Anlamın içinde birden fazla anlam bulunduğunda zihin bunu çözmek ister. Wittgenstein’ın çalışmasındaki mantığa göre dil duyguları yansıtmaz, dünyayı mantıksal olarak resimler.
Kaynakça:
Düşünbil, 2018. Bir Kelimenin Anlamı, Onun Dildeki Kullanımıdır: Wittgenstein’ın Felsefesinde Dilin Sınırları
Çakmak, C. 1997 Wittgenstein’da Dil ve Felsefe İlişkisi dergipark.org.tr