Herman Hesse, Siddhartha romanında insanlığın binlerce yıldır peşinden koştuğu hakikat sorusunu en yalın ama en derin biçimiyle ele alır. Varlığın ıstırabını yaşayan ve bunu bilme lütfuna sahip olan yegâne canlılar belki de sadece insanlardır. Bu insanlar ki tüm zamanlarda bu ıstırabın esas sorusunu arama cüretini her daim göstermişlerdir. Kimi vakitlerde öyle insanlar çıkmıştır ki varlığın yaratıcısını öldürme cesaretini bile bulmuşlardır kendilerinde. “Tanrı öldü.” diyen Nietzsche, kimilerine göre günahkâr, kimilerine göre ise hiç kimsenin içinden dahi düşünemediği bu şey için adeta bir kahramandır. Esasında olan durum günahtan da kahramanlıktan da ziyadedir. Siddhartha’da ise işte tam olarak bu esas husus etrafında, başka bir deyişle hakikat çemberinde döner roman. Tanrısının veyahut tanrılarının biricik kulları olan bu ıstıraplı varlıklar yaşamlarıyla nasıl başa çıkacaklardır?
Nobel ödülünü alan Herman Hesse, oldukça yalın bir dille yüz yıllardır aranan soruyu çemberin merkezi hâline getirmiştir. Konunun mühim olmasıyla birlikte herkesin kendince varacağı sonuçların çeşitliliği yine biz insanlara gösterir ki yaşamın birçok yüzü, birçok bakışı vardır. Bu yüzdendir ki ne yaratıcılığın ne edebiyatın ne sinemanın, kısacası sanatın bir sonu yoktur. En nihayetinde yaşamın kendisi başlı başına bir sanat değil midir? O halde Siddhartha yalnızca insanı ya da insan yaşamını değil, bir sanatı ve onun yaratıcısı olan sanatçıyı da anlatmaktadır. Felsefecilerin, sinemacıların, ressamların ve yazarların usanmadan aradıkları yegâne sorunun belki de aslı o “aramada” yatıyordur, kim bilir?
Siddhartha’yı Almancadan çeviren Kamuran Şipal okurlar için muazzam bir çalışma yapmıştır. Kendisi büyük oranda Rainer Maria Rilke’yi çeviren isimdir. Yeryüzüne dayanabilmek için adlı kitapta, Kafka’ya en çok emek veren ve Kafka’yı en çok çeviren isim olarak Tezer Özlü, onu özellikle yazmış ve saygıyla andığını da belirtmiştir. Alman edebiyatının önemli eserlerinden biri olan Siddharta, gerek çevirisiyle gerekse kendisiyle okuyuculara yüzyıllardır olan bu soruya bir kez daha bakmaları gerektiğini hatırlatacaktır.
Yolculuğun İlk Öğretisi: Tanımların Gerisinde Var olabilmek
Siddhartha, her ne kadar bir kitap karakteri de olsa Budizm’in kurucusu olan Buda’nın doğduğunda ona verilen ismidir. Yazar Herman Hesse’nin arzusu, tüm dinlerin ve tüm inançların dışında insanları ancak onların anlayabileceği paydaşlık dahilinde buluşturmaktır. Bu paydaşlık ise yalnızca insana özeldir ve Nietzsche’nin deyimiyle; pek insancadır belki de Siddhartha.
Ailesinin yanında iken Siddhartha, dini ritüellerini eksiksiz yapan bir gençti lakin bir gün gitmek isteyene dek. Bir yolculuğa çıkmak isteyen Siddhartha, arkadaşı Govinda’nın ona katılmasıyla birlikte tıpkı siz okuyucular gibi yaşam serüvenine o eşsiz yolculuğa başlamış olur. Kendi hikayesinin ilk bölümünde, çilecilere katılsa da yaşamın değerinin kendini yoklukta bırakarak olmayacağını anlar. Eleştirdiği insanlardan dilenerek sadece günü gününe yetiştirdiği bir hayatın iki yüzlülük olduğu sonucuna varır. Ne de olsa her şeyi olan bu insanları, günahkâr olarak suçlarken yine aynı insanlardan ekmek istemek, ne inandıkları tanrı için ne de kutsadıkları kendi yaşamları için iyi bir örnek değildir.
Henüz hikayesinin ilk bölümünü bitiren Siddhartha, büyük bir isim duyar ve o büyük ismin yol öyküsü başlamış olur şimdi de. Eşi benzeri olmayan Buda kimdir ve peşinden giden bu insanlar ne görüyordur Buda’da? Sonunda istediği gibi Buda’ya ulaşmış ve gördüğü ilk anda kim olduğunu anlamış olsa da, herhangi bir öğretici istememektir Siddhartha. Arkadaşı Govinda kalmak istediğini söylemiş ve büyülenmiştir bu büyük ustadan onun aksine. Her ne kadar Buda’ya saygı duysa da, birilerinin ya da bir şeylerin himayesinde kendi özüne erişemeyeceğini düşünür.
Öğrencilerinden biri olsam korkarım kendi Ben’im sadece görünürde, sadece yalancıktan sükûn bulup esenliğe kavuşacak, oysa gerçekte yaşamını sürdürüp büyüyecek giderek, çünkü o zaman öğretiyi, senin peşine takılmamı, sana duyacağım sevgiyi, keşişler topluluğunu kendi Ben’im yapmış olacağım. (Sayfa 44)
Yolculuğun ilk öğretisi böylece tanımların gerisinde var olabilmektir. Bir insanı insan yapan şey, herhangi bir şeylerin altında ya da başka bir deyişle korumasında olmamasıdır. “Pek insanca” olabilmenin tek yolu, yolculukta yalnız olduğunu bildiğinde gerçekleşebilir. Unutulmamalıdır ki her insan beşerdir, unutulmamalıdır ki her insanın yolculuğu mutlak birin tekelinde yatar. İnsan yaşamı biriciktir dinlerin, inançların, kültürlerin haricinde insanlar hem yalnız hem de beraberdir her ne kadar yolculuklarında bir başlarına olsalar da. Siddharta’nın ilk yolculuk öğretisi de okuyuculara insan olduğunu Nietzsche’nin sözüyle pek insanca olduğunu hatırlatmaktır. Hepimiz tanımların gerisinde, yolculuğun birliğinde ama insanlığın beraberinde ıstırap çeken eşsiz bir yaşama sahip olan varlıklarız.
Yolculuğun İkinci Öğretisi: Aramayı Yüceltme, Carpe Diem’i Kutsa
Aramanın hikmetinden ve o hikmetin kıymetinden bahsedilir çoğu zaman dinlerde, felsefede. Soru sormanın cevaptan daha mühim olduğu aramanın ise şu anda yaşayan insanların dünyevi hazlarından daha değerli olduğu söylenir. Siddharta kitaptaki yolculuğu boyunca arama eylemeni kendi içinde yüceltir. Her ne kadar uzun seneler boyunca dünyevi hazları benimsese de yerleşik düzene geçerek ev sahibi olsa da ve kötü şeyler olarak bahsedilen davranışları yapsa da her zaman onu okuyucu arama eylemi içerisinde görür. Günümüz dünyasında bile hala aramak cevabı bulmaktan daha önemlidir.
Her daim bir şeyler aramak, her vakit şu anın dışında lakin geleceğin içinde olmak belki de insanı arındıran bir şeydir. Şu anın dâhilinde olan insan hazzı ve keyfi keşfedecektir. Bazı inanışlara göre ise, bilhassa ki Siddhartha’nın yaşadığı ve inandığı dönemdekilere göre, bu bir insan için günahtır. Halbuki insanoğlu her şeyini ararken kaybeder. Aradığı amaç uğruna hep bir yarında kalır, hiç bugünde kalmayarak. Yaşam şu andır; aramayı yücelterek hayatı, kendi varlığını yarında bırakarak belki de en büyük günaha girecektir. Ben’in günahına. Carpe Diem’in ve Siddhartha’nın ise tam olarak burada kesişmektedir yolu. Anda yaşayarak şimdiki zamanda kalan insanlar Ben’in günahından azat olacaktır ve nihayet pek insanca yaşayabileceklerdir.
Son Öğreti: Irmağı Dinle
Kayıkçı dostu olan Vasudeva yolculuğunun son bölümlerinde Siddhartha’ya eşlik edecektir. Ona ırmağı dinlemeyi öğretecektir bunun sebebi ise daha önceden Siddhartha’nın ırmağın sesini duymuş olmasıdır. Aradığımız amaçların, şeylerin hepsinin saklı kaldığı yerdir anda kalmak. Yüzyıllardır aranan sorudur Tanrı var mıdır? Ve yine aynı sorunun öznesini öldüren Nietzsche gibi Siddhartha’nında kendince bir cevabı vardır. Onun herkeste ve her şeyde olmasıdır. Uğruna bir ömür verdiğimiz tanrımız da mükemmel yaşama, günahsız yaşama düşüncesi de hepsi bir yanılsamadır. Uğruna bir ömür vereceğimiz tanrımız kendimiziz ve günah işlemeden, kusurlarımızı örterek yaşamak mümkün değildir. İnsan olabilmek için kusurlu yaşamlarımızın mükemmel ve eşsiz olduğunu kabul etmeliyiz. İnsan sahip olduğu yaşamını da kendisini de tüm insanoğlunu da büyük bir huşuyla severse baktığı her nesneye değer verirse işte tam olarak yaşamış olur.
Tanrı var mıdır? Ve insan yaşamıyla nasıl başa çıkacaktır? O vakit bu iki soruda insanda saklıdır. Her birimiz birer tanrıyız ve yaşamanın mutlak bir yolu yoktur. Günahsız olamayacağımız gibi kendimizi tamimiyle yaşamdan yoksun bırakarak da o üstün noktaya ulaşamayız. Siddhartha’nın yolculuğu gösterir ki ırmağı dinle, kendi kutsal tanrının değil tanrısallığın sesini işit çünkü tek mümkün tanrı içimizde ki o tanrısallıktır.
Kaynakça
Hesse, Herman. Siddhartha. Çev. Kamuran Şipal, Can Yayınları 2024