Perfume: The Story of a Murderer, Tom Tykwer
Patrick Süskind, 1985’te yayımlanan ve dünya çapında büyük yankı uyandıran Koku: Bir Katilin Hikâyesi (Das Parfum) ile ilk bakışta karanlık bir suç romanı sunar. Ancak romanın merkezinde, tam anlamıyla “yokluk”tan oluşmuş bir figür yer alır: Jean-Baptiste Grenouille. 2006 yılında Tom Tykwer tarafından aynı adla beyaz perdeye de uyarlandı. Film, romanın atmosferini büyük ölçüde korudu. Metnin devamı spoiler içermektedir.
Grenouille’nin olağanüstü koku alma yeteneği vardır, fakat kendisinin bir kokusu yoktur. Süskind burada yalnızca fiziksel bir anomaliden söz etmez. “Kokusuzluk”, Grenouille’nin insan olamama, toplumsal bağ kuramama ve kimlik geliştirememe hâlinin somutlaşmış metaforudur.
Kimliksiz Bir Bedende Var Olmak
Grenouille, doğduğu andan itibaren hem toplum hem de anlatı tarafından dışlanmıştır. Onun doğumu bile bir “atık” gibi betimlenir:
Annesi onu balık tezgâhının altında doğurdu. Sonra kalktı ve balık satmaya devam etti.
Bu sahneyle Süskind, karakterinin yalnızca biyolojik değil, ontolojik olarak da istenmeyen bir varlık olduğunu ilan eder. Grenouille toplumun normatif koku düzenine uymayan “kayıt dışı” bir bedendir.
Grenouille’nin varlığı, hem fiziksel hem de ahlaki olarak rahatsız edicidir. Kendisiyle bir bağ kurulamayan, ancak yok da edilemeyen bir öteki konumundadır.
Kokunun Felsefesi: Bilgi, Güç ve Duyular
Roman boyunca koku yalnızca estetik bir unsur değil, bilgiye ulaşmanın ve gücün taşıyıcısıdır. Grenouille, yalnızca kokular üzerinden dünyayı kavrar. Koku, onun için bir haritadır; insanlar bu harita içinde yönlendirilebilir, sınıflandırılabilir ve manipüle edilebilir.
Grenouille kokular yoluyla bedenleri ve arzuları denetler. Kurbanlarını seçerken onların kişisel kokularını “çözerek” adeta onları bedenlerinden önce okur. Böylece roman, görsel-merkezli Batı düşüncesine karşı olfaktör bir bilgi biçimi önerir.
Grenouille Bir Monstrum mu, Ayna mı?
Koku romanı, aynı zamanda modern bireyin görünmezleşen duygusal ve bedensel yabancılaşmasını sergiler. Grenouille bir “canavar” olmanın ötesinde, modernitenin kokusuz, temassız, ilişkisiz öznesidir.
Onun parfüm yapma tutkusu da bu boşluğu kapatmak içindir: var olmayan bir benliği, başkalarının arzularını taklit ederek “üretilmiş bir koku” üzerinden var etmeye çalışır. Grenouille’nin arzusu sevilmek değil, algılanmaktır.
Grenouille bir tür aurasız öznedir. Onun ürettiği parfüm ki bu parfüm en sonunda onu tanrılaştırır aslında bir illüzyonun kokusudur.
Kendini Yok Ederek Var Olmak
Grenouille en sonunda parfümü kullanarak insanları büyüler, ilahi bir varlığa dönüşür… Ama hemen ardından, kalabalık tarafından parçalanmayı seçer. Bu son, Jean Baudrillard’ın “hipergerçeklik” kavramıyla okunabilir: gerçekliğin simülasyonla yer değiştirdiği bir dünyada, tek özgürlük, varlığın inkârıdır.
Grenouille’nin intiharı bir tür zafer değil, bir dönüşsüzlüktür: gerçek bir bedenin asla inşa edilemeyeceği bir dünyada, varlık anlamını yitirir.
Koku Yoksa Kimlik de Yok
Patrick Süskind’in Kokusu, yalnızca duyularla ilgili değil; duyuların yokluğu ve fazlalığı üzerinden kimliğin kırılganlığını anlatır. Görünmez, kokusuz, sevilmeyen bir bedenin edebiyattaki en radikal figürlerinden biridir Grenouille. Ve onun hikâyesi, modern insanın kokusuzluğunu yüzümüze çarpar.
Kaynakça
Süskind, P. (1985). Koku: Bir Katilin Hikayesi (Çev. Tevfik Turan). İstanbul: Can Yayınları.
Marks, L. U. (2002). Touch: Sensuous Theory and Multisensory Media. Minneapolis: University of Minnesota Press.