Italo Calvino
Italo Calvino, Görünmez Kentler (Le citta invisibili) adlı eseri ile klasik bir roman değil, bir tür düşünsel labirent sunar. Kitapta Marco Polo, Moğol hükümdarı Kubilay Han’a ziyaret ettiği şehirleri anlatır. Ancak kısa süre sonra fark ederiz ki bu şehirler belki de hiç var olmamıştır. Ya da hepsi bir şehrin, hatta bir zihnin farklı yüzüdür.
Calvino bu metinle yalnızca edebi değil, felsefi, mimari ve ontolojik bir düzlem kurar. Her bir şehir, insan zihninin zaman, bellek, aidiyet, ölüm ve arzuyla kurduğu bağı temsil eder. Görünmez Kentler, şehri bir coğrafi yer olmaktan çıkarıp bir anlam nesnesine dönüştürür.
Belleğin Mekânla Dansı: Şehir ve Hafıza
Kitaptaki kentlerin çoğu fiziksel olarak tanımlanmaz, onların tanımı, hatırlanma biçimleri ile yapılır. Örneğin Zaira şehri şöyle betimlenir:
Zaira, geçmişin izlerinin kazındığı bir kenttir: her açılan kapı, her sokağın eğimi, her duvarın çatlağı, bir anının işaretidir.
Calvino’ya göre şehir, bireysel ya da toplumsal hafızanın bir tezahürüdür. Bir şehir haritası çizmek, aslında bir belleği haritalamaktır. Böylece Görünmez Kentler, edebiyatı bir tür hafıza mimarlığına dönüştürür.
Postmodern Bir Anlatı Olarak Görünmez Kentler
Roman, klasik anlatı yapısını reddeder. Ne bir olay örgüsü vardır ne de karakter gelişimi. Zaman çizgisel değil, parçalıdır. Bu nedenle kitap, postmodern edebiyatın temel taşlarından biri olarak değerlendirilir.
Calvino, metnin merkezine anlatıcıyı değil, anlatının kendisini yerleştirir. Marco Polo’nun anlattıkları bir tür oyun gibidir; anlatı, anlatıyı üretir.
Kadın Şehirler: Arzu, Yansıma ve Yokluk
Calvino’nun şehirlerine verilen kadın isimleri (Zobeide, Berenice, Fedora, Anastasia) yalnızca estetik değil, simgesel anlamlar da taşır. Bu şehirler bazen bir arzu nesnesi, bazen bir kayıp, bazen de geçmişin yankısı olur.
Örneğin Fedora adlı şehirde halk, geçmişte var olan ama artık olmayan bir binanın farklı versiyonlarını cam kürelerde saklar. Burada Walter Benjamin’in “auranın yitimi” fikriyle karşılaşırız: kentler bir daha asla eskisi gibi olamayacaktır; geriye yalnızca yeniden üretilemeyen bir yokluk kalır.
Sessizlikle Konuşan Kentler
Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri, dil ile temsilin sınırlarını zorlamasıdır. Polo’nun dili bazen gerçekliği açıklamakta yetersiz kalır; kimi zaman da anlattığı şey, tam da söylenmeyen olur.
Bu noktada Görünmez Kentler, sessizliğin dili ile yazılmış bir roman hâline gelir. Kentler konuşmaz, ama varlıklarıyla düşündürür. Calvino’nun dili ise kentin kendisine dönüşür; kat kat açıldıkça daha derin metaforlar ortaya çıkar.
Kent, İnsan Zihninin Katlanmış Hâlidir
Calvino’nun Görünmez Kentler’i, okunmakla bitmeyen, her seferinde yeniden inşa edilen bir metin.. Her şehir aslında insan deneyiminin bir yüzüdür. Yitirilen şeyler, kurulamayan ilişkiler, kayıp zamanlar, özlemler, yıkımlar ve yeniden doğuşlar…
Her şehir, biraz da hayal ettiğimiz, ama asla var olmamış bir evdir.
Görünmez Kentler, görünmez olanı göstermekle kalmaz; görmeye çalıştıklarımızın yapısını da bozar.
Kaynakça
Calvino, I. (1972). Görünmez Kentler (Çev. Eren Cendey). İstanbul: YKY.
(Orijinal eser: Le città invisibili, 1972)
Barthes, R. (1977). The Death of the Author. In Image, Music, Text (pp. 142–148). London: Fontana Press.
Benjamin, W. (1969). The Work of Art in the Age of Mechanical Reproduction. In Illuminations (H. Arendt, Ed., & H. Zohn, Trans.). New York: Schocken Books.
Tuan, Y. F. (1977). Space and Place: The Perspective of Experience. Minneapolis: University of Minnesota Press.