Güney Koreli ve Nobel Ödüllü yazar Hang Kang, Vejetaryen adlı romanı ile aldığı 2016 Yılı Uluslararası Booker Ödülü ile tüm dünya da tanınır hale geldi. Vejetaryen adlı roman, bildiğimiz roman türünden farklı bir kurguda yazılan, hem birbirinden bağımsız hem de birbiriyle bağlantılı olarak okunabilecek üç öyküden oluşuyor. Roman daha ilk cümleden okurunu sarsıyor.
Karım vejetaryen oluncaya dek onun özel bir insan olduğunu hiç düşünmemiştim.
Uyarı: Yazı, kitapla ilgili önemli olay örgüsü detayları içermektedir.
Vejetaryen Romanı Ne Anlatıyor?
İlk öyküde romanın kahramanı, Yonghe’yi eşinin gözünden, ikinci öyküde eniştesinin, üçüncü ve son öyküde ise ablasının gözünden görüyoruz. Gördüğü rüya sonrası vejetaryen olmaya karar veren Yonghe’nin yaşadığı olaylar ve gördüğü baskılar sonucu aklını kaybetmesini konu alan roman, düşündürüyor, sorgulatıyor ve zihin açıyor.
Romanda geçen 3 erkek, baba asker ve şiddet yanlısı, Yonghe’nin eşi sorun istemeyen rutinlerine sıkı sıkı bağlı bir adam. Enişte sanatla ilgilenen, ekonomik özgürlüğü olmayan bir karakter. İlk öyküde Yonghe, vejetaryen olunca, eşinin Yonghe’nin ailesini arayarak, vejetaryen olduğunu söylediğinde, ailenin damatlarından özür dilemesi, Kore toplumunda kadının yerini göstermesi açısından çarpıcı bir diyalog haline geliyor.
Roman, Yonghe ve eşinin, Yonghe’nin ailesiyle bir araya geldiği sahnede, babasının ona zorla et yedirmeye çalışmasının ardından Yonghe’nin bileklerini keserek hastaneye kaldırılmasıyla devam ediyor. Bu olaydan sonra Yonghe, küçüklüğünde yaşadığı o büyük travmayı hatırlıyor. Küçüklüğünde bahçelerinde besledikleri köpek Yonghe’yi ısırınca, babası onu motosikletin arkasında koşturarak, kan kusturarak öldürür ve akşamında, ölen köpeği pirinç lapası ile yerler.
İkinci öyküde, hastaneden çıkan Yonghe eşinden ayrılmış, bir süre ablası ve eniştesi ile aynı evde yaşadıktan sonra, kendi evinde yaşamaya başlamış ve kendine iş aramaktadır. Eniştesi ise oğlunda bulunan Moğol lekesinin Yonghe’de de olduğunu duyduktan sonra Yonghe ile birlikte olma fikrini düşünmeye başlar, vücuduna çiçek çizerek Yonghe’yi de ikna eder. Birlikte oldukları gecenin sabahında, ablası ikisini birlikte yakalar ve Yonghe akıl hastanesine yatırılır. Üçüncü öyküde ise Yonghe, hastanede kendisinin ağaç olduğunu, ağaçların da yemeye ihtiyacı olmadığını söyleyerek yemek yemeyi reddeder, gitgide daha da kötüleşir, tıpkı ölen köpekleri gibi kan kusar…
Yonghe her ne kadar köpeği yemekten etkilenmediğini söylese de, içinde bastırdığı suçluluk duygusu, kendisi de 18 yaşına kadar babasından şiddet gördüğü için, kendini köpekle özdeşleştirmesi, eşinden de et kokusu geldiğini söylemesi, hastanede kendisine zorla yedirilmeye çalışılan pirinç lapasına direnmesi, insan yada hayvan olmaktan kaçıp, bitki ya da ağaç olursa şiddetten baskıdan kurtulabileceğini düşünen, sisteme, topluma başkaldıran bir kadın karakter izlenimi veriyor.
Üçüncü bölümde ise abla vicdanı ile kardeşine duyduğu nefret arasında kalıyor, doktor hastaneden çıkabilir dediği zaman, Yonghe’yi hastaneden çıkarmıyor. Yonghe’nin, “neden ölmek kötü bir şey mi?” sorusu üzerine kendini sorgulamaya başlayan ablanın, kanaması olduğu an öleceğini düşündüğü anlar, aklına geliyor. Hayatına ait bir çok detayı hatırlıyor. Yaşadığı hayatın ona ait olmadığını, aslında bir ölü gibi yaşadığını fark ediyor. Yonghe’nin babasından gördüğü şiddet nedeni ile, birlikte kaçalım dediğini ve o zaman kaçsalardı belki de her şeyin farklı olabileceğini düşünüyor. Abla evde devamlı iş yaparak babasından şiddet görmekten kurtuluyor.
Yonghe’nin ablasına söylediği, “Kimse beni anlamıyor, doktorlarda hemşirelerde hepsi aynı. Anlamaya bile çalışmayarak sadece ilaç verip iğne saplıyorlar.”
Sözü toplumların farklı olanı, kendine benzemeyeni dışlama ve baskı ile kendine benzetmeye çalışması, insanın hayvani arzuları, eniştenin Moğol lekesini öğrendikten sonra Yonghe’ye arzu duyması aslında asıl istediği oğlu muydu? Sorusunu akıllara getiriyor.
Köpekte Yonghe’yi ısırmadan önce tüm mahallede çok akıllı olarak biliniyor ve çok seviliyor. Toplumun kendilerine göre doğru gördüğü kurallar çiğnenince, köpek vahşi bir şekilde öldürülüyor.
Doktorların da Yonghe’ye pirinç lapası yedirmeye çalışması ve vejetaryen olmasının gördüğü rüyanın ardından başlaması, sonrasında ise uyuyamaması rağmen herkesin yalnızca onun vejetaryen olmasına odaklanması; fiziksel bir ihtiyaç olan yemek yemenin bu kadar önemli görülmesine karşın, duygusal ihtiyaçların adeta yok sayılması, insana asıl akıl hastası toplum mu sorusunu sorduruyor. Yonghe karakteri bana, Sophokles’in Antigone adlı karakterini hatırlattı. İnandığın yolda, kararlılıkla ölüme gidebilmek…
Göksel Türközü tarafından çevirisi yapılan Vejetaryen romanı, çeviri açısından da, şiirsel bir anlatım dili ile çok başarılı bir roman… Okuduktan sonra uzun süre etkisinde kalabilirsiniz…
Kaynakça
Kang, H. (2024). Vejetaryen (G. Türközü, Çev.). April Yayıncılık.
Daha fazla inceleme yazıları için edebiyat kategorisini ziyaret edebilirsiniz.